Hürmüz'de yeni gerilim: İran "yasaklı bölge" ve füze testiyle masayı deviriyor
Ortadoğu'nun en hassas su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı, yeniden uluslararası dengelerin merkezine oturuyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'nin yaptığı açıklamalar, Tahran yönetiminin yalnızca bir tehdit dili kurmadığını, aynı zamanda sahada da somut adımlar attığını gösteriyor. Rızai'nin duyurduğu "yasaklı bölge" ilanı ve 48 saat önce bir Amerikan gemisine karşı test edildiği öne sürülen İran yapımı gemisavar füzesi, bölgedeki gerilimi bir üst seviyeye taşıyacak nitelikte.
Öncelikle şunu netleştirmek gerekiyor: Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir geçiş noktası. Bu dar su yolunda atılacak her adım, yalnızca bölgesel değil, küresel enerji güvenliğini de doğrudan etkiliyor. İran'ın burada bir "yasaklı bölge" ilan edeceğini açıklaması, aslında uzun süredir devam eden bir satranç oyununun yeni hamlesi. Tahran, ABD'nin baskısını kırmak için elindeki en güçlü kozu kullanmaya hazırlanıyor.
Rızai'nin açıklamalarına dikkatle bakalım. İlan edilecek yasaklı bölgenin, ABD Donanması tarafından ilan edilen abluka alanından başlayarak Basra Körfezi'nin iç kesimlerine kadar uzanacağı belirtiliyor. Bu, İran'ın deniz yetki alanını tek taraflı olarak genişletme iddiası anlamına geliyor. Uluslararası hukuk açısından son derece sorunlu olan bu hamle, aslında Tahran'ın müzakerelerde elini güçlendirme stratejisinin bir parçası. Zira İran, yıllardır uygulanan yaptırımların ve askeri tehditlerin karşısında caydırıcılığını artırmanın yollarını arıyor.
Daha da dikkat çekici olan, yasaklı bölgeye girmeye çalışacak ticari gemilerin yaptırım listesine alınacağı tehdidi. Bu, İran'ın artık yalnızca askeri gemileri değil, sivil deniz trafiğini de hedef alabileceği anlamına geliyor. Böyle bir adım, bölgeden geçen tankerler için ciddi bir risk oluştururken, sigorta primlerinin artmasına ve dolayısıyla enerji maliyetlerinin yükselmesine neden olabilir. İran'ın bu hamlesi, aslında küresel ekonomiyi de rehin alma stratejisinin bir yansıması.
Hürmüz'deki bu gelişmelerin en kritik ayağını ise Umman ile yapılan görüşmeler oluşturuyor. Rızai'nin aktardığına göre, taraflar bölgeden geçişlerde kullanılacak güzergahlar üzerinde anlaşmaya varmış durumda. "İran’ın yöneteceği yeni uluslararası koridor, kardeş ülke Umman ile birlikte belirlendi ve gelecek günlerde açıklanacak" Bu mutabakat, İran'ın uluslararası camiada tamamen yalnız olmadığını göstermesi açısından önemli. Umman, tarihsel olarak bölgede arabulucu rolü üstlenen bir ülke olarak bilinir. Tahran'ın bu mutabakatı öne çıkarması, ABD'ye "bölgede yalnız değiliz" mesajı verme çabası olarak okunabilir.
Ancak burada durup sormak gerekiyor: Umman ile varılan bu anlaşma gerçekten uluslararası hukukta karşılık bulacak mı? Hürmüz Boğazı'nın statüsü, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile belirlenmiştir. Boğazdan geçiş serbestliği, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biridir. İran ve Umman'ın kendi aralarında yapacakları bir anlaşmayla bu serbestliği kısıtlamaları, uluslararası toplumun tepkisini çekecektir. Özellikle ABD ve Batılı ülkelerin, bu tür bir düzenlemeyi asla kabul etmeyeceği açık.
İran'ın bu hamleleri yaparken bir yandan da iç kamuoyuna mesaj verdiğini unutmamak gerekiyor. Rızai'nin, ABD'nin ablukası ve ekonomik yaptırımları nedeniyle İran'da temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık yaşandığı yönündeki haberleri yalanlaması, bu açıdan manidar. "AMERİKA’NIN MUTABAKATTAN ÇEKİLMESİ BİZİ YENİ BİR YOLA SOKTU" Tahran yönetimi, ekonomik sıkıntıları göğüslerken dışarıya karşı güçlü ve kararlı bir görüntü sergilemek zorunda. Bu nedenle, askeri tatbikatlar ve sert açıklamalar, iç kamuoyunu konsolide etmenin bir aracı olarak da kullanılıyor.
Gerilimin asıl fitilini ise ABD Başkanı Donald Trump'ın Haziran ayında mutabakat zaptından çekilmesi ateşlemiş görünüyor. Rızai'nin ifadesiyle, bu karar Tahran'ı yeni bir strateji benimsemeye itmiş. "Trump mutabakattan çekildikten sonra, savaş ve müzakere alanında yeni bir strateji benimsememiz gerektiği sonucuna vardık. Amerika’nın mutabakattan çekilmesi bizi yeni bir yola soktu" Bu açıklama, İran'ın artık müzakere masasına dönmek için ABD'nin adım atmasını beklemediğini, kendi koşullarını dayatma yoluna gittiğini gösteriyor. İran, Trump yönetiminin "maksimum baskı" politikasına karşı "maksimum direniş" stratejisi geliştiriyor.
Bu stratejinin en somut göstergesi ise 48 saat önce bir Amerikan gemisine karşı test edildiği belirtilen İran yapımı gemisavar füzesi. Rızai'nin bu testi "Amerikalılara cehennemi yaşattık" sözleriyle duyurması, propagandanın dozunun ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. "Bu özel füze Amerikalılara cehennemi yaşattı ve kaçmak zorunda kaldılar" Ancak burada dikkatli olmakta fayda var. Bir füzenin test edilmesi ile bir Amerikan gemisinin vurulması arasında dağlar kadar fark var. İran'ın bu açıklaması, büyük olasılıkla bir gözdağı niteliği taşıyor. Yine de, bu tür bir hamlenin yapılmış olması bile bölgedeki risk algısını artırmaya yetiyor.
Tüm bu gelişmeleri bir araya getirdiğimizde, karşımıza oldukça karmaşık bir tablo çıkıyor. İran, bir yandan Hürmüz Boğazı'nda yasaklı bölge ilan ederek uluslararası hukuku zorlayacak bir adım atmaya hazırlanıyor. Diğer yandan Umman ile yeni bir güzergah mutabakatıyla bölgesel bir alternatif yaratmaya çalışıyor. Aynı zamanda askeri caydırıcılığını artırarak ABD'ye gözdağı veriyor.
Peki, bu gerilim nereye evrilir? Önümüzde birkaç senaryo var. İlk senaryo, tarafların soğukkanlılığını koruyarak gerilimi yönetmesi. Bu durumda, İran'ın yasaklı bölge ilanı büyük ölçüde sembolik kalabilir, ancak bölgeden geçen ticari gemiler için risk primi artar. İkinci senaryo ise, bir yanlış anlaşılma veya provokasyon sonucu tarafların sıcak bir çatışmaya sürüklenmesi. Hürmüz Boğazı'nda bir geminin vurulması veya bir askeri aracın taciz edilmesi, kontrol edilemeyen bir yangını başlatabilir.
Türkiye açısından bakıldığında, bu gelişmelerin yakından izlenmesi gerekiyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal eden bir ülke olarak, Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenir. Petrol fiyatlarındaki olası bir artış, Türkiye ekonomisi üzerinde ek bir yük oluşturacaktır. Ayrıca, bölgedeki gerginlik, Türkiye'nin komşularıyla olan ilişkilerini ve enerji koridorlarını da etkileyebilir.
İran'ın bu hamleleri karşısında uluslararası toplumun nasıl bir tepki vereceği de merak konusu. ABD'nin İran'a yönelik baskısını artırması, karşılıklı restleşmeyi derinleştirebilir. Avrupa ülkeleri ise muhtemelen diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışacak ve tansiyonun düşürülmesi için arabuluculuk girişimlerinde bulunacaktır. Bu noktada Umman'ın oynayabileceği rol bir kez daha önem kazanıyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki bu yeni gerilim dalgası, aslında daha geniş bir jeopolitik mücadelenin yalnızca bir cephesi. İran ile ABD arasındaki çıkar çatışması, nükleer müzakerelerden bölgesel nüfuz mücadelesine kadar pek çok alanda devam ediyor. Tahran'ın son hamleleri, bu mücadelede köşeye sıkıştırılmış bir ülkenin çaresizlik refleksi olarak da okunabilir, elindeki tüm kozları masaya süren bir aktörün hesaplı hamleleri olarak da. Hangisinin doğru olduğunu zaman gösterecek.
Ancak şu bir gerçek ki, Hürmüz Boğazı'nda atılan her adım, küresel enerji piyasalarında dalgalanma yaratacak, bölgesel güç dengelerini değiştirecek ve milyonlarca insanın hayatını etkileyecek sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, İran'ın yasaklı bölge ilanının ne zaman ve nasıl hayata geçirileceği, Umman ile imzalanacak mutabakatın içeriği ve füze testinin ardından ABD'nin nasıl bir karşılık vereceği, önümüzdeki günlerin en kritik başlıkları olarak öne çıkıyor.
Diplomasi masasında hâlâ yer varken, tarafların bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Zira Hürmüz'de yakılacak bir kibrit, sadece bölgeyi değil, tüm dünyayı etkisi altına alacak bir yangını başlatabilir. Tarih, bu dar su yolunda atılan yanlış adımların bedelinin ne kadar ağır olabileceğini defalarca gösterdi. Umut edelim ki, akıl ve sağduyu, bu kez savaş naralarından daha gür çıksın.
Kerem Aydıner diğer yazıları:
- Hürmüz'de yeni gerilim: İran "yasaklı bölge" ve füze testiyle masayı deviriyor
- Kırmızı dosyanın gölgesinde Moskova trafiği: Ateşkes mi, nefes molası mı?
- Bir belgesel, 75 bin dolar ve ABD'nin vergi tartışması: Hasidik topluluk neden gündemde?
- İran'ın Saldırıları: ABD İstihbaratına Milyarlarca Dolarlık Darbe
- Kanye West Krizi: Rusya’da Müzik ve Siyasetin Çatışma Alanı









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.