Hakan Karam
Hakan Karam - Ekonomi

Fed Sabit Tuttu Piyasalar Neden Sert Geriledi

Ekonomi gündemini takip edenler için bazen manşetteki ana başlık ile piyasanın verdiği tepki ilk bakışta çelişkili görünebilir. Merkez bankalarının politika faizini değiştirmemesi, ilk etapta bir "istikrar" veya "beklenen senaryonun gerçekleşmesi" olarak algılanır. Ancak finansal piyasalarda fiyatlamalar yalnızca bugünün kararına göre değil, yarının patikasına dair verilen ipuçlarına göre şekillenir. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) son toplantısının ardından Wall Street’te yaşanan tablo, tam da bu mekanizmanın somut bir örneğini sundu.

Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), iki gün süren toplantısının ardından politika faizini piyasa beklentilerine paralel şekilde yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tuttu. Manşet karar sürpriz içermiyordu. Ancak karar metninin detaylarına ve oy dağılımına bakıldığında, tablonun arkasındaki şahin ton hemen göze çarptı. Karar 9’a karşı 3 oyla alındı. Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack, Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari ve Dallas Fed Başkanı Lorie Logan, politika faizinin 25 baz puan artırılması yönünde oy kullandı. Tek bir toplantıda üç bölge başkanı birden faiz artırımı yönünde fire veriyorsa, orada faiz indirim döngüsünden bahsetmek oldukça güçleşir. Piyasa aktörlerinin ilk okuduğu veri bu oy ayrışması oldu.

Karar sonrasında kameraların karşısına geçen Fed Başkanı Kevin Warsh’ın açıklamaları ise temkinli duruşun altını bir kez daha çizdi. Warsh, fiyat istikrarına olan bağlılıklarını yineleyerek yüzde 2’lik enflasyon hedefinden herhangi bir taviz veya esnemenin söz konusu olmadığını net bir dille ifade etti. Ekonominin küresel şoklara rağmen dirençli kaldığına dikkat çeken Warsh, buna karşın enflasyonun hâlâ hedeflenen seviyenin üzerinde seyrettiğini vurguladı. Bir merkez bankası başkanının "ekonomi güçlü ama enflasyon katı" vurgusu yapması, yüksek faiz ortamının öngörülenden daha uzun süre hayatımızda kalabileceği mesajını taşır.

Sözle yönlendirmenin etkisi, kendisini en hızlı göstergelerden biri olan tahvil piyasasında hissettirdi. Fed kararının ardından ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,68 seviyesine yükseldi. Tahvil faizindeki bu tırmanış, yatırımcıların enflasyon görünümüne ilişkin temkinli pozisyonlarını koruduğuna işaret ediyor. Teknik olarak bakıldığında, risksiz getiri olarak kabul edilen devlet tahvili faizlerinin yükselmesi, hisse senedi piyasaları üzerindeki iskonto oranını artırır ve sermayenin riskli varlıklardan daha güvenli limanlara kaymasına zemin hazırlar.

Nitekim New York borsasında kapanış zili çaldığında üç ana endeksin tamamında sert kayıplar ekranlara yansıdı. Dow Jones endeksi gün sonunda 1.150 puanın üzerinde değer kaybederek yüzde 2,19 düşüşle 51.594,14 puana geriledi. Geniş tabanlı S&P 500 endeksi yüzde 1,52 kayıpla 7.316,15 puana inerken, teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi yüzde 1,74 gerilemeyle günü 24.442,94 puandan tamamladı. Satış baskısının tek bir sektörle sınırlı kalmayıp genele yayılması, piyasadaki risk iştahının toplu halde geri çekildiğini gösteriyor.

Tabii ki borsalardaki bu hareketi sadece Fed’in sözlü yönlendirmelerine bağlamak eksik bir okuma olur. Analistlerin de belirttiği gibi, büyük teknoloji şirketlerinin açıkladığı finansal sonuçlar ile Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler piyasaların yakın takibindeydi. Bilanço döneminin getirdiği seçici hassasiyet ile jeopolitik risklerin yarattığı belirsizlik, Fed’in şahin sinyalleriyle birleşince Wall Street’teki satış baskısını ivmelendirdi.

Küresel ekonominin direksiyonundaki kararların yurttaşın günlük yaşamına yansıması ise faiz ve kur dengesi üzerinden gerçekleşiyor. ABD’de tahvil faizlerinin yüksek seyretmesi ve para politikasındaki sıkı duruşun korunması, küresel ölçekte doların gücünü ve gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının maliyetini doğrudan etkiler. Borçlanma maliyetlerinin yüksek kaldığı bir küresel konjonktürde, dış finansman koşulları ve ithalat fiyatları üzerinden yerel enflasyon dinamikleri de baskı altında kalmaya devam eder.

Günün sonunda piyasaların verdiği sert tepki, olgu ile beklenti arasındaki farkı bir kez daha hatırlatıyor. Faizlerin sabit tutulması bir olgu olsa da, enflasyonla mücadelede henüz nihai zafere ulaşılamadığına dair verilen mesajlar geleceğe dair beklentileri yeniden şekillendirdi. Yüzde 2 enflasyon hedefinde kararlılık vurgusu sürdükçe, yatırımcıların atacağı adımlarda veri odaklı temkinli duruş ana belirleyici olmaya devam edecek.

Toplam 13 defa okunmuştur.

Hakan Karam diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.