Karadeniz'de Tahıl, New York'ta Ateşkes: 51 Ülkenin Çağrısı Neyi Değiştirir?
Bir savaşın gidişatını bazen cephedeki bir taarruz değil, New York'ta bir toplantı salonunun koridorlarında okunan ortak metin belirler. Geçtiğimiz günlerde tam da böyle bir tabloya tanık olduk: Avrupa Birliği'nin yirmi yedi üyesi ile aralarında İngiltere, İsrail, Avustralya, Güney Kore ve Japonya'nın bulunduğu elli bir ülkenin temsilcisi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Ukrayna konulu toplantısı öncesinde ABD'nin New York kentinde ortak bir açıklama yaptı. Açıklamanın merkezinde Ukrayna ile dayanışma mesajı vardı; ama satır aralarında asıl dikkat çeken, Rusya'nın Ukrayna genelinde sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıları tırmandırmasından duyulan derin endişeydi.
Bu tür ortak açıklamaları okurken iki katmanı birbirinden ayırmak gerekiyor. Birincisi, metnin diplomatik ağırlığı; ikincisi ise savaşın fiilî seyrine ne kadar dokunabildiği. Elli bir ülkenin aynı cümlelerin altına imza atması, özellikle BM Güvenlik Konseyi'nin yapısal tıkanıklığı düşünüldüğünde, azımsanacak bir şey değil. Zira Konsey'in daimî üyelerinden birinin veto hakkı, bu masada bağlayıcı karar üretmeyi neredeyse imkânsız kılıyor. Böyle bir ortamda geniş bir koalisyonun sesini yükseltmesi, en azından uluslararası kamuoyunun ağırlık merkezinin nerede durduğunu göstermesi bakımından anlamlı.
Metnin en somut başlığı Karadeniz. Açıklamada, özellikle Karadeniz'deki saldırılardan endişe duyulduğu vurgulanmış ve şu ifadeye yer verilmiş: "Rusya, Ukrayna'nın tahıl ihracatını sekteye uğratmaya çalışıyor ve böylece küresel gıda güvenliğini tehlikeye atıyor." Bu cümle, savaşın artık yalnızca bir toprak meselesi olmadığını, küresel gıda rejiminin can damarlarından birine dokunduğunu hatırlatıyor. Ukrayna tahılı, dünyanın pek çok ülkesi için bir insani yardım kalemi olmanın ötesinde bir fiyat istikrarı meselesi. Karadeniz'de seyrüsefer serbestisinin bozulması, önce limanlarda, sonra sigorta primlerinde, ardından da un ve ekmek fiyatlarında kendini gösterir. Dolayısıyla açıklamanın bu bölümü, Kuzey Afrika'dan Güneydoğu Asya'ya kadar geniş bir coğrafyayı doğrudan ilgilendiriyor.
Açıklamada Karadeniz'de seyrüsefer serbestisini güvence altına alma çabalarının desteklendiği belirtilirken, ticari gemiler ile kritik altyapının korunması gerektiği de kaydedildi. Buradaki "kritik altyapı" ifadesi, son dönemde sıkça gündeme gelen liman, enerji ve iletişim hatlarına yönelik riskleri kapsıyor. Deniz güvenliği ile enerji güvenliğinin iç içe geçtiği bir denklemde, Karadeniz artık sadece kıyıdaş ülkelerin değil, küresel ekonominin ortak meselesi hâline gelmiş durumda.
Gelelim ateşkes çağrısına. Açıklamada Ukrayna'nın Mart 2025'ten bu yana "tam, derhal ve koşulsuz" ateşkesi kabul ettiği ifade edilmiş ve Rusya'ya da aynı adımı atması çağrısı yapılmış. Metinde şu cümle öne çıkıyor: "Rusya'yı, barışa giden anlamlı diplomasi ve müzakerelere doğru atılması gereken bir adım olarak nihayet aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz." Buradaki "anlamlı diplomasi" vurgusu, çağrının sadece bir retorik egzersizi olmadığını, aynı zamanda müzakere masasının şartlarını da tanımlamaya çalıştığını gösteriyor.
Ancak bir çağrının kabul edilmesi ile bir çağrının yapılması arasındaki mesafe, diplomasinin en bilinen gerçeğidir. Taraflar arasında güvenin sağlanması amacıyla Rusya'ya Ukraynalı siviller ile savaş esirlerinin ülkelerine dönüşünü sağlama çağrısında da bulunuldu. Bu, teknik gibi görünen ama aslında ahlaki ve siyasi ağırlığı yüksek bir talep. Savaş esirlerinin ve sivillerin dönüşü, ateşkesten önce atılabilecek güven artırıcı adımların başında gelir; çünkü bu tür adımlar, tarafların birbirine dair niyet okumasını kolaylaştırır.
Ortak açıklamanın sonunda şu ifade kullanılmış: "Ukrayna barış istiyor. Biz barış istiyoruz. Rusya saldırganlığına son vermeli, ateşkesi kabul etmeli ve uluslararası hukuka uygun, kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışa yönelik müzakerelere anlamlı bir şekilde katılmalıdır." Bu cümle, metnin bütün mimarisini özetliyor: Ukrayna'nın barış istediği kabulü, Rusya'nın saldırganlığına son vermesi gerektiği tezi ve uluslararası hukuka uygun, kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışa yönelik müzakerelere anlamlı katılım beklentisi.
Bu noktada Türkiye'nin konumu, yazının en can alıcı kısmını oluşturuyor. Türkiye, savaşın başından bu yana hem Ukrayna ile hem Rusya ile konuşabilen ender aktörlerden biri. Karadeniz'e kıyıdaş bir ülke olarak, Montrö rejiminin sağladığı çerçeve, Ankara'ya hem hukuki hem siyasi bir manevra alanı sunuyor. Tahıl koridoru girişimindeki deneyim, Türkiye'nin deniz güvenliği ile gıda güvenliğini aynı masada konuşabileceğini göstermişti. Bugünkü açıklamanın Karadeniz'e yaptığı vurgu, aslında dolaylı biçimde Türkiye'nin arabuluculuk kapasitesine de işaret ediyor.
Ne var ki elli bir ülkenin ortak metni ile sahada değişen dengeler aynı hızda ilerlemiyor. Açıklamada dile getirilen endişeler, savaşın tırmanma eğilimini durdurmuş değil; yalnızca bu eğilimin uluslararası meşruiyet zemininde nasıl karşılandığını gösteriyor. Diplomatik metinler çoğu zaman bir eylem planı değil, bir niyet beyanıdır. Bu beyanların ağırlığı, arkalarındaki koalisyonun tutarlılığı ve sürekliliğiyle ölçülür.
Önümüzdeki dönemde üç başlığı yakından izlemek gerekiyor. Birincisi, Karadeniz'de seyrüsefer serbestisinin fiilen nasıl korunacağı. İkincisi, ateşkes çağrısının müzakere masasına taşınıp taşınmayacağı. Üçüncüsü ise savaş esirleri ve sivillerin dönüşü gibi güven artırıcı adımların hayata geçip geçmeyeceği. Bu üç başlık, açıklamanın bir temenni metni olarak mı kalacağını yoksa diplomasinin gerçek bir dönüm noktasına mı işaret ettiğini gösterecek.
Karadeniz'in dalgaları, New York'taki konuşma salonlarından çok daha soğuk. Ama bazen en sert gerçekleri, en serinkanlı cümleler taşır. Elli bir ülkenin imzaladığı metin, savaşın maliyetini bir kez daha hatırlatıyor: Tahılın, geminin, esirin ve sivilin güvenliği artık birbirinden ayrılamaz bir bütün. Bu bütünü korumak ise yalnızca çağrı yapmakla değil, çağrının gereğini yerine getirecek diplomatik mimariyi kurmakla mümkün.
Kerem Aydıner diğer yazıları:
- Karadeniz'de Tahıl, New York'ta Ateşkes: 51 Ülkenin Çağrısı Neyi Değiştirir?
- Savaşın Dördüncü Yılında Bir Dans Pistinin Düşündürdükleri
- Hong Kong'a Sapan F-35 Parçaları: Bir Kargo Hatası mı, Yoksa Tedarik Zincirinin Çatlağı mı?
- Doların Kapısında Bir Tehdit: İran Uçuşları ve Üçüncü Ülkelerin İkilemi
- Moskova'ya İHA Yağmuru: Savaşın Yeni Eşiği ve Türkiye İçin Sessiz Uyarılar









YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.