Kerem Aydıner
Kerem Aydıner - Dış Politika

Yemen Operasyonları Rapora Yansırken Pentagon ve Bölgesel Stratejilerin Sınavı

Pentagon’un Senato Silahlı Kuvvetler Komitesine sunduğu 12 sayfalık rapor, askeri operasyonların bölgesel güvenlik dengeleri ve uluslararası hukuk ekseninde yarattığı karmaşık tabloyu bir kez daha gündeme taşıdı. 2025 yılı boyunca Yemen’deki Husi milislerine yönelik gerçekleştirilen hava operasyonlarında sivil kayıpların yaşandığına dair resmi veriler, askeri bürokrasinin kendi denetim mekanizmalarında somutlaştı. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Colby Jenkins tarafından imzalanan ve Senato’ya iletilen bu belge, Washington’ın Orta Doğu’daki angajman kurallarının saha sonuçları ile diplomatik hedefleri arasındaki mesafeyi anlamak bakımından önemli veriler sunmaktadır.

Raporda öne çıkan temel tespit, ABD ordusunun 2025 yılında Yemen'de düzenlediği operasyonlarda en az 3 ayrı saldırının doğrudan sivillerin zarar görmesiyle sonuçlandığının kabul edilmesidir. Savunma Bakanlığı metninde bu durum, ilgili bombardımanların “büyük ihtimalle” sivillerin etkilenmesine yol açtığı şeklinde kayda geçirilmiştir. Tarihsel ayrıntılara bakıldığında, 6 Nisan 2025 tarihinde Yemen’in başkenti Sana’da bir konutu hedef alan hava saldırısında 5 sivilin yaşamını yitirdiği ve 25 kişinin yaralandığı belirtilmektedir. Kısa süre sonra, 17 Nisan 2025’te Ras Isa limanına düzenlenen operasyonda 80 sivilin öldüğü, 171 kişinin ise yaralandığı aktarılmıştır. Nitekim 28 Nisan 2025’te Saada kenti yakınlarında gerçekleşen hava bombardımanlarında da 47 sivilin öldüğü ve 68 sivilin yaralandığı bilgisi raporda yer almaktadır. Pentagon’un halen 15 farklı saldırıyı daha inceleme altında tutması, açıklanan bilançonun henüz nihai sınırlarına ulaşmamış olabileceğini göstermektedir.

Askeri verilerin ötesinde, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının değerlendirmeleri konunun hukuki ve diplomatik boyutunu derinleştirmektedir. İnsan Hakları İzleme Örgütü, geçen yılın Haziran ayında Ras İsa Limanı’nda 80 sivilin ölümüyle sonuçlanan harekâtın “savaş suçu” kapsamında ele alınarak bağımsız biçimde soruşturulması gerektiğini ilan etmişti. Benzer şekilde Uluslararası Af Örgütü de Saada kentindeki bir göçmen gözaltı merkezine düzenlenen hava saldırısının incelemeye tabi tutulması çağrısında bulunmuştu. Söz konusu kurum, Husiler tarafından “sadece düzensiz göçmenlik statüleri nedeniyle” tutulan “onlarca” Afrikalı göçmenin bu saldırıda yaşamını yitirdiğini ya da yaralandığını raporlamıştı. Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktör Yardımcısı Kristine Beckerle konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Bu, ABD'nin uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki temel yükümlülüklerinden birini yerine getirmemesinin ölümcül bir sonucuydu" ifadeleriyle sorumluluk alanına dikkat çekmişti.

Sivil kayıpları bağımsız kaynaklardan derleyen Yemen Veri Projesi isimli kuruluşun verileri ise tablonun operasyonel ölçeğini farklı bir perspektiften sunmaktadır. Örgütün aktardığı bilgilere göre, ABD ordusunun geçen yıl Mayıs ayı başlarında tamamlanan Rough Rider Operasyonu çerçevesinde toplam 339 hava saldırısı icra edilmiştir. Kuruluşun verilerinde yer alan ve “339 SALDIRIDA ÇOCUKLAR DAHİL 238 SİVİL ÖLDÜRÜLDÜ” gerçeğini yansıtan raporda, 24’ü çocuk olmak üzere en az 238 sivilin yaşamını yitirdiği, 467 sivilin ise yaralandığı bildirilmiştir. Resmi Pentagon raporunda kabul edilen 3 saldırı ile bağımsız kuruluşların sunduğu geniş kapsamlı istatistikler arasındaki niceliksel fark, modern hava harekâtlarında hedef tespit mekanizmalarının sınırlarını ve askeri istihbaratın asimetrik harp sahasındaki kırılganlığını gözler önüne sermektedir.

Bölgesel güvenlik stratejileri açısından bakıldığında, ABD yönetimi tarafından hazırlanan bu raporun Senato’ya sunulması, bir yandan şeffaflık ilkesini koruma çabası olarak değerlendirilirken diğer yandan Washington’ın Kızıldeniz ve Aden Körfezi hattındaki askeri varlığının meşruiyet tartışmalarını tetikleyebilir. Husi milislerinin Kızıldeniz’deki deniz ticaret rotalarına yönelik tehditlerini bertaraf etmek amacıyla başlatılan askeri angajmanın sivil kayıplarla sonuçlanması, bölge diplomasisinde ABD’nin hareket alanını daraltabilecek olasılıklar arasındadır. Sahada tırmanan insani maliyet, askeri yöntemlerin tek başına kalıcı bir caydırıcılık yaratmada yetersiz kalabileceği senaryolarını güçlendirmektedir.

Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne kadar uzanan geniş havzada güvenlik dengelerini yakından takip eden Türkiye gibi bölgesel aktörler açısından bu gelişmeler, deniz güvenliği ve bölgesel istikrar denkleminin yalnızca askeri kapasiteyle çözülemeyeceğini teyit eder niteliktedir. Kızıldeniz hattında tırmanan gerilimin askeri yöntemlerle kontrol altına alınmaya çalışılması, insani krizleri derinleştirme riski taşırken, taraflar arasındaki diplomasi kanallarının işlerliğini de zayıflatmaktadır.

Önümüzdeki dönemde Pentagon’un incelemesini sürdürdüğü 15 ayrı saldırıya dair varacağı kanaatler, hem ABD iç siyasetinde savunma bütçesi ve denetim mekanizmaları üzerindeki baskıyı artıracak hem de uluslararası insancıl hukuk normlarının uygulanabilirliği hususındaki senaryoları şekillendirecektir. Bölgesel dinamiklerin seyri, askeri güç kullanımında orantılılık ilkesinin ne derece gözetileceği ve müttefik ülkelerle yürütülen diplomatik temaslarda sivil hassasiyetlerin ne ölçüde merkeze alınacağı sorularına verilecek yanıtlarla doğrudan bağlantılı olacaktır.

Toplam 87 defa okunmuştur.

Kerem Aydıner diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.