Yabancı futbolcu kakafonisi

Ali Kaya SoysalTürk Futbolunda 80 yıldır yabancı futbolcu oynamaktadır, en meşhurları Fenerbahçe efsanesi, milli takımlarımızda defalarca kaptanlık yapan Lefter Küçükandonyadistir. Beşiktaş’lı Çiço, Galatasaraylı Rober...
Ali Kaya Soysal
Türk Futbolunda 80 yıldır yabancı futbolcu oynamaktadır, en meşhurları Fenerbahçe efsanesi, milli takımlarımızda defalarca kaptanlık yapan Lefter Küçükandonyadistir. Beşiktaş’lı Çiço, Galatasaraylı Rober bu gruba aittir. Hepsinin toprağı bol olsun. O dönemlerde Taksim diye bir takım vardı, tamamına yakını Rum, Beyoğlu Spor ise Ermeni futbolculardan kuruluydu. İlerleyen yıllarda geçen yıl kaybettiğimiz İstanbul Sporlu Kasapoğlu ve daha sonraları
Beşiktaşlı Avusturya Lisesinden okuldaşım Niko Kovi’yi anımsıyorum.
Fakat, tüm bu isimlerin ortak bir özelliği vardı, hepsi o zamanlar "ekalliyet" diye tabir edilen TC Vatandaşı idiler. Yani yabancı olarak kabullenilmemeli. 1958’de profesyonel futbol ligi kurulduğunda yurt dışından futbolcu transfer etmek çok zordu, aksi bir kural olmasından değil, ülke futbolunun Romen, Bulgar hele Macaristan ve Yugoslavya kalitesinin çok altında olmasından kaynaklanıyordu. Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz ve Güney Amerika’dan hiç söz etmiyorum bile.
70’lerde biraz palazlanınca Yugoslavya’nın emeklileri modası başladı. Uzun yıllarda devam etti, teknik direktörler dahil. 80’lerde ise sahalarımızın çimlendirilmesi, futbola anormal paralar yatırılması, belki de ülkenin "hal-i pürmelalinin'' örtbas edilip halkı afyonlama adına yurt dışından bütçelerimizi zorlama uğruna özellikle Brezilya ve Almanya’nın Masterleri transfer edilmeyebaşlandı..
80lerin sonunda biraz aklımız başımıza geldi, mesela Ajax Hollanda da bir modeli çoktan başlatmıştı, "Altyapı" gerçeği. Dönemin bazı idealist Türk çalıştırıcıları bu gerçeği uygulamaya soktular. Başta Hamdi Serpil Tüzün olmak üzere rahmetli Gündüz Tekin Onay ve Candan Tarhan, Adnan Dinçer, Ankara’dan Sahir Gürkan, tabi ki Trabzon’un emektarları Ahmet Suat Özyazıcı ile Özkan Sümer Hocaların adını anmadan geçemem. Anadolu’nun çeşitli kentlerinde, kasabalarında bu uğurda savaş veren emekçilere de bu satırlardan selamlarımı iletiyorum. Mesela Bursa da bir Hasan Bora, Galatasarayda bir Salih Hoca vardı...
Böylesine hummalı çalışmaya destek veren Federasyon Başkanlarını da anmak gerek. Bu alt yapı hamlesi yıllarında BeşiktaşÖzkaynak Düzeninde Serpil Hoca ile çalışan ben sonraki yıllarda Ankara Spor Okulunda askerlik görevimi yaparken 12 Eylül İhtilali’nden sonra komitenin atadığı Futbol Federasyonu Başkanı general Yılmaz Tokatlı ile tanıştım. Uzun hikayedir, başka bir zaman detaylarına girerim, ama şimdilik şunları anlatabilirim:
Yılmaz Paşa şu anda 80 yaşında, sanırım bu satırları okuyacaktır. Beni geceleri Ulustaki federasyon binasında Alman Futbol literatürünü Türkçeye çevirmem için görevlendirirdi ve çevirdiklerim bizim Eğitim Dairesinde antrenör kurslarında ders olarak öğretilirdi rahmetli Sabri Kiraz, Coşkun Özar’ı ve Metin Türel tarafından. Gündüzleri ise uykumdan kalan saatlerde Silahlı Kuvvetler Gücünü antrene ederdim. Bir başka görevim ise, nasıl vaktim kalıyorsa, Tokatlı Paşa!ya futbolla ilgili, oyun kurallarından tutun da teknik, taktik formasyona kadar seminerler vermekti. Ben uzak olduğu bir branşın başına getirilipte, görev sorumluluğuyla bu derece iradeli azimli çok az insan tanıdım...
Teşekkür edilmesi gereken federasyon başkanlarından biri de Şenez Erzik’tir, neden mi? Gençlerin eğitiminde dünyada sayılı teknik adamlardan biri olan S. Hamdi Hoca ile beyin ve gönül beraberliği yapıp uzun vadeli yola çıkmaya karar verdiği için. Bu birlikteliğin sonunda Türkiye "tüm takım sporlarında" ilk kez, o dönemlerde U18, U17, U16 olarak adlandırılmadığından Avrupa Gençler Şampiyonasında 1991-92 ve 93 de bir kez şampiyon, iki defa da ikinci oldu.
O şampiyon gençlerden bazıları 6-7 yıl sonra Galatasaray’ın Fatih Terim döneminde 4 sezon üst üste kazandığı şampiyonluklara, UEFAkupasının kazanılmasına ve 2002 de Ulusal takımımızın Dünya 3.lüğüne imza attılar...
Yani, bu işler kolay aslında... Önce akıl istiyor, sonra ortak düşünce, daha sonrada takım çalışması, en önemlisi de doğru antrenman... Öyle 20-30 yıllar da gerekmiyor, eğer ortak mantık varsa.Yukarıda anlattığım hikayede olduğu gibi 3-5 senede de gerçekleşebiliyor..
Yazımın başlığı "yabancı futbolcu kakafonisiydi...'' Uzun bir giriş yazdım, durumun nereden nerelere geldiği daha iyi anlaşılsın diye. Bu tip uzun soluklu makaleler okuyucuyu sıkar... O nedenle bugünlük bu kadar, ana konu, yabancı sayısı çelişkileri arkası yarın sevgili ABC okuyucuları..
"Yabancı futbolcu kakafonisi" haberi, 09 Kasım 2017 tarihinde yazılmıştır. 09 Kasım 2017 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.