Husilerin silah gücü nasıl büyüdü? İran desteği ve 25 ülkeye uzanan ağ!

Husilerin silah gücü nasıl büyüdü? İran desteği ve 25 ülkeye uzanan ağ!

Yemen’de 2014 yılında Sana’nın kontrolünü ele geçiren Husilerin, sınırlı silah kapasitesine sahip bir milis grubundan binlerce kilometre uzaktaki hedefleri vurabilen füze ve insansız hava araçlarına sahip bir güce dönüşmesinde eski Yemen ordusundan kalan cephanelik, İran’ın askerî ve teknik desteği ve uluslararası tedarik ağları etkili oldu...

Yemen’deki silahlı hareketin yükselişi, yalnızca İran’dan gelen destekle açıklanmıyor. Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih döneminden kalan askerî envanter, Yemen ordusunun silahlarının ele geçirilmesi ve farklı ülkeler üzerinden yürütülen tedarik faaliyetleri de bu sürecin önemli parçaları arasında gösteriliyor. Independent Türkçe’de Eymen el-Gabivi imzasıyla yayımlanan analizde, Husilerin silah kapasitesinin hangi aşamalardan geçerek büyüdüğü ve uluslararası tedarik ağlarının bu dönüşümdeki rolü ele alınıyor.

HUSİLERİN YEMEN'DE GÜÇ KAZANMASININ ARKA PLANI

İlkel kamuflaj kıyafetleri giyen ve ağızlarında yeşil gat bitkisi bulunan Husi milisleri, Yemen’in meşru yönetimini tehdit ederek Sana’nın kontrolünü ele geçirme hedeflerini dile getiriyordu. Bu milisler, resmî bir askerî üniforma taşımıyor ve belirli bir tabur ya da tugay adına konuşmuyordu. Bunun yerine Saada’nın mağaralarında ve dağlarında bulunduğu belirtilen liderleri Abdulmelik el-Husi adına hareket ediyorlardı.

Yemen’in meşru hükümeti, resmî üniformalı askerleriyle birlikte Vatan Kalkanı Güçleri, Amalika Tugayları ve diğer askerî birlikler üzerinden varlık gösterirken İran destekli Husiler, ortak bir üniformaya veya resmî isimler taşıyan tabur yapılanmasına dayanmayan bir düzenle faaliyet yürütüyor. Milisler, Japon yapımı dört çeker araçlarla tek başlarına ya da gruplar hâlinde dolaşıyor; bu araçların bir bölümünü silahlı araçlara dönüştürüyor.

Analizde dikkat çekilen temel çelişkilerden biri, başlangıçta sınırlı ve ilkel bir milis gücü olarak görülen Husilerin 2014 yılında ordu dâhil devletin büyük bölümünü kontrol altına alması. Grup, silah zoruyla Kuzey Yemen’deki nüfuzuna dayalı bir hâkimiyet alanı oluşturdu. Sana’dan Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde’ye uzanan bu alanın ardından güneye, Umman Denizi’ne kadar genişlemeye yaklaşsa da koalisyon güçlerinin meşru yönetime destek vermesiyle bu ilerleyiş engellendi.

Husilerin silah gücünün nasıl oluştuğunu anlamak için 2011 yılına, Arap Baharı dönemine ve Yemen’deki çatışmaların başlangıcına dönmek gerekiyor. O dönemde iktidardan uzaklaştırılmasının önü açılan isim, Yemen üzerinde 33 yılı aşkın süre hâkimiyet kuran Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’ti. Salih, 1990 yılında ülkenin kuzeyini ve güneyini birleştirmişti. Ancak iktidarının sona ermesinin ardından yaşanan gelişmeler Yemen’in yeniden parçalanmasına yol açtı ve Husilerin Sana’da iktidara gelmesinin önünü açtı.

Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, 25 ülkede tedarik ağları izlendi; ele geçirilen malların yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler, yüzde 21’ini ise İran menşeli ürünler oluşturdu / Fotoğraf: Reuters

“AÇTIK... ŞİMDİ HEM AÇIZ HEM DE KORKU İÇİNDE YAŞIYORUZ”

Yazar, geçtiğimiz ocak ayında Yemen’e yaptığı ziyaret sırasında 70 yaşına ulaşmış bir Yemenliyle görüştüğünü ve Ocak 2011 devriminden bu yana ülkenin yaşadığı değişimi sorduğunu aktardı. Yemenli, yaşanan süreci şu sözlerle anlattı:

Farkında olmadan yağmurdan kaçarken doluya tutulduk” yanıtını veren Yemenli sözlerini şöyle sürdürdü: “Salih döneminde açtık ama bugün hem açız hem de korku içinde yaşıyoruz.

Analize göre Husilerin bugün kullandığı silahların bir bölümü, Salih döneminden kalan askerî mirasa dayanıyor. Bu envantere daha sonra İran kaynaklı silah sevkiyatları ve deniz yoluyla gerçekleştirilen kaçakçılık faaliyetleri eklendi. Sevkiyatların, isimleri çoğu zaman açık biçimde belirtilmeyen müttefikler aracılığıyla gerçekleştirildiği ifade ediliyor.

Yemen’in yaklaşık 40 milyonluk nüfusunun yüzde 0,9’unu oluşturan Husilerin, gayriresmî tahminlere göre 350 bini aşmayan savaşçı sayısına rağmen geniş alanlarda askerî nüfuz kurduğu belirtiliyor. Grubun faaliyetleri, Yemen sınırlarının ötesine geçerek meşru hükümetin uluslararası destek aramasına da neden oldu.

Mart 2015’te, Salih’in ardından geçiş döneminde cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Abdurabbu Mansur Hadi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin ardından meşru yönetim destek arayışına girdi. Analizde Hadi’nin, biri hastalığı, diğeri ise sonrasında parçalanan ülkesine duyduğu derin üzüntü nedeniyle iki ayrı gurbet yaşadığı aktarılıyor.

SALİH DÖNEMİNDEN KALAN SİLAHLARIN PAYI YÜZDE 68'E ULAŞTI

Ali Abdullah Salih, iktidarda bulunduğu yıllarda Sovyetler Birliği, ABD ve İngiltere yapımı silahlarla geniş bir cephanelik oluşturdu. 33 yıllık iktidarı boyunca T-55 ve T-62 tipi Sovyet yapımı tankların yanı sıra zırhlı personel taşıyıcıları, sahra topları ve BM-21 Grad çok namlulu roketatar sistemlerine sahip oldu.

Şubat 2011 devriminden sonra kendisini iktidardan uzaklaştıran aktörlere karşı intikam arayışına giren Salih, bu süreçte Husilerle yakın bir ittifak kurdu. Bu ittifakın hedefinde sıradan Yemenlilerin yanı sıra eski yardımcısı Abdurabbu Hadi, ordudan ayrılan Tümgeneral Ali Muhsin el-Ahmer ve kendisini iktidardan uzaklaştıran harekete katkıda bulunan diğer isimler de bulunuyordu.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre, fikir ve mezhep bakımından kendisinden farklı olan Husilerle kurduğu ittifak Salih’in hayatına mal oldu. Husiler, Eylül 2014’te Sana’nın kontrolünü ele geçirdi. Süreç, 4 Aralık 2017’de Salih’in öldürülmesiyle sona erdi. Salih’in bir arazi aracının kasasında öldürüldüğü ve bedeninin kurşun yağmuruna tutulduğu aktarıldı.

Husilerin askerî kapasitesinin önemli bir bölümü de bu dönemde ele geçirilen Yemen ordusunun envanterinden oluşuyordu. Tanklar, hafif ve orta sınıf silahlar, ağır makineli tüfekler, uçaksavarlar, balistik füze sistemleri ve hükümet güçlerinin kullandığı hava araçları bu envanterin parçaları arasındaydı.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Paneli'nin raporuna göre, Husiler ile Salih arasındaki ittifak 2015 yılına gelindiğinde tankları, zırhlı araçları, topçu sistemlerini, çok namlulu roketatarları, mühimmatı ve hava-füze silahlarını kapsayan büyük bir askerî güç meydana getirdi. Bu cephaneliğin Yemen’in toplam silah stokunun yaklaşık yüzde 68’ini oluşturduğu tahmin ediliyor.

BM raporlarında Husilerin Scud-B ve Hwasong-6 (Scud-C) tipi balistik füzelere sahip olduğu, sonraki dönemde ise Burkan-2H füzelerinin ortaya çıktığı bilgisi de yer alıyor.

İRAN'IN ASKERÎ VE TEKNİK DESTEĞİ

Salih döneminden kalan silahlar, Husilerin askerî kapasitesinin temelini oluştururken daha sonraki süreçte İran kaynaklı destek öne çıktı. BM uzmanlarının hazırladığı raporlara göre, Salih döneminin ardından kullanılan insansız hava araçları (İHA) İran menşeli ürünler arasında yer alıyor.

İngiliz Daily Mail gazetesinde küçük milis gruplarıyla ilgili bir haberin altına yazılan yorum da analizde aktarıldı:

Görünüşe göre okuma yazma bilmeyen bu kişiler, füze fırlatma talimatlarını okumayı gayet iyi biliyor.

Analizde, Husilerin karmaşık silah sistemlerini dışarıdan teknik destek almadan geliştirme ve üretme kapasitesine sahip olup olmadığına ilişkin tartışmalara dikkat çekiliyor. BM raporları ve uzmanlarının değerlendirmelerine göre kısa ve orta menzilli balistik füzeler, seyir füzeleri, gemisavar balistik ve seyir füzeleri, İHA’lar, hava savunma sistemleri ve deniz radarları gibi karmaşık sistemlerin geliştirilmesi için uzmanlık gerekiyor.

Husilere eğitim ve teknik destek sağlayan çeşitli aktörler bulunduğu, İran’ın rolünü ele alan raporlarda ise İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) mensuplarının öne çıktığı belirtiliyor. Analizde, mağaralarda ve dağlık alanlarda faaliyet gösteren grubun DMO tarafından eğitildiği ve himaye edildiği savunuluyor.

25 ÜLKEYE UZANAN TEDARİK AĞI

Yemen’deki meşru yönetim ve müttefiki Suudi Arabistan’ın karşı karşıya olduğu sorunun yalnızca Husilerin kendi imkânlarıyla elde ettiği silahlardan ibaret olmadığı belirtiliyor. Analize göre İran, askerî ve teknik destek konusunda öne çıkarken Çin, Yemen içinde silah üretiminde kullanılan parça ve ham maddelerin başlıca kaynaklarından biri olarak gösteriliyor.

Bu konu, “Kaçakçılardan Tedarik Zincirlerine” başlıklı yeni bir raporda ele alındı. Raporda, 25 ülkeye yayılan tedarik kaynakları ve nakliye güzergâhları tespit edildi. 2021-2025 yılları arasında ele geçirilen malzeme ve parçaların yüzde 35’inin Çin, yüzde 21’inin ise İran menşeli olduğu kaydedildi.

İran’ın DMO ve Kudüs Gücü üzerinden önemli bir askerî ve teknik destek sağlayıcısı olduğu belirtilirken Çin, Husilerin Yemen içinde silah üretmesini kolaylaştıran parçaların ve ham maddelerin en büyük kaynaklarından biri olmakla suçlanıyor.

Raporda menşei tespit edilen parçaların geldiği diğer ülkeler arasında Hindistan, Almanya, Hollanda, Güney Kore, İsviçre, ABD, Tayland ve Vietnam da bulunuyor. Nakliye güzergâhlarının Cibuti, Somali ve başka ülkeler üzerinden uzandığı belirtiliyor.

Bununla birlikte, raporda adı geçen ülkelerde üretilmiş parçaların ele geçirilmesi veya sevkiyatların bu ülkelerin topraklarından geçmesi, ilgili hükümetlerin Husileri silahlandırma sürecine katıldığını tek başına kanıtlamıyor. Analizde, bu ülkelerin sürece dâhil olduğuna ilişkin bir sonuca varmak için ayrıca kanıt gerektiğine dikkat çekiliyor. Raporda öne çıkan temel husus, İran’ın rolü ile Husilerle bağlantılı tedarik ve kaçakçılık ağları olarak gösteriliyor.

150 TANIKLIK VE 140'TAN FAZLA ELE GEÇİRME OPERASYONU

Yaklaşık 150 tanıklık ve derinlemesine görüşmeye dayanan araştırma raporu, güvenlik ve istihbarat alanlarında çalışan üst düzey yetkililerin de aralarında bulunduğu uzmanlardan ve gizli kaynaklardan elde edilen bilgileri içeriyor.

Rapora göre Husiler, son on yılda askerî kapasitelerini önemli ölçüde geliştirdi. Başlangıçta sınırlı silah donanımına sahip olan grup, bugün 2 bin 600 kilometreye kadar uzaklıktaki hedefleri vurabilen füze ve İHA’lar kullanabilen bir güce dönüştü. Bu dönüşümde, Yemen içinde daha fazla silah üretmelerini sağlayan uluslararası tedarik ağlarının da etkili olduğu ifade ediliyor.

İran desteğiyle Husilerin, Ekim 2023 ile Ekim 2025 arasında Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki ticari ve askerî gemilere yönelik 115’ten fazla karmaşık saldırı düzenlediği belirtiliyor. Grup ayrıca İsrail yönüne füze ve İHA’lar fırlattı.

Peter Salisbury, Henry Thompson ve Veena Ali Khan tarafından hazırlanan raporda araştırmacıların, Mart 2024 ile Kasım 2025 arasında gerçekleştirilen 140’tan fazla sevkiyat ele geçirme operasyonunu kapsayan bir veri tabanı oluşturduğu aktarılıyor. Operasyonlar; deniz kuvvetleri, gümrük birimleri, sınır muhafızları ile Yemen’deki, bölgesel ve uluslararası güvenlik kurumları tarafından yürütüldü.

Veriler, 2024 ve 2025 yıllarında Husilere gönderilirken ele geçirilen malzemelerin yüzde 80’inden fazlasının tamamlanmış silah sistemlerinden değil, silah üretiminde kullanılan parça ve ham maddelerden oluştuğunu ortaya koydu. 2021-2025 döneminde kayıtlara geçen malzemelerin yüzde 35’inin Çin, yüzde 21’inin İran menşeli olduğu bilgisi de raporda yeniden vurgulandı.

ADEN LİMANI'NDA 44 KONTEYNERLİK SEVKİYAT ELE GEÇİRİLDİ

Raporda, 2025 yılında Aden Limanı’nda bazı sevkiyatlara el konulduğu bilgisi de yer aldı. Bu sevkiyatlar arasında, ağustos ayında ele geçirilen ve İHA parçalarıyla gelişmiş üretim ekipmanları taşıyan 44 konteynerlik yükün bulunduğu belirtildi.

Analize göre Husilerin yerli silah üretimini geliştirmesi ve kaçakçılık güzergâhlarını çeşitlendirmesi, yalnızca sevkiyatları durdurmaya dayalı önlemlerin yeterli olmamasına yol açıyor. Bu nedenle tedarik ve finansman ağlarının faaliyetlerini aksatmak için daha kapsamlı uluslararası koordinasyon sağlanması gerektiği ifade ediliyor.

Yemen’in meşru yönetimi ve ona bağlı güçlerin karşı karşıya olduğu durumun, yalnızca sınırlı eğitim almış bir grup savaşçıyla mücadele etmekten ibaret olmadığı vurgulanıyor. Analize göre Husiler, uluslararası tedarik ağlarından ve dışarıdan sağlanan teknik uzmanlıktan yararlanırken taraftarlarını harekete geçirmek için ideolojik bağlılığa ve dinî vaatlere de başvuruyor.

Kaçak yollarla Yemen’e getirilen silahların parça parça Husi milislerine ulaştırıldığı ve daha sonra grubun kontrolündeki bölgelerde yeniden birleştirildiği de analizde belirtilen unsurlar arasında yer alıyor.

YEMEN'DEKİ ÇATIŞMALARDA İKİ DMO MENSUBU ÖLDÜRÜLDÜ

Yemen hükümetini destekleyen koalisyon güçlerinin düzenlediği hava saldırılarının, İran’ın Husilere silah sağlama ve eğitim verme konusundaki desteğine ilişkin işaretler ortaya koyduğu aktarılıyor. Operasyonlara ilişkin rapor ve açıklamalarda bu yönde değerlendirmeler yer aldığı belirtiliyor.

Geçtiğimiz ağustos ayında Yemen’deki çatışmalarda iki DMO mensubunun yanı sıra İranlı ve Iraklı üç uzmanın hayatını kaybettiği açıklanmıştı.

HUSİLER FÜZELERİNE NEDEN SİYASİ VE SEMBOLİK İSİMLER VERİYOR?

Analizde, Husilerin silahlarına verdikleri isimlerle taraftarlarının ve destekçilerinin duygularına seslenmeye çalıştığı değerlendirmesi de yer alıyor. Filistin ve Tufan adlı füzeler, bu yaklaşımın örnekleri arasında gösteriliyor.

Jerusalem Post gazetesine göre Filistin adıyla bilinen füzenin tasarımı, İran’ın Şahab-3 füzesinin geliştirilmiş bir versiyonu olan Kadir füzesini temel alıyor.

Analizin sonuç bölümünde, Husilerin silahlarının yalnızca askerî amaçlarla kullanılmadığı, aynı zamanda grubun kapasitesini bölgesel meselelerle ilişkilendiren bir propaganda aracı işlevi de gördüğü savunuluyor. Bu yaklaşımın, Husileri Yemen sınırlarını aşan daha geniş bir mücadelenin parçası olarak sunmayı hedeflediği belirtiliyor.

Kaynak: Independent Türkçe – Eymen el-Gabivi’nin Independent Arabia’dan çevrilen analizi. Yazıda yer alan görüşlerin yazara ait olduğu ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabileceği notu da kaynak metinde bulunuyor.

Haber akışınızı siz yönetin. ABC Gazetesi’ni Google’a kaynak olarak ekleyin.

"Husilerin silah gücü nasıl büyüdü? İran desteği ve 25 ülkeye uzanan ağ!" haberi, 21 Ekim 2026 tarihinde yazılmıştır. 21 Ekim 2026 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.