Baran Ersoy
Baran Ersoy - Politika

MHP'nin Meclis hedefi ve ittifakın iç sesi

Siyasette bazı cümleler vardır; söylendiği günün gündemine oturur, ama asıl anlamı ittifakın iç dengesinde saklıdır. TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan'ın son açıklaması tam da böyle bir cümle. Adan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden seçilmesini istediklerini söylüyor; ardından Meclis'e dair beklentisini ekliyor: "Önümüzdeki dönem Cumhurbaşkanımızın tekrar seçilmesi, parlamentoda da MHP'nin birinci parti olduğu bir Türkiye'ye ihtiyaç var."

Bu tek cümle, Cumhur İttifakı'nın bugüne kadar alıştığımız "ittifak birinci parti" söyleminin bir adım ötesine geçiyor. Adan, Meclis'te ittifakın değil, doğrudan MHP'nin birinci parti olması gerektiğini söylüyor. Bu, bir milletvekilinin seçim hedefi olarak okunabileceği gibi, ittifak içi pazarlığın erken bir işareti olarak da okunabilir. Hangisinin doğru olduğunu bugünden bilmek mümkün değil; ama söylenenin ne olduğu, kimin söylediği ve hangi makamda oturduğu ortada.

Adan'ın açıklamasının ikinci bölümü daha da dikkat çekici. MHP'ye yakın Türkgün gazetesinde yer alan habere göre Adan, mücadele kapsamında yeni bir sistem kurulması gerektiğini belirtiyor ve şunları söylüyor:

" ifadelerini kullandı."

"MHP’ye yakın Türkgün gazetesinde yer alan habere göre Celal Adan, açıklamasının devamında mücadele kapsamında yeni bir sistem kurulması gerektiğini de belirtti.Adan, "

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: "Hırsızın, arsızın nefesinin kesileceği bir sistem" ifadesi, somut bir hukuki düzenlemeye, bir yargı reformuna ya da belirli bir kuruma işaret etmiyor. Bir niyet beyanı, bir söylem tercihi. Siyasette bu tür cümleler güçlü bir duygusal karşılık bulur; çünkü toplumun adalet ve hesap verebilirlik beklentisi yüksektir. Ancak beklentiyi dile getirmekle, onu karşılayacak mekanizmayı kurmak arasında ciddi bir fark var. Bu farkı her seferinde hatırlamak, siyaseti takip eden herkesin görevi.

Adan'ın sözleri, bir gün önce AK Parti Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz'un yaptığı değerlendirmeyle birlikte okunduğunda daha anlamlı hale geliyor. Yavuz, seçimin 2028 sonrasında yapılacağını düşündüğünü belirtmiş; anketlerde AK Parti'nin en yakın rakibinin 7-8 puan önünde olduğunu iddia etmiş ve "Bütün anketlerde 2023 seçimlerinden daha iyiyiz" ifadelerini kullanmıştı. Bu bir iddia. Hangi anketler, hangi tarihte, hangi örneklemle yapıldı; bu bilgiler açıklamanın içinde yok. Dolayısıyla ortada doğrulanmış bir veri değil, bir siyasi iyimserlik beyanı var.

İki açıklamanın yan yana gelmesi tesadüf değil. Bir yanda AK Parti'nin seçim işlerinden sorumlu ismi, partisinin oy oranının arttığını söylüyor. Diğer yanda ittifak ortağı MHP'nin Meclis Başkanvekili, parlamentoda birinciliği kendi partisi için istiyor. Bu tablo, Cumhur İttifakı'nın kamuoyuna yansıyan yüzünde bir çatlak olduğu anlamına gelmez; ama ittifakın içinde her partinin kendi hesabını ayrı tuttuğunu gösterir. İttifaklar doğası gereği böyledir: ortak hedef paylaşılır, ama her partinin kendi sandalyesini koruma içgüdüsü hep vardır.

Burada asıl sorulması gereken soru şu: Meclis'te birinci parti olmak, tek başına neyi değiştirir? Yasama organının işleyişi, komisyonların dağılımı, başkanlık divanı, gündem belirleme yetkisi — bunların hepsi sandalye sayısıyla doğrudan ilişkili. Dolayısıyla Adan'ın sözü, yalnızca bir seçim sloganı değil; aynı zamanda güç dengesine dair bir taleptir. Ancak bu talebin hayata geçmesi, seçmenin sandıkta vereceği karara bağlı. Hiçbir parti, anket iddiasıyla ya da açıklamayla birincilik kazanamaz.

Adan'ın açıklamasında dikkat çeken bir başka ayrıntı, "yeni bir sistem" vurgusu. Mevcut sistemin yeterli olmadığını ima eden bu ifade, hukuk devleti açısından önemli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Suçla mücadele, yolsuzlukla mücadele, hesap verebilirlik — bunlar her siyasi partinin gündeminde olması gereken başlıklar. Ama bu mücadelenin nasıl yürütüleceği, hangi yargısal güvencelerle çerçeveleneceği, masumiyet karinesinin nasıl korunacağı, en az hedefin kendisi kadar önemli. "Nefesini kesmek" gibi ifadeler, hukuk dilinde değil siyaset dilinde karşılık bulur. Siyaset dilinin hukuk diline dönüşmesi için somut adımlar gerekir: yargı bağımsızlığı, denetim mekanizmaları, şeffaflık. Bunlar söylenmeden, yalnızca niyet açıklanarak kalındığında, vaat ile icraat arasındaki mesafe açık kalır.

Seçim takvimi konusunda da ortada net bir tablo yok. Yavuz, seçimin 2028 sonrasında yapılacağını düşündüğünü söylüyor. Bu bir kişisel değerlendirme. Anayasal takvim, seçimlerin ne zaman yapılacağını zaten belirliyor; erken seçim kararı ise Meclis'in yetkisinde. Dolayısıyla "2028 sonrası" ifadesi, bugün için bağlayıcı bir takvim değil, bir beklenti paylaşımı. Kamuoyunun bu tür açıklamaları değerlendirirken, kimin ne söylediğini değil, söylenenin hangi yetkiyle söylendiğini de dikkate alması gerekir.

MHP'nin Meclis'te birinci parti olma hedefi, Cumhur İttifakı'nın geleceğine dair de bir soru işareti barındırıyor. İttifaklar, seçim öncesi dönemlerde ortak aday ve ortak liste etrafında şekillenir. MHP'nin birinci parti olma arzusu, bu ortaklığın nasıl işleyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Ancak bu sorunun cevabı, bugünkü açıklamalarda değil, seçim sürecinin kendisinde aranmalı. Siyasette erken konuşulan her hedef, henüz yazılmamış bir senaryonun ilk taslağıdır.

Toplumun bu açıklamalardan çıkarması gereken ders şu olabilir: Siyasetçiler hedef açıklar, iddia ortaya atar, beklenti dile getirir. Bunların hepsi siyasetin doğal akışı içinde anlamlıdır. Ama vatandaşın asıl bakması gereken yer, söylenenlerin arkasında duran somut program, denetlenebilir veri ve hesap verebilir kurumlardır. Meclis'in gücü, sandalye sayısından çok, o sandalyelerin nasıl kullanıldığıyla ölçülür. Adalet duygusu da afişlerle değil, işleyen kurumlarla tatmin olur.

Celal Adan'ın sözleri, önümüzdeki dönemin siyasi tartışmalarının hangi eksende geçeceğine dair bir ipucu veriyor: Cumhurbaşkanlığı ve Meclis çoğunluğu. Bu iki başlık, önümüzdeki seçim döneminin ana gündemini oluşturacak gibi görünüyor. Kimin ne istediği kadar, seçmenin ne isteyeceği de belirleyici olacak. Sandık, her iddianın ve her hedefin son sınav yeridir.

Toplam 50 defa okunmuştur.

Baran Ersoy diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.