Baran Ersoy
Baran Ersoy - Siyaset ve Kurumlar

Meclis Aritmetiğinde Hukuk ve Siyaset Sınavı: Ana Muhalefet Konumu Değişirken

Türkiye siyaseti, demokratik kurumların işleyişi ve Meclis hesap verebilirliği açısından eşi benzeri az görülmüş bir dönemeçten geçiyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin 21 Mayıs’ta verdiği “mutlak butlan” kararının ardından CHP bünyesinde baş gösteren yönetim krizi, hukuki bir ihtilaf olmanın çok ötesine geçerek Meclis aritmetiğini ve dolayısıyla ülkenin ana muhalefet yapısını kökten sarsacak tarihi bir kopuşa zemin hazırladı. Bu durum, sadece bir parti içi güç mücadelesi değil; aynı zamanda yargı kararlarının siyasi temsil üzerindeki etkilerini tartışmaya açan yapısal bir meseledir.

Mahkeme Kararı ve Kurultay Kördüğümü

Sürecin hukuki boyutunu net biçimde ortaya koymak gerekiyor. Özgür Özel’in genel başkan seçildiği kurultayı geçersiz sayan mahkeme kararı, mevcut yönetimi tedbiren görevden uzaklaştırırken Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki yönetimin göreve dönmesine hükmetti. Hukukun bu kesin müdahalesine karşılık, parti içinden yükselen olağanüstü kurultay talepleri ise Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından karşılıksız bırakıldı ve kurultay kararı alınmadı. Dosya şu anda nihai karar için temyiz incelemesi amacıyla Yargıtay’a gönderilmiş durumda. Ancak yargısal sürecin tamamlanmasını beklemeden siyasi hamlelerin hız kazandığı görülüyor. Bir yanda yargı kararıyla tescillenen bir yönetim tablosu, diğer yanda ise bu tablonun getirdiği siyasi tıkanıklık bulunuyor.

Bir Vedanın Ardındaki Yeni Parti İddiaları

Adli tatilin başlamasıyla birlikte siyasi arenada beklenen hamle, 21 Temmuz Salı günü gerçekleşti. Özgür Özel, CHP Grup Toplantısı’nda son kez kürsüye çıkarak, “Vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle çıktım” sözleriyle veda etti. Özel’in bu konuşmada milletvekilleri ve seçilmiş parti yöneticileriyle birlikte yeni bir siyasi parti kuracaklarını ilan etmesi, Türk siyasi tarihi için yeni bir sayfa anlamına geliyor. Her ne kadar Özel, CHP grup kürsüsüne veda etseler de ana muhalefet konumunu bırakmayacaklarını iddia etse de bu iddianın hayata geçip geçmeyeceği tamamen Meclis aritmetiğindeki kesinleşecek rakamlara bağlıdır.

Grup toplantısına dair kulislerden yansıyan bilgilerde farklı rakamlar telaffuz edilmektedir. Toplantı salonunda 80’in üzerinde milletvekilinin bulunduğu doğrulanırken, kurulacak yeni partiye katılacak milletvekili sayısının 90’ı aşabileceği iddiaları Ankara kulislerinde güçlü bir biçimde dillendirilmektedir. Bir köşe yazarı ve gazeteci olarak burada "iddia" ile "olgu" arasındaki çizgiyi kalın bir şekilde çizmek durumundayım: 90 milletvekilinin geçişi şu an için güçlü bir siyasi senaryodur; ancak bu geçişler resmen gerçekleşene kadar durum bir olasılık tablosundan ibarettir.

Meclis Sandalye Dağılımında Olası Senaryolar

Peki, bu senaryo gerçekleşirse TBMM’deki güç dengesi nasıl şekillenecek? Mevcut verilere göre TBMM’de 135 milletvekili bulunan CHP’den 90 ismin ayrılması halinde, partinin sandalye sayısı 45’e düşecektir. Bu durumda, Özgür Özel öncülüğünde kurulacak yeni oluşum, AKP’nin (277 milletvekili) ardından Meclis’in ikinci büyük gücü haline gelerek yeni "ana muhalefet partisi" konumunu elde edecektir.

Buna mukabil, cumhuriyetle yaşıt olan CHP ise 46 milletvekili bulunan MHP’nin de gerisine düşerek Meclis’in beşinci siyasi gücü konumuna gerileyecektir. Kulislerde öngörülen 90 milletvekilinin yeni oluşuma katılması durumunda Meclis’teki grubu bulunan partilerin sandalye dağılımı şu şekilde gerçekleşecektir:

  • AKP: 277
  • Yeni Parti: 90
  • DEM Parti: 56
  • MHP: 46
  • CHP: 45
  • İYİ Parti: 29
  • Yeni Yol Grubu: 20

(Meclis’te grubu bulunmayan diğer bağımsızlar ve partiler bu hesaplamanın dışındadır.)

Bu sayısal tablo, seçmenin sandıkta ortaya koyduğu iradenin, hukuki süreçler ve parti içi bölünmeler neticesinde parlamento zemininde nasıl radikal bir biçimde yeniden şekillenebileceğini açıkça göstermektedir.

Sandıksız Yenilgi ve Siyasi Hesap Verebilirlik

2010 ile 2023 yılları arasında CHP Genel Başkanlığı yürüten Kemal Kılıçdaroğlu, görev süresi boyunca girilen genel, yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve referandumlarda alınan sonuçlar nedeniyle parti içinde sürekli olarak sert eleştirilerin hedefi olmuştu. Ancak bugün karşı karşıya kalınan durum çok daha farklı bir boyuttadır.

Özgür Özel’i destekleyen kesimlerin Kılıçdaroğlu’na yönelik “14’ÜNCÜ YENİLGİ” eleştirileriyle bağdaştırdığı ve bu son süreci de doğrudan “14’üncü yenilgi” olarak adlandırdığı tablo, sandıkta değil tamamen parlamento aritmetiğinde yaşanacaktır. Bir siyasi liderin, seçim kaybetmeden, sadece yönetsel kararlar ve kurultay çağrılarına direnme neticesinde partisini Meclis’in beşinci sırasına düşürmesi, siyasi hesap verebilirlik ilkeleri açısından ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. CHP, 2002 yılından bu yana kesintisiz şekilde elinde bulundurduğu ana muhalefet partisi konumunu ilk kez kaybetme riskiyle yüz yüzedir. Kılıçdaroğlu yönetimi, kurultaya gitmeyerek partinin bütünlüğünü korumayı hedeflemiş olabilir; ancak ortaya çıkan bu son tablo, partiyi tarihinin en büyük bölünmelerinden biriyle karşı karşıya bırakmıştır.

 

Türkiye siyaseti mahkeme salonlarından çıkan kararların yasama organının yapısını doğrudan dizayn ettiği sıra dışı bir döneme tanıklık ediyor. Özgür Özel liderliğindeki yeni oluşumun rüştünü ispat etmesi ve gerçekten ana muhalefet işlevini üstlenip üstlenemeyeceği zamanla anlaşılacaktır. Ancak kesin olan bir şey var ki, o da hukukun ve siyasetin sınırlarının bu denli iç içe geçtiği bir ortamda, demokratik kurumların gücü ve seçmen iradesinin korunması her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır. Temyizdeki dosyanın Yargıtay’dan nasıl döneceği ve milletvekili transferlerinin resmiyet kazanıp kazanmayacağı, bu tarihi kopuşun yönünü belirleyecek en somut veriler olacaktır.

Toplam 203 defa okunmuştur.

Baran Ersoy diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.