Kerem Aydıner
Kerem Aydıner - Dış Politika

Doğu Ekspresi'nde Bilet Telaşı Başlarken Rayın Ötesine Bakmak

Her yıl ekim sonu geldiğinde Türkiye'nin gündemine tuhaf ama tanıdık bir heyecan düşer: Turistik Doğu Ekspresi biletleri. Bir tren bileti satışının, hem de aylar öncesinden, bu denli geniş bir ilgi uyandırması ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Ama işin özüne inildiğinde, ortada yalnızca bir ulaşım hizmeti değil, aynı zamanda bir tür kolektif mola arayışı var. Ankara ile Kars arasındaki uzun ray hattı, kışın ortasında, insanların takvimlerini ve bütçelerini önceden planlamaya razı olduğu bir deneyime dönüşmüş durumda.

Bu yılki takvim de aynı ritmi sürdürüyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun açıklamalarına göre bireysel bilet satışları 26 Ekim günü saat 13.55'te başlıyor. Biletler TCDD Taşımacılık'ın satış kanallarından temin edilebilecek. Sefer sayısı ise geçmiş sezonlarla aynı çizgide: 2026-2027 kış sezonunda her iki yönde 35'er olmak üzere toplam 70 sefer yapılacak. Ankara-Kars yönündeki seferler 21 Aralık 2026 ile 10 Mart 2027 arasında, Kars-Ankara yönündekiler ise 23 Aralık 2026 ile 12 Mart 2027 arasında gerçekleştirilecek. Ankara'dan hareketler pazartesi, çarşamba ve cuma günleri; Kars'tan dönüşler ise çarşamba, cuma ve pazar günleri olacak.

Buradaki asıl mesele, rakamların kendisinden çok ne anlama geldiği. 70 sefer, kabaca dört aya yayılan bir kış sezonu için mütevazı bir kapasite. Talep ise, biletlerin satışa çıktığı saatte yaşanan yoğunluktan anlaşılacağı üzere, bu kapasitenin çok üzerinde seyrediyor. Bu dengesizliğin kendisi başlı başına bir tartışma konusu. Bir yandan sınırlı arz, deneyimin "özel" kalmasını sağlıyor; diğer yandan, tren yolculuğunu bir kültürel keşif aracı olarak yaygınlaştırma iddiasıyla çelişiyor. Kimin hangi koşullarda bu trene binebildiği sorusu, turizm politikalarının en az konuşulan ama en çok hissedilen yanını oluşturuyor.

Fiyatlandırma da bu tabloyu tamamlıyor. Basına yansıyan bilgilere göre Ankara-Kars yönünde düşük dönem olarak nitelenen 21 Aralık 2026-15 Ocak 2027 aralığında oda fiyatı 16 bin 500 TL, yüksek dönem olarak belirlenen 18 Ocak-10 Mart 2027 aralığında ise 20 bin TL. Kars-Ankara yönünde düşük dönemde 15 bin TL, yüksek dönemde 18 bin TL uygulanacak. Bu rakamlar, treni bir ulaşım aracı olmaktan çıkarıp bir "deneyim ürünü" olarak konumlandırmanın doğal sonucu. Aynı güzergâhı otobüsle ya da uçakla çok daha düşük maliyetle kat etmek mümkünken, bu fiyatların talep görmesi, insanların satın aldığının yalnızca yer değiştirme değil, bir zaman ve atmosfer olduğunu gösteriyor.

Sefer güzergâhındaki gezi molaları ise işin en dikkat çekici kısmı. Ankara-Kars yönünde Erzincan ve Erzurum istasyonlarında, Kars-Ankara yönünde ise İliç, Divriği ve Sivas istasyonlarında gezi amaçlı duruşlar yapılacak. Bakan Uraloğlu'nun ifadesiyle yolcular, tren yolculuğunun yanı sıra Anadolu'nun tarihi ve kültürel değerlerini de yerinde görme fırsatı bulacak. Bu duraklar, treni bir tür hareketli sahne olmaktan çıkarıp çevresindeki coğrafyayla ilişki kuran bir araca dönüştürüyor. Erzincan, Erzurum, Divriği, Sivas; her biri kendi başına bir tarih ve mimarlık birikimi taşıyan bu şehirler, birkaç saatlik molalarla ne kadar keşfedilebilir, orası ayrı bir tartışma. Ama en azından ray hattı, geçtiği yerlerle kurduğu ilişkiyi hatırlıyor.

Bu noktada dış politika ve bölgesel güvenlik perspektifinden bakıldığında, meselenin görünmeyen bir boyutu ortaya çıkıyor. Kars, Türkiye'nin doğu sınırına yakın konumuyla yalnızca turistik değil, aynı zamanda jeopolitik bir anlam taşıyor. Doğu Anadolu'nun ulaşım altyapısı, tarihsel olarak merkez ile çevre arasındaki bağın en somut göstergelerinden biri olagelmiştir. Demiryolu, bu coğrafyada her zaman yalnızca yolcu taşımadı; devletin varlığını, ekonomik canlılığı ve bölgesel entegrasyonu da taşıdı. Turistik bir trenin bu hattı canlı tutması, sembolik düzeyde bile önemli. Zira altyapının işler kalması, o bölgede yaşayan insanlar için de bir tür güvence anlamına geliyor.

Öte yandan, turizmin tek bir trene ve tek bir güzergâha sıkışması, bölgesel kalkınma açısından sınırlı bir katkı sunuyor. Otel kapasitesi, yerel rehberlik, el sanatları ve gastronomi gibi alanların bu akıştan ne ölçüde pay aldığı, üzerinde durulması gereken bir soru. Trenin getirdiği yolcunun istasyondan çıkıp şehre ne kadar karıştığı, birkaç saatlik molalarda ne kadar harcama yaptığı, turizm ekonomisinin gerçekten nereye aktığını belirliyor. Bu anlamda Turistik Doğu Ekspresi'ni bir "amiral gemisi" olarak görmek mümkün; ama amiral gemisinin yanında filonun geri kalanının da hazır olması gerekiyor.

Bilet satış saatine ilişkin bir ayrıntı da dikkat çekici: 13.55. Tuhaf görünen bu saat, aslında kurumsal bir hafızanın ürünü. Aynı dakikanın yıllardır korunması, satış sürecinin öngörülebilirliğini sağlıyor ve alıcıların hazırlık yapmasına imkân tanıyor. Küçük bir ayrıntı gibi görünse de, kamu hizmetlerinde tutarlılığın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. Bilet bulamayanların hayal kırıklığı bir yana, sürecin şeffaf ve öngörülebilir olması, tartışmanın daha sağlıklı bir zeminde yürümesine katkı sunuyor.

Yine de bu tabloya daha geniş bir pencereden bakmak gerekiyor. Türkiye'de demiryolu yolcu taşımacılığı, uzun yıllar boyunca ihmal edilmiş bir alan olarak kaldı. Son dönemde yüksek hızlı tren hatlarının genişlemesi bu tabloyu kısmen değiştirdiyse de, konvansiyonel ve turistik hatların durumu ayrı bir başlık. Turistik Doğu Ekspresi'nin bu denli ilgi görmesi, aslında bir boşluğun göstergesi. İnsanlar, modern hayatın hızından kaçmak için tarihî bir treni arıyor; ama bu arayışın bu kadar yoğun olması, alternatiflerin yetersizliğini de ele veriyor. Daha fazla güzergâh, daha fazla sefer ve daha erişilebilir fiyatlar, talebi tek bir hatta sıkışmaktan kurtarabilir.

Sezon takvimine bakıldığında, trenin kış aylarına denk getirilmesi de tesadüf değil. Kar altında bir tren yolculuğu, fotoğraf karelerine sığmayan bir estetik sunuyor; ama aynı zamanda zorlu hava koşullarında işletme risklerini de beraberinde getiriyor. Doğu Anadolu'nun kışı, rayların üzerinde ciddi bir sınav. Bu nedenle seferlerin aksamadan sürmesi, hem teknik hazırlığa hem de operasyonel disipline bağlı. Yolcuların yaşadığı gecikmeler ya da aksaklıklar, deneyimin bütünü üzerinde orantısız bir etki bırakabiliyor; çünkü bu trende insanlar yalnızca bir yere varmak için değil, yolculuğun kendisi için bilet alıyor.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde, ortada hem turizm hem de ulaşım politikası açısından ilginç bir kesişim noktası var. Turistik Doğu Ekspresi, bir yandan bölgesel kalkınmanın ve kültürel mirasın tanıtımının aracı; diğer yandan sınırlı kapasitesi ve yüksek fiyatıyla seçkinci bir deneyim. Bu ikilemi çözmek, yalnızca bakanlığın değil, yerel yönetimlerin, turizm işletmelerinin ve sivil toplumun ortak işi. Trenin raylarında ilerleyen şey, aslında bir ülkenin doğusuna bakış biçimi.

Biletlerin satışa çıktığı saatte ekran başında bekleyenlerin çoğu, belki de yalnızca bir yolculuk değil, bir hatıra peşinde. Kars'ta karın altında bir sabah, Divriği'de taş işçiliğinin gölgesinde bir mola, Erzurum'da soğuk bir havada içilen çay... Bunların hiçbiri bilet fiyatına dahil değil, ama tam da bu yüzden değerli. Raylar, geçtiği coğrafyayı birbirine bağlarken, insanların zihninde de bir bağ kuruyor. O bağın ne kadar sağlam olacağı ise, yalnızca sefer sayısına değil, o hattın çevresinde kurulan hayatın canlılığına bağlı.

Toplam 51 defa okunmuştur.

Kerem Aydıner diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.