Hakan Karam
Hakan Karam - Ekonomi

Rezervlerde 2,5 Milyar Dolarlık Geri Çekilme

Perşembe öğleden sonrası, piyasaların haftalık takviminde yer alan o bildik başlık yine önümüze geldi: Merkez Bankası'nın para ve banka istatistikleri. 16 Ekim ile biten haftanın tablosu, rezervlerde dikkat çekici bir geri çekilmeye işaret ediyor. Toplam rezervler bir önceki haftaki 171 milyar 575 milyon dolar seviyesinden 2 milyar 478 milyon dolar azalarak 169 milyar 97 milyon dolara inmiş durumda. Yani kabaca 169,1 milyar dolar. Bu, tek başına bakınca insanın içini bir miktar burkan bir rakam; ama işin içine girdiğimizde tablonun nasıl okunması gerektiği de netleşiyor.

Önce bileşenlere ayıralım, çünkü toplam rezerv dediğimiz şey aslında iki ayrı kalemin toplamı. Bir tarafta brüt döviz rezervleri, diğer tarafta altın rezervleri var. 16 Ekim itibarıyla brüt döviz rezervleri 2 milyar 419 milyon dolar azalarak 62 milyar 148 milyon dolara gerilemiş. Bir önceki hafta, yani 9 Ekim'de bu kalem 64 milyar 567 milyon dolar düzeyindeydi. Altın tarafında ise düşüş çok daha sınırlı: 59 milyon dolarlık bir azalışla 107 milyar 8 milyon dolardan 106 milyar 949 milyon dolara inmiş. Dikkat edilirse, haftalık toplam değişimin neredeyse tamamı döviz kaleminden geliyor. Altının payı, toplam pastanın içinde küçük bir kırıntı gibi kalıyor.

Bu ayrım önemli, çünkü iki kalemin hareket mantığı birbirinden farklı. Altın rezervleri, büyük ölçüde ons fiyatındaki dalgalanmalar ve Merkez Bankası'nın altın alım tercihleriyle şekilleniyor. Döviz rezervleri ise daha çok piyasadaki döviz arz-talep dengesi, bankaların Merkez Bankası nezdindeki işlemleri ve zaman zaman da kur savunmasına dönük müdahalelerle ilgili. Dolayısıyla brüt döviz rezervindeki 2,4 milyar dolarlık haftalık düşüş, piyasa açısından bakılması gereken asıl satır. Ancak burada hemen bir uyarı düşmek lazım: Haftalık veriler doğası gereği dalgalıdır. Bir hafta düşen rezerv, ertesi hafta aynı hızla toparlanabilir. Nitekim geçmiş seriye baktığımızda bu dalgalanmanın ne kadar olağan olduğunu görüyoruz.

Şöyle bir geriye gidelim. Ocak 2026 sonunda toplam rezervler 218 milyar 158 milyon dolar ile zirveye yakın bir yerdeydi. Şubat ortasında 211 milyar 784 milyon dolara, Mart sonunda ise 155 milyar 339 milyon dolara kadar inmiş. Aradan geçen aylarda rezervler yeniden toparlanmış; Nisan ortasında 174 milyar 467 milyon, Ağustos ortasında 188 milyar 450 milyon dolar seviyeleri görülmüş. Eylül sonundan bu yana ise yine bir aşağı yönlü eğilim var: 25 Eylül'de 171 milyar 204 milyon, 2 Ekim'de 167 milyar 388 milyon, 9 Ekim'de 171 milyar 575 milyon ve son olarak 16 Ekim'de 169 milyar 97 milyon dolar. Bu iniş çıkışlar, tek bir haftanın verisinden büyük sonuçlar çıkarmanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.

Peki bu tablo yurttaş açısından neden önemli? Rezervler, doğrudan cebimize giren bir kalem değil elbette. Ama dolaylı yoldan birçok şeyi etkiliyor. Güçlü bir rezerv pozisyonu, piyasanın dış şoklara karşı ne kadar dayanıklı olduğunu gösteren bir tampon işlevi görüyor. Döviz kuru üzerinden ithal ürünlerin fiyatına, oradan da enflasyona uzanan bir zincir var. Rezervlerdeki hızlı erime, piyasa oyuncularının aklına ister istemez "kur üzerinde bir baskı mı var" sorusunu getirir. Bu soru, beklentileri ve dolayısıyla fiyatlamaları etkileyebilir. Ancak tek bir haftalık düşüşün bu zinciri kıracak bir kanıt olmadığını da altını çizerek söylemek gerekiyor.

Merkez Bankası'nın elindeki araç seti de burada devreye giriyor. Faiz politikası, zorunlu karşılıklar, swap işlemleri ve gerektiğinde doğrudan müdahaleler, rezerv yönetiminin parçaları. Haftalık veriler bu araçların hangi ölçüde kullanıldığına dair dolaylı ipuçları verse de, tek başına bir haftalık hareketten politika yönü okumak sağlıklı değil. Hele ki altın ve döviz kalemlerinin farklı dinamiklerle hareket ettiğini bildiğimizde, toplam rezerv rakamına bakıp tek cümlelik yorum yapmak, veriyi fazla hafife almak olur.

Dış cephede de işler hareketli. Küresel piyasalarda Fed'in faiz patikasına dair beklentiler, doların gücünü ve gelişmekte olan ülkelere yönelen sermaye akışını belirliyor. Dolar endeksindeki yukarı yönlü hareketler, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluştururken merkez bankalarının rezerv tercihlerini de etkiliyor. Türkiye özelinde ise enflasyonla mücadelede gelinen nokta, faiz koridorunun nasıl şekilleneceği ve kurun seyri, önümüzdeki haftalarda rezerv tablosunu doğrudan etkileyecek değişkenler arasında. Bu değişkenlerin hiçbiri tek başına belirleyici değil; hepsi bir arada, birbirini besleyen bir denklem içinde çalışıyor.

Bir de verinin sunum biçimine dair küçük bir not düşelim. Aynı haftalık tablo, farklı başlıklarla farklı tonlarda sunulabiliyor. Kimi yorumlar "rezervler 2,5 milyar dolar azaldı" diyerek düşüşe odaklanırken, kimileri "rezervler 169,1 milyar dolar oldu" diyerek seviyeyi öne çıkarıyor. İkisi de aynı veriyi anlatıyor aslında. Okur açısından önemli olan, başlığın değil, sayının kendisi ve o sayının hangi kalemden geldiği. Brüt döviz rezervindeki düşüşün altın kalemindeki sınırlı gerilemeyle birleşerek toplamı aşağı çektiğini bilmek, tabloyu daha doğru okumayı sağlıyor.

Önümüzdeki haftalarda neye bakmalı? Öncelikle bu düşüşün tek haftalık bir sapma mı yoksa yeni bir eğilimin başlangıcı mı olduğunu anlamak için en az üç-dört haftalık veriyi yan yana koymak gerekiyor. Brüt döviz rezervlerinin 62 milyar dolar bandında kalıp kalmadığı, altın kaleminin ons fiyatındaki hareketlere nasıl tepki verdiği ve toplam rezervin 170 milyar dolar eşiğinin altında ne kadar süre kaldığı, izlenmesi gereken somut göstergeler. Bunların hiçbiri tek başına bir yön tarifi değil; ama bir araya geldiklerinde piyasanın nabzını daha sağlıklı tutmayı sağlıyor.

Veriyi olduğu gibi okumak, ne felaket tellallığına ne de aşırı iyimserliğe savrulmak gerekiyor. 169 milyar dolarlık bir rezerv seviyesi, Türkiye ekonomisinin büyüklüğü düşünüldüğünde ne yok sayılacak kadar küçük ne de her şeyi çözecek kadar büyük. Haftalık dalgalanmalar, bu büyüklüğün etrafında salınan normal hareketler olarak görülmeli. Asıl mesele, bu salınımın hangi yönde ve hangi hızda gerçekleştiğini, arkasında yatan nedenleri ayırt edebilmek. Ekonomi gündemi, tam da bu ayrımı yapabilenler için anlamlı hale geliyor.

Toplam 18 defa okunmuştur.

Hakan Karam diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.