Bin 300 kişinin öldüğü 1840 Ağrı Dağı felaketi yeniden gündemde: Risk var mı?

Bin 300 kişinin öldüğü 1840 Ağrı Dağı felaketi yeniden gündemde: Risk var mı?

Nepal-Tibet sınırında yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği selin büyük bir buzulun kopmasıyla bağlantılı olabileceği değerlendirilirken, Türkiye’deki benzer riskler de yeniden gündeme geldi. Uzmanlar, Himalayalar’daki ölçekte bir tehlike beklemese de yüksek dağlarda buz ve kaya kopmalarına karşı uyarıyor. İşte detaylar...

Nepal-Tibet sınırında yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği sel felaketinin büyük bir buzulun kopmasıyla bağlantılı olabileceği değerlendirilirken, benzer olayların Türkiye’de yaşanıp yaşanmadığı da mercek altına alındı. Uzmanlar, Türkiye’de Himalayalar’daki ölçekte bir buzul gölü patlaması beklenmediğini ancak buzulların küçülmesi, kaya kopmaları ve ani erimelerin bazı bölgelerde yerel tehlikeleri artırabileceğini belirtiyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, Nepal-Tibet sınırında meydana gelen olayda kopan buzulun büyüklüğünün İstanbul’un Kadıköy ilçesiyle karşılaştırılabilecek seviyede olduğunu ifade ediyor.

Türkiye’de bulunan buzullar ise bu ölçekte değil. İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Sarıkaya, ülkedeki buzulların daha küçük olduğunu ve birbirinden bağımsız topoğrafik alanlarda yer aldığını vurguluyor.

Bu nedenle Türkiye’de büyük çaplı bir buzul gölü patlaması kaynaklı selin (GLOF) yaşanmasının beklenmediği belirtiliyor. Ancak uzmanlar, özellikle yüksek dağlık bölgelerde meydana gelebilecek buz ve kaya kopmalarının yerel ölçekte ciddi tehlike oluşturabileceğine dikkat çekiyor.

1840’TA AĞRI DAĞI’NDA BÜYÜK FELAKET

Türkiye’nin geçmişinde buzul ve buz-kaya kütlelerinin hareketiyle ilişkilendirilen en dikkat çekici olaylardan biri, 1840 yılında Ağrı Dağı’nın kuzeydoğu eteklerindeki Ahura Vadisi’nde meydana geldi.

Olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin bilimsel değerlendirmeler farklılık gösteriyor. 2019 yılında Geomorphology dergisinde yayımlanan bir araştırmada, bir depremin ve muhtemel volkanik hareketliliğin ardından hızlanan kar ve buz erimesinin büyük bir çamur, kaya ve buz akışına dönüştüğü öne sürüldü. Araştırmacılar bu süreci “lahar” olarak değerlendirdi.

Prof. Dr. Tolga Görüm ise felaketin dev bir kaya ve buz kütlesinin vadiden aşağı doğru hareket etmesiyle başladığı görüşünü savunuyor.

Tarihi kayıtlara göre söz konusu kütle yaklaşık 21 kilometre ilerleyerek Ahura Vadisi’ndeki yerleşimi ortadan kaldırdı. Daha sonra vadide bulunan dere yatağının kapanmasıyla doğal bir set meydana geldi. Yaklaşık bir hafta sonra bu setin yıkılması sonucunda biriken su serbest kaldı ve ikinci bir sel yaşandı.

Felaket sonucunda toplamda yaklaşık 1.300 kişinin hayatını kaybettiği aktarılıyor.

Uzmanlar, Ağrı Dağı’nın günümüzde de buz kopmaları bakımından izlenmesi gereken bölgeler arasında bulunduğunu belirtiyor.

AĞRI DAĞI’NDAKİ BUZ ÖRTÜSÜ KÜÇÜLÜYOR

İklim değişikliğinin Türkiye’de bulunan buzullar üzerinde de belirgin etkileri görülüyor.

Merve Kara’nın BBC Türkçe’de yayımlanan haberine göre, Prof. Dr. Sarıkaya’nın uydu görüntülerinden yararlanarak yaptığı araştırmada, Ağrı Dağı’ndaki buz örtüsünün 1976-2011 yılları arasında yaklaşık yüzde 29 oranında küçüldüğü ortaya konuldu. Aynı dönemde buzullarla kaplı alan yaklaşık 8 kilometrekareden 6 kilometrekareye geriledi.

Sarıkaya, Türkiye’deki buzulların iklim değişikliğine karşı son derece hassas olduğuna dikkat çekiyor.

Buzulların geri çekilmesi sonucunda yüksek kesimlerde yeni ve küçük göller oluşabiliyor. Bu gölleri tutan doğal setlerde meydana gelebilecek hareketlilik, kaya düşmeleri ve buz-kaya kopmaları yerel ölçekte risk yaratabiliyor.

Bunun yanı sıra ani sıcaklık yükselişleri, yoğun yağışlar veya kar ve buz çığları, özellikle dar vadilerde su akışının artmasına ve taşkın riskinin yükselmesine neden olabiliyor.

RİSK SADECE BUZULLARLA SINIRLI DEĞİL

Prof. Dr. Görüm’e göre küresel ısınmanın etkisiyle buzulların geri çekilmesi, yüksek dağlarda bulunan kaya kütlelerinin dengesini de değiştirebiliyor.

Buzulların altında ve arkasında bulunan çatlaklı kaya sistemleri, sıcaklık değişimleri ve çatlaklardan içeri sızan su nedeniyle zaman içerisinde daha kararsız hale gelebiliyor. Bu durum, büyük kaya ve buz kütlelerinin yamaçlardan kopma ihtimalini artırıyor.

Bu tür bir kütlenin hareketi sırasında hızının saatte 150-300 kilometreye kadar çıkabileceği ve önündeki kaya, toprak ve diğer malzemeleri de beraberinde sürükleyebileceği belirtiliyor.

Depremler ve aşırı yağışların yanı sıra madencilik faaliyetleri sırasında gerçekleştirilen patlatmalar ve yol yapımı gibi insan kaynaklı müdahaleler de bu süreçleri tetikleyebiliyor.

HANGİ BÖLGELER İZLENMELİ?

Uzmanların değerlendirmelerine göre Türkiye’de Himalayalar’daki dev buzulların oluşturduğu ölçekte bir sel tehdidi bulunmuyor. Buna rağmen yüksek dağlık bölgelerde görülebilecek küçük ölçekli buz ve kaya kopmaları ile ani su akışlarının göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Erzurum ve Artvin, risk bakımından takip edilmesi gereken bölgeler arasında gösteriliyor. Kars’ın Kağızman ilçesindeki Deniz Gölü’nü tutan doğal sette meydana gelen hareketlilik de uydu verileri kullanılarak izleniyor.

Türkiye’de buzulların en yoğun bulunduğu bölgelerden biri olan Hakkari’de ise özellikle küçük yerleşimlerin bulunduğu alanların kırılganlığına dikkat çekiliyor.

Uzmanlar, buzulların küçülmesinin tek başına büyük bir felaket anlamına gelmediğini vurguluyor. Ancak iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklık, yağış, kaya yapısı ve topoğrafyanın bir araya geldiği yüksek dağlık alanlarda yerel risklerin daha yakından takip edilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Haber akışınızı siz yönetin. ABC Gazetesi’ni Google’a kaynak olarak ekleyin.

"Bin 300 kişinin öldüğü 1840 Ağrı Dağı felaketi yeniden gündemde: Risk var mı?" haberi, 30 Ağustos 2026 tarihinde yazılmıştır. 30 Ağustos 2026 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.