Gökhan Yavuzel: “Ben hep onları yazdım”

Gökhan Yavuzel: “Ben hep onları yazdım”

Edirne’nin soğuk bir camii avlusunda, üstü başı yırtık bir kız çocuğu duruyordu. Masmavi gözleri, günlerdir yıkanmamış kısa saçları ve donmuş parmaklarıyla hayata direniyordu. Dilencilik yapmıyor, sadece sessizce oturuyor, buz gibi havaya ve insanlara karşı boyun eğmiyordu.

Ara ara gökyüzüne bakıyor, küçük elleriyle hayata meydan okur gibi duruyordu.

Bu küçük kızın hikâyesi, savaş ve göçün en acımasız yüzünü gösteriyordu: ailesini kaybetmiş, yalnız, hayatta kalmaya çalışıyor. Gökhan Yavuzel, onun hikâyesini gözlemleyip kalemine taşıdı; ortaya çıkan anlatı, sadece bir çocuk portresi değil, hayatın kenarına itilmiş sessiz tanıkların hikâyesi oldu.

"Hikaye 2021’de yayımlandı ve YouTube gibi platformlarda da okurlarla buluştu, ama bugün hâlâ okuyanların içini titretiyor," deniliyor. Küçük kızın bakışı, suskunluğu ve yaşadığı her an, vicdanı sorgulatan bir tanıklık sunuyor.

Yavuzel’in kalemi, sessiz hayatları görünür kılmak için kullanılıyor. Kendini ön plana çıkarmıyor; ölenleri, kaybolanları, hayatın kenarında unutulmuş insanları yazıyor. Onun hikâyelerinde bireysel trajediler ve tarihî acılar, sade ama güçlü bir dille aktarılıyor. Okuyucu sadece anlatılan karakterleri değil, yazarın gözlemci ve tanık duruşunu da hissediyor.

Küçük kızın birkaç mısrası, hikâyenin özünü özetliyor:

"Sisler içinde kalmışım / Buz gibi bir hava da. / Dünya’dan göçeceğim belki, bir camii avlusunda."

Bu dizeler, hem çocuğun hem de Yavuzel’in bakış açısını taşıyor; yazı, bir tanıklık ve hatırlatma aracı. Yavuzel’in kalemi, küçük hayatların, unutulmuş anların sesini duyuruyor ve okuru derinden etkiliyor.

Yazarın yaşamı, yazdıklarıyla paralel bir yolculuk sunuyor: Türkiye’nin arka sokaklarından diasporanın en ücra köşelerine uzanan fırtınalı bir hayat, uluslararası ödül adaylıklarına uzanan ilham verici bir yaşam öyküsü… Gördüğü, tanık olduğu, kaybettiği hayatları satırlara taşıyan Yavuzel, okurun kendi geçmişine ve kayıplarına bakmasını da sağlıyor.

Ve yazının sonunda, yazarın kendi sözü her şeyi özetliyor:

"Ben hep onları yazdım."

Kendini değil, tanık olduklarını, kaybettiklerini, hayatın kenarında sessizce duranları… Ve belki de bu yüzden kalemi bu kadar güçlü. Küçük bir kızın hikâyesi, sadece bir çocuğu değil; yazarın gözünden dünyayı, vicdanı ve merhameti de aktarıyor.

Gökhan Yavuzel Hakkında;

- PEN ve Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi; çağdaş göç, hafıza, insan ilişkileri temalı eserleriyle tanınıyor.

- Türkiye’den diasporaya uzanan hayatı ve uluslararası edebiyat çevrelerinde ödül adaylıkları, kaleminin gücünü gösteriyor.

- Yazılarında hayatın görünmeyen köşelerinde yaşayan insanlara odaklanıyor.

Sponsorlu içeriktir.
Evo Editör

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.