Kerem Aydıner
Kerem Aydıner - Dış Politika

Ege'de Önleyici Saldırı Tartışması: Bir Senaryonun Düşündürdükleri

Ege'nin iki yakası arasındaki gerilim, zaman zaman gündelik siyasetin gürültüsü içinde kaybolsa da, aslında hiçbir dönemde gerçekten sakinleşmiş değil. Bu kez tartışmayı alevlendiren şey, Yunanistan'da yayımlanan Ta Nea gazetesinin sayfalarında ortaya atılan varsayımsal bir savaş senaryosu oldu. Gazete, Yunanistan Genelkurmay Başkanı Dimitrios Houpis'in "stratejik derinlikte önleyici saldırı" açıklamalarından hareketle, Türkiye ile yaşanabilecek olası bir askeri çatışmanın nasıl şekillenebileceğine dair bir teori kaleme aldı. Hemen belirtmek gerekir ki bu, Yunanistan tarafından açıklanmış resmi bir harekat planı değil; gazetenin askeri kaynak ve analistlere dayandırdığı varsayımsal bir senaryo. Yine de içeriği, Atina'nın savunma düşüncesinde yaşanmakta olan bir zihniyet dönüşümüne işaret etmesi bakımından dikkate değer.

Senaryonun çıkış noktası, klasik savunma anlayışının sorgulanması. Geleneksel olarak bir devlet, saldırıya uğramayı bekler ve karşılık verir. Oysa söz konusu metin, Atina'nın bu pasif bekleme pozisyonu yerine, Türkiye'nin saldırısının kaçınılmaz hale geldiğinin değerlendirilmesi durumunda ilk hamleyi yapabileceğini öne sürüyor. Bu, uluslararası hukuk ve strateji literatüründe son derece tartışmalı bir alana denk düşer. Zira önleyici saldırı, kendisini savunma refleksiyle açıklasa bile, fiiliyatta ilk ateşi açan taraf olma riskini beraberinde taşır. Gazete de bu riskin farkında görünüyor; istihbarat değerlendirmesinin yanlış çıkması halinde Yunanistan'ın uluslararası alanda saldırgan konumuna düşebileceğini açıkça ifade ediyor.

Senaryonun ilk aşaması, istihbarat faaliyetlerine ayrılmış durumda. Buna göre, deniz yetki alanları veya kıta sahanlığındaki faaliyetler nedeniyle başlayan bir krizin tırmanması halinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ege kıyılarında geniş çaplı askeri hareketliliğe başlaması kritik eşik olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin Ege'ye yakın bölgelerde birliklerini artırması, çıkarma gemilerinin yakıt ve mühimmat ikmali yapması, deniz piyadelerinin gemilere yüklenmesi ve insansız hava araçları ile balistik füze sistemlerinin yüksek hazırlık seviyesine geçirilmesi gibi gelişmelerin Yunan istihbaratı tarafından takip edileceği öne sürülüyor. Bu takipte Yunanistan Ulusal İstihbarat Teşkilatı (EYP), askeri istihbarat birimleri ve müttefik ülkelerden alınacak uydu görüntülerinin kullanılacağı belirtiliyor. Nihai harekat emirlerinin verildiğinin tespit edilmesi halinde ise Yunanistan Ulusal Savunma Konseyi'nin (KYSEA) acil olarak toplanarak önleyici saldırı kararı alması gündeme gelebilecek.

İkinci aşama, "ani şok" ve Türkiye'nin askeri sistemlerinin devre dışı bırakılması üzerine kurulu. Varsayıma göre, Türkiye'nin saldırısının başlamasından hemen önce Yunanistan elektronik harp sistemlerini devreye sokacak. Bu sistemlerle Türk radarlarının, iletişim altyapısının ve insansız hava araçlarının kontrol sistemlerinin etkisiz hale getirilmesi amaçlanıyor. Ardından Yunanistan Hava Kuvvetleri'ne ait Rafale ve F-16 Viper savaş uçaklarının uzun menzilli mühimmat kullanarak Türkiye'deki kritik askeri hedeflere saldırabileceği iddia ediliyor. Senaryoda özellikle Dalaman, Balıkesir ve Çiğli'deki hava üsleri öne çıkarılıyor. Teoriye göre bu üslerdeki pistlerin vurulması, Türk savaş uçaklarının havalanmasını zorlaştırarak ilk aşamada Türk Hava Kuvvetleri'nin operasyon kabiliyetini sınırlayabilir.

Deniz boyutunda ise Doğu Ege'deki Yunan askeri unsurlarının, Türkiye'nin batı kıyılarındaki hareketliliği menzilleri içinde tuttuğu belirtiliyor. Bu kapsamda Spike NLOS ve Exocet gibi füze sistemlerinin Türk çıkarma gemilerine karşı kullanılabileceği öne sürülüyor. Foça gibi limanlar örnek gösterilirken, amaç Türk çıkarma gemilerinin Ege'ye açılmadan önce etkisiz hale getirilmesi olarak ifade ediliyor. Burada ilginç bir tez de ortaya atılıyor: Türkiye'nin Ege adalarına yakın konuşlandırdığı çıkarma kapasitesinin, aynı zamanda bir dezavantaj oluşturabileceği savunuluyor. Buna göre birliklerin hedef bölgeye yakın konuşlandırılması, olası bir çatışmada bu unsurların Yunanistan'ın füze sistemlerine daha erken maruz kalmasına yol açabilir.

Üçüncü aşama, Türkiye'nin olası misillemesine karşı hava ve füze savunmasına odaklanıyor. Gazetenin değerlendirmesine göre, Yunanistan'ın ilk saldırısıyla Türkiye'nin tüm askeri kapasitesini ortadan kaldırması mümkün olmayacağından, Türkiye'nin elinde kalan füze ve insansız hava araçlarıyla karşılık vermesi bekleniyor. Bu noktada Yunanistan'ın hava ve füze savunma sistemlerinin devreye gireceği öne sürülüyor. Senaryoda özellikle Belharra sınıfı Kimon fırkateynlerinde kullanılan SeaFire radarları ile Patriot hava savunma sistemlerinin birlikte çalışacağı belirtiliyor. Bu sistemlerin Türk füzeleri ve insansız hava araçlarına karşı kullanılmasıyla Yunanistan'ın kritik altyapısına yönelik saldırıların sınırlandırılabileceği iddia ediliyor.

Metnin en dikkat çekici iddialarından biri de çatışmanın uzun süreli bir savaşa dönüşmeden kısa sürede sonuçlandırılabileceği yönünde. Senaryoya göre, Yunanistan'ın ilk saldırısıyla Türkiye'nin hava üsleri, deniz unsurları ve ileri konuşlandırılmış kapasitesi ciddi şekilde etkisiz hale getirilirse, Türkiye'nin geniş çaplı bir saldırı operasyonu yürütme imkanının önemli ölçüde azalacağı öne sürülüyor. Bu durumda ABD, NATO ve Avrupa Birliği'nin devreye girerek ateşkes için baskı oluşturacağı varsayılıyor. Yunanistan'ın ise savaşın ilk aşamasında askeri üstünlüğü ele geçirdiği varsayımıyla müzakere masasına daha güçlü bir konumda oturabileceği ileri sürülüyor. Senaryoda Fransa'nın da Yunanistan ile arasındaki karşılıklı savunma anlaşması kapsamında Atina'ya destek vereceği iddia ediliyor.

Bütün bu anlatının temelinde, Houpis'in Aralık 2025'te yaptığı açıklamalar bulunuyor. Houpis, Yunanistan'ın gerektiğinde stratejik derinlikte hassas ve etkili vuruşlar gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olması gerektiği mesajını vermişti. Yunan basını bu açıklamayı, savunma anlayışında önemli bir değişimin işareti olarak yorumluyor. Buna göre Atina'nın yaklaşımı yalnızca olası bir saldırıyı karşılamakla sınırlı değil; saldırının kaçınılmaz hale geldiğinin değerlendirilmesi halinde, karşı tarafın saldırı kapasitesini harekete geçirmeden önce hedef alabilecek bir caydırıcılık anlayışına da kapı aralıyor.

Burada durup düşünmek gerekiyor. Bir gazetenin sayfalarında kurgulanan varsayımsal bir senaryo ile bir ülkenin resmi askeri doktrini arasındaki fark, elbette ki büyüktür. Ta Nea'nın ortaya koyduğu metin, bir harekat planı değil; bir düşünce egzersizi. Ancak bu tür egzersizler, kamuoylarının ve karar alıcıların zihninde belirli bir çerçeve oluşturur. Önleyici saldırı fikrinin bu denli açık biçimde tartışılır hale gelmesi, Ege'deki caydırıcılık dengesinin ne kadar kırılgan olduğunu göstermesi bakımından önemli.

Öte yandan, senaryonun kendi içinde taşıdığı varsayımlar da sorgulanmaya muhtaç. İstihbaratın doğru okunması, ilk saldırının hedeflerini tam isabetle vurması, karşı tarafın misilleme kapasitesinin sınırlı kalması ve uluslararası kamuoyunun ilk hamleyi yapan tarafa yeterince baskı uygulamaması... Bunların her biri, gerçek bir çatışmada kolayca tersine dönebilecek değişkenler. Nitekim gazetenin kendisi de, istihbarat değerlendirmesinin yanlış çıkması durumunda Yunanistan'ın uluslararası alanda saldırgan konumuna düşebileceği uyarısını yapıyor. Bu uyarı, senaryonun en gerçekçi kısmı belki de.

Stratejik derinlikte vuruş kabiliyeti, caydırıcılığın bir aracı olarak düşünüldüğünde belirli bir mantık taşır. Ancak caydırıcılık, karşı tarafın niyetini doğru okumaya ve karşılıklı olarak kestirilebilir bir dengeye dayanır. Ege gibi dar bir coğrafyada, iki ülkenin askeri unsurlarının bu denli iç içe konuşlandığı bir ortamda, önleyici saldırı mantığının yaratacağı belirsizlik, caydırıcılığı güçlendirmek yerine zayıflatabilir. Zira ilk hamleyi yapma eşiğinin düşmesi, yanlış hesaplama riskini artırır. Bir istihbarat raporunun fazla iyimser yorumlanması, bir tatbikatın yanlış okunması ya da bir devriye gemisinin beklenmedik manevrası, istenmeyen bir tırmanmayı tetikleyebilir.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu tür senaryoların ciddiye alınması, savunma planlamasının doğal bir parçası. Her ülke, potansiyel tehditlere karşı hazırlıklı olmak durumundadır. Ancak aynı derecede önemli olan, bu hazırlığın bir tırmanma sarmalına dönüşmemesi. Karşılıklı olarak birbirinin askeri hazırlıklarını "saldırı işareti" olarak okuma eğilimi, güvenlik ikileminin klasik bir örneğini oluşturur: Bir tarafın kendini savunmak için yaptığı hazırlık, diğer tarafça tehdit olarak algılanır ve o da kendi hazırlığını artırır. Sonuçta her iki taraf da kendini daha güvensiz hisseder.

Yunan basınında yer alan bu senaryonun, önümüzdeki dönemde Ege'deki diplomatik ve askeri dengeler üzerinde nasıl bir etki yapacağını zaman gösterecek. Kimi zaman bu tür yayınlar, müzakere masasında el güçlendirmek için kasıtlı olarak gündeme getirilir; kimi zaman da gerçek bir doktrin değişikliğinin habercisi olur. İkisini birbirinden ayırt etmek, dışarıdan bakan bir gözlemci için her zaman kolay değildir. Ancak şu açık: Ege'de kalıcı bir istikrar isteniyorsa, karşılıklı caydırıcılık kadar karşılıklı iletişim kanallarının açık tutulması da hayati önem taşıyor. Kriz anında yanlış anlamayı önleyecek mekanizmalar, en gelişmiş füze sistemlerinden daha fazla güvenlik sağlayabilir. Zira tarih, en tehlikeli anların genellikle niyetin değil, algının belirlediği anlar olduğunu gösteriyor.

Toplam 37 defa okunmuştur.

Kerem Aydıner diğer yazıları:

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.