Görkemin Gölgesinde
Güç...
Kudret...
Para...
Şatafat...
Görkem...
Şaşaa...
Hepsi vardı sahnede... Güçlü bir kral, güzel mi güzel bir prenses oyunun baş oyuncularıydı. Dekorlar şahaneydi. En ince detaylarına kadar düşünülmüş, hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Renkler capacanlıydı. Kostümler en pahalı kumaşlar kullanılarak hazırlanmıştı. Işıklara da diyecek yoktu. Müzikler bangır bangır, melodiler yüksek ritimdeydi. Ne de olsa gücün ve kudretin oyunu oynanılacaktı. Paranın her şeyden ötede olduğunu vurgulamak gerekiyordu. Zengin olmanın, bu gücün ve kudretin arkasındaki en sağlam taş olduğunu doğrudan hissettirmek zorunluydu. Dolayısıyla, şatafatın, görkemin ve şaşaanın yansıtıldığı bir sahnenin karşısında tüm koltukların dolu olması hedefleniyordu. Sahiden de öyle olmuştu. Seyirciler, tam kapasite salonu doldurmuşlardı.
Oradaki herkes illüzyona uğramış gibiydi... Kralın gücü ve prensesin güzelliği hepsini büyülemişti. Parlak ışıklar oturan tüm izleyicilerin gözbebeklerini büyütmüş, yüksek çıkan ezgiler kulakları sağır edecek seviyeye getirmişti. Gösterişin oyununu izlemekten herkes dört köşeydi. Sorunsuzluğun ve paranın kazandırdığı özgüvenin sahnelendiği bu oyunda herkes mutluydu... Kral da prenses de, figüranlar da mutluydu... Elbette seyirciler de mesuttu; birkaç saatliğine de olsa hepsi sahnedeki kral ya da prenses olmanın hayali içerisinde sarhoş olmuşlardı. Bu sarhoşluk onlara müthiş bir haz yaşatıyordu.
Diğer salonda sahnelenen oyuna ilgi göstermemelerine şaşmamak gerekiyordu. Çünkü o sahnede;
Para yerine bilginin,
Güç yerine farkındalığın,
Şatafat yerine alçak gönüllülüğün oyunu oynanılıyordu.
Bu sahnedeki renkler biraz daha solgundu. Müzik o denli yüksek çıkmıyordu. Bu sahnenin kralı ve prensesi öyle zengin kumaşlardan yapılmış kostümler giymemişlerdi. Dekorlar, mütevazı seçilmişti. Buranın atmosferi biraz daha ağırdı. Sorunlar vardı. Dolayısıyla, mutluluktan ziyade kaygılar ve sorgulamalar daha fazlaydı. Bu duruma yol açan farkındalıktı. Bilginin ışığında belli bir bilince sahip olunca, bu farkındalık hissi her zaman insanın acıyan zaman zaman da kanayan yeri olurdu. Bu oyun da o acı hissini yeterince verir nitelikteydi.
Vaziyet böyle olunca seyirci hayal dünyasında gezinti yapamayacağını anlamış, acılarıyla yüzleşmek yerine görkemli yaşamların peşine düşmüştü. Işıltılı dünyaların içerisinde gerçek olmayan bir var oluş bile ona iyi gelmişti. Evet, belki mutluluktu hissettiği... Ancak esasında esirdi. Rengarenk ışıklarla sarmalanmış ve tutsak edilmişti.
Bu düzen değişmezdi... Çünkü şatafatlı kralların ve prenseslerin ölümsüzlüğü, her zaman ve her yerde ortalama insanların kandırılıp kendi elleriyle inşa ettikleri bir taht üzerine oturtulmasına bağlıydı.









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.