Tutuklanan korgeneralin cezaevi notları: O gece neler yaşadım

Genelkurmay'ın 6 'J Başkan'ından biri olan ve darbe girişiminden bir hafta sonra Hulusi Akar'ın yaverinin ifadesi üzerine tutuklanan Korgeneral Salih Ulusoy'un cezaevinde yazdığı ileri sürülen notların cezaevinden nasıl dışarı...
Genelkurmay'ın 6 'J Başkan'ından biri olan ve darbe girişiminden bir hafta sonra Hulusi Akar'ın yaverinin ifadesi üzerine tutuklanan Korgeneral Salih Ulusoy'un cezaevinde yazdığı ileri sürülen notların cezaevinden nasıl dışarı çıkartıldığı bilinmiyor. Güvenilir kaynaklar notların Ulusoy'a ait olduğu görüşünde.
Genelkurmay Karargâhı’nda “J Başkan'' olarak isimlendirilen 6 korgeneralden biri olan Ulusoy, Genelkurmay Plan Prensipler Başkanlığı görevini yürütüyordu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın yaveri Yarbay Levent Türkkan, ifadesinde Ulusoy için "kesin cemaatçi olduğunu biliyorum" demişti. Bunun üzerine Ulusoy, darbe girişminden bir hafta sonra karargahtaki görevine devam ederken gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı.
Ulusoy'un gönderildiği Sincan Cezaevi'nde yazdığı notlar ortaya çıktı. "15 Temmuz 2016 gecesi yaşadıklarım" başlığını taşıyan notta, gece boyunca temas kurduğu isimleri ve onlarla geçen diyaloglarını anlatan Ulusoy, Orgeneral Hulusi Akar'ın ofisinde yaşadıklarını aktarıyor. Ayrıca Ulusoy gece boyunca darbeci askerler tarafından neden alıkonulmadığını anlatıyor.
Nota, "15 Temmuz cuma günü 1 haftadır uğraştığım bir personelimin sorgulanması ve ailesinin şikâyetleri yüzünden bunalmıştım. Dışarıda bir planlı yemeğimi de düşünerek komutanlarımız mesaiyi terk etmeden her zamankinin aksine biraz erken çıktım. Çıkarken Sn. 2'inci Başkan'ın emir subayına (Yaşar Güler) not bıraktım ve kendi emir astsubayımı telefonlara bakmak ve beni uyarmak üzere karargâhta bırakmıştım" diye başlayan Ulusoy, devamla şunları anlattı:
"Çıkışımdan 1 saat kadar sonra emir astsubayım beni aradı; 'komutanım nizamiyeye tanklar geldi, komandolar giriyor kışlaya, polisler filan da var' deyince 'sakin olun terör eylemi ikazı almışlardır, karargâhı korumaya gelmişlerdir, ben de birazdan oraya gelirim' dedim. Kendisi heyecanla 'komutanım çatışma başladı silah sesleri geliyor, sakın normal girişe gelmeyin' diye ekledi. karşılıklı birkaç soru cevapla durumu anlamaya çalıştım ama pek sağlıklı bir fikir edinemedim. anlamasam da kışlaya dönmeye karar verip kalktım. Biraz sonra emir astsubayı tekrar aradı; komandoların karargâha girdiğini, İcra Subayı Yarbay Murat Doğan'ın kendisine gelerek tekrar benim karargâha dönüşümü engellemesini, herkesin tutuklandığını gelirsem benim de tutuklanacağımı söylediğini bildirdi. hemen gitmeyi planladığım yere acilen ulaştım, akrabam olan BEM-BİR-SEN Başkanı Gürkan Alper'in evine vardığımda uçak sesleri gelmeye başladı.
Televizyonu açtığımızda sn. Başbakanın açıklamalarını duyduk, durumu anlamak için biraz uğraştıktan sonra karargâha gelmeye ve ne olursa olsun komutanlarıma erişmeye karar verdim. Akrabamın arabasıyla yola çıktık, sendikadan bazı kişileri karargâh bölgesine yönlendirdi ve çevreden bilgiler aldık. Karargâha vardığımızda nizamiyeden dışarıya doğru belli aralıklarla ateş ediliyordu, halk bir ileri bir geri ilerlemeye çalışıyor, arabalarının arkasında ateşten korunmaya çalışıyordu. Helikopterler geldi, bölgeyi ateş altına aldı. Uzun uğraşlar
sonucu giremeyeceğimi anlayıp Kara Kuvvetleri Komutanlığı karargahına yöneldim. Arka nizamiye sakindi, yaklaşıp nöbetçi askere kendimi tanıttım, yetkililerle görüşmek istediğimi söyledim. Bir üsteğmen geldi talebimi aldı, telefonla bir yere bildirdi, bir müddet sonra bir yüzbaşı gelip içeri alınmayacağımızı oralardan çekilmemizi yoksa tehlikeli olacağını bildirdi. Arabayla tekrar Genelkurmay karargahına yöneldim, emir astsubayını aramak aklıma geldi, öyle ya o içerdeydi ve bilgi alabilirdim. Bir yolunu bulup beni içeri almasını söyledim, kuzey nizamiyenin sakin olduğunu orada buluşabileceğimizi söyledi.
GENELKURMAY BİNASI
Kuzey nizamiyeye geldiğimizde içeride 5-6 kişilik aşina olduğum karargâh çalışanıyla birlikte emir astsubayı ve Yarbay Doğan karşıladı bizi. Komutanın yanına gitmek istediğimi beni komuta katına götürmelerini söyledim. Kapıyı açamayacaklarını ortamın çok tehlikeli olduğunu vs. anlattılar, ben ısrar edince açtılar, ben bunları karargâhta geç vakte kadar çalışan ve dışarıdan gelen tehlikeye karşı dirayetli bir arkadaşımız tarafından görevlendirilen emniyet personeli zannederek 'şu ateş eden adamı ayağından vurun, halka, etrafa ateş edip duruyor, bir çılgın çok zor olmasa gerek, onun mevziisini bulalım önce vs.' emirler verince birbirlerine baktılar. Yarbay Doğan 'O ateş etmese halk içeri saldırır' gibi bir cevap verdi. Bunların durumundan şüphelendim. 'Diyalog kurabileceğim birisiyle beni görüştürün, ben komutanı görmeden komuta katına çıkmadan buradan ayrılmam' deyince beni götürmeye karar verdiler.
HULUSİ AKAR'IN ODASI
Emir astsubayı ve silahlı iki kişi beni komuta katına götürdü. Merdivenler ve sahanlıkta zaten orada çalışan personeli silahlı görünce emniyete aldıklarını düşünerek rahatladım. Doğruca komutan emir subayının odasına yöneldim. Kapıda tanımadığım bir havacı binbaşı veya yarbay -hücum yelekli silahlıydı- beni durdurdu. İçeriyi görebiliyordum. Tuğgeneral Partigöç ve Tuğamiral Sinan Tosun'u gördüm. Yüz ifadeleri soğuk ve kabaydı, birkaç kişi daha vardı odada, bir terslik olduğunu anladım. 'Komutan nerede' dedim. Havacı yarbay bana bağırmaya başladı '…. artık yok … vs.' gibi şu an anımsamadığım anlamsız bağırmalar arasında ben yumuşatma çabasıyla elimi uzattım tam neler yaptığımı da hatırlamıyorum, emir astsubayı aramıza girdi ve 'burası güvenli değil komutanım' diyerek merdivenlere doğru beni iterek ayırdı merdivenlerden aşağı hızla inerken Tümgeneral Baki Kavun’u iki kişinin götürdüğünü gördüm ve vahameti iyice anladım. Koşarak binadan çıktım Yarbay Doğan arkadan yetişti ve nizamiyeye kadar bana eşlik etti. Ben sivil kıyafetliydim emir astsubayı 'ben de sivil giyinip size yetişirim, sizin emniyetinizi alayım' dedi. Kabul ettim ama onu bekleyemezdim. Nizamiyeden çıktım. Havacı yarbayın bağırmaları arasında halkın nizamiyeden çekilmesi talebi vardı. Onu hatırlayıp tekrar güney nizamiye tarafına geçtim. Hava Kuvvetleri Komutanlığı karargahı nöbetçilerini ikna ederek oraya girebilirim onlarla dayanışabilirim diye uğraştım o da olmadı. Halkı ikna etmek imkânsız gibi görünüyordu, ayrıca faydasız bir gayret olacaktı, bıraktım.
'ÖZEL KUVVETLER KOMUTANI SUİKASTİ ATLATTIĞINI SÖYLEDİ'
Başbakanlık danışmanı Albay Ömer Sertbaş aklıma geldi. Bizim karargâhların ele geçirildiğini onların kriz merkezine gidebileceğimi söyledim, onların da henüz bir merkez oluşturamadığını söyledi. Cumhurbaşkanlığı karargâhından tanıdığım kimseleri aradım, cevap alamadım. Sırayla en yüksek rütbelilerden aramaya başladım. Bir diyalog kanalı bulma çabalarım boşa gitmişti, ancak bir kriz merkezi bulup birlikte çalışma veya bir merkez kurma çabasına giriştim. Sivil kıyafetliydim, yanımda sadece bir sendika başkanı vardı. emir astsubayı yetişip bize katılamadı. Bir yandan ankara garnizondaki kışlaları gezerek açık bir karargâh ararken bir yandan da Başbakanlıktaki arkadaşla bilgi alışverişine devam ettim.
4'ncü Kolordu Komutanlığının nizamiyesinde ikna çabalarım sonuç verdi, beni içeri almaya razı oldular. Tugay Komutanlığı ile görüşemeyince kolordu karargahına yöneldim. Bir araçla beni oraya götürdüler ama herkes birbirinden şüphelendiği için temkinli konuşuyordu. Tümgeneral Osman Ünli ile karşılaşınca güven ortamı sağlandı. Bir mesajla kendisini Genelkurmay Başkanlığı'nın buraya yönlendirdiğini, dışarı çıkan birlikleri geri çağırdığını ortalığı yatıştırdığını, Korgeneral Metin İyidil ve eski Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile temasta olduğunu bildirdi. Bu işi kimin planladığını, ne yapmaya çalıştıklarını anlamadığını, bir karışıklık olduğunu, benim haberim olup olmadığını sorunca bildiklerimi paylaştım. Yoldan Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı’yı aramıştım, kendisine suikast yapmaya kalkanları atlattığını ve Çayyolu’nda olduğunu söyledi, kendisinin yanına gidebileceğimi söyleyince kabul etmedi.
'GÖRÜŞME TALEBİM REDDEDİLDİ'
Korgeneral Sezai Bostancı ile görüştüm evinde ve rahatsız olduğunu bildirdi. Birçok kimsenin telefonu cevap vermiyordu. Sn. Bakan İsmet Yılmaz tekrar aradı ve Kara Havacılık Komutanlığını helikopter kalkışlarını durdurmamı istedi. Oraya yöneldim. Nizamiyede daha önce telefonlarını defalarca çaldırdığım komuta heyetiyle yüz yüze görüşmek istediğimi içeriye ilettiler, ancak reddedildi. İçeriye sn. Başbakanın onlarla görüşebileceğini vadettim ancak yine sonuç alamadım. Başbakan danışmanı vasıtasıyla bu vaadimi teyit ettim yine olmadı. 4ncü üsse giderek jetlerin kalkmasını önlemenin mümkün olup olmadığını denememi istediler. Sn. Bakan’ın bu ricası üzerine 4’ncü üsse gittim. Nizamiyede kan birikintileri vardı, içeriden aileler ve genç subaylar olduğunu sandığım kimseler arabalarıyla tahliye oluyordu, içeride çocukları olan birkaç kişi de içeriye girmeye çalışıyordu. Onlarla birlikte ben de laf anlatmaya çalıştım ama çok kaba ve sert bir tepkiyle karşılaştık. Silah doğrultunca geri çekildik ve durumu sn. Bakan’a bildirdik. İçişleri Bakanlığı müsteşarı Selami Altınok ile geçen yıl İstanbul’da birlikte çalışmış ve tanışmıştık. Onu aradım. İl dışında olduğunu ama arada bilgi verirsem sevineceğini söyledi. Gece girmeye çalıştığım Eğitim ve Doktrin Komutanlığını (EDOK) tekrar denedim ve artık gündüz olduğu için kapıları açtılar. Tümgeneral Hamza Koçyiğit ile durumu anlama çabalarımızı birleştirdik. Buraya gelirken aradığım Korgeneral Metin İyidil ve Korgeneral Sezai Bostancı da buraya gelecekti. Bir karargâh oluşturmayı umarak burada bekledim ve EDOK Komutanı geldi bildiklerimi kendisine de anlatım, eve döndüm. Arada bazı detaylar eksik kalmış olabilir ancak bu cani sürüsünün sebep olduğu kaosun giderilmesi için geç kalmış ve sonuçsuz çabalarım bundan ibarettir, arz ederim.
'BENİ NASIL SERBEST BIRAKTILAR?'
Korgeneral Ulusoy'un notlarının bir kısmını ise "Beni bırakmalarının muhtemel sebebi" başlığı altında yazdıkları oluşturuyor.
Bu kısım şöyle:
BENİ BIRAKMALARININ MUHTEMEL SEBEBİ
"İfademde eksik kalan önemli bazı detayları hatırladıkça ilave etmeye ihtiyaç olduğunu okuyunca anladım ve açıklıyorum. Komuta katında bağıra çağıra bana bir şeyler söyleyen yarbayı yatıştırmak ve üzerime doğrulttuğu silahını kullanmasını önlemek maksadıyla ne istediğini sormuştum o da halkın ön nizamiyeden çekilmesini istediklerini yoksa çok canlar yanacağını bağırmıştı. Ben bunları yapabileceğimi ifade edince ihtimal çıkışıma müsaade etmiş olabilirler. Nizamiyeden çıkınca eski başbakanlık çok katlı binası şimdi emniyetin kullandığı bina önünde birikmiş polisler, benim ön nizamiyeye gitmememi oranın çok tehlikeli olduğunu söyleyerek engel olmaya çalıştılar ama ikna edip geçtik. Fakat halkın oradan çekilmesinin imkânsız olduğunu gördük. Kendimi dışarı attıktan sonra aldığım bilgiler yeterli olmamıştı. Komutanlarımızı aramaya devam ettim. Genelkurmay Başkanı emir subayı telefonu cevap verdi, komutana erişemediğimi ifade edince 'biz de (ifade Orhan albayın sesiydi) erişemiyoruz' dedi ve kapattı. Emir subayının telefonu danışman Orhan Albaydaydı. Pazar günü tekrar denedim. Karargâha giremedim. Korgeneral İlhan Talu'nun telefonu bazen cevap veriyordu. Kendisi çıktı ve arama yapıldığını kaçan teröristlerin odalara saklandığını onların temizlenmesi sonrasında karargâhın açılabileceğini söyledi. Kendisinin de savcıyla birlikte çalıştığını daha sonraki aramalarımda emir astsubayı söylemişti. Teröristlerce enterne edilmemiş olmasının benimle aynı muhtemel nedene dayandığını düşünüyorum."
AİLENİN ÇAĞRISI
Korgeneral Salih Ulusoy'un el yazısı notlarını bir blog sayfasında yayınlayan aile üyeleri ise, tutuklama kararı ile ilgili olarak sitede şu notu paylaştılar:
Naçizane arz ediyoruz:
“Darbeci''(!) bir generalin çocuğunu hangi ön yargılarınızı bir süreliğine yere bırakarak dinlersiniz bilmeden; “masum umudu'' ve “güvercin tedirginliği'' ile yazıyorum bu satırları…
Korg. Salih Ulusoy, darbeden önce Genelkurmay Başkanlığı Plan Prensipler Daire Başkanı olarak görev yapıyordu.
Menfur saldırı gecesi biz aile efradı da kendisinden uzunca bir süre haber alamadık. Sokağa çıkmayanlarımız haberleri herkes gibi Televizyondan ve sosyal medyadan takip edebildi.
Gazeteler kalkışmanın bastırıldığı sabahın ilerleyen saatlerinde internet sitelerinden haber geçtiler: “rehin alınan Generaller kurtarıldı'' (link eklenecek) O generallerin içerisinde Salih Ulusoy’un da ismi vardı.
Darbe gecesi “suçüstü'' yapılan generaller, subaylar gözaltına alındı. Aramalar el koymalar gerçekleşti. İfadeler alındı. Telefon kayıtları incelendi. Whatsapp gruplarının yazışmaları basına medyaya aktarıldı. Sis perdesi aralanmaya başladı.
İfade verenlerin savunmaları alındıkça darbe kalkışmasında başarısız olan ve yakalanan faillerin çelişkili beyanları ve suyu bulandırma çabaları göze çarptı. Öyle ki günlerce bu duruma analistlerce dikkat çekilmeye çalışıldı. Birileri gerçek failleri saklıyordu. Ama daha tehlikelisi şuydu: Yakayı ele verenler(!) planın ikinci aşamasına geçmişti. “Vatansever generaller tasfiye edilecek''
Salih Ulusoy darbe gecesi yaşadıklarını anlattı. Kendi kaleminden paylaştık.
Günümüz ceza soruşturma teknolojisinde Ulusoy’un beyanlarının doğruluğunun kontrol edilmesi çok kolay.
Verdiği sıraya göre telefon HTS kayıtları, darbe gecesi cep telefonu sinyallerinin hangi baz istasyonlarından alındığı, telefonla görüştüğü, askerler ve bürokratların beyanlarının tespiti ile gerçek gün yüzüne çıkacaktır.
Ulusoy son OHAL kararnamesi ile TSK’dan ihraç edilmiştir, bu hazin durumun olumlu sayılabilecek tek sonucu Ulusoy’un suç işlemiş olma ihtimalini her an göz önünde bulunduranların nezdinde tahliyesi halinde artık giremeyeceği Karargahtaki delilleri karartma ya da yok etme ihtimalini ortadan kaldırmış olmasıdır. (Bizler buna tevessül etmeyeceğini aksine bu hain girişimin aydınlanmasını hepimizden çok O’nun istediğini zaten biliyoruz, ayrıca Ulusoy’un lehine ya da aleyhine dosyaya yenilik katacak ve bu olayı aydınlatacak bütün objektif ve somut delillerin dosyaya yansıması için dua ediyoruz)
Diğer yandan Güvenparkta pokemon kovalayan lise öğrencisinin yurt dışına kaçma ya da saklanma ihtimali ne kadarsa, tedbir konulan ve yurt dışına çıkma yasağı bulunan Ulusoy’un da tahliye edilmesi halinde adaletten kaçma ihtimali o kadardır.
Ulusoy’un beyanlarında adı geçen şahıslardan şu ana kadar bir yalanlama ya da düzeltme gelmemiştir.
Ulusoy ile şahsi husumetleri bulunan ve mezkur ihaneti fırsat bilerek “kendinden olmayanı da derdest etme'' gayesi ile Ulusoy’u hedef gösterenlerin soyut ve çelişkili beyanları dışında dosyaya yansıyan başkaca bir delil de yoktur.
Doğduğumuz günden beri devletin bekasının kendi varlığımızdan daha önemli olduğunu öğretti bu adam bizlere. Biz olay günü kendisini merak ettiğimizde arayamadık bile Vatan elden giderken öz babamızın amcamızın sağlığını dert edindiğimizi düşünmesin diye..
….
Vatanına zerre kadar ihaneti olan tek bir kimse için bile zerre kadar merhamet beklemiyoruz, istemiyoruz da.
Korkumuz Ulusoy ve onun gibi generallere kurulmuş olması muhtemel bu kumpasın asıl hedefinin bu adamların kendi şahısları olmadığı… Her durum ve şartta iç dış tüm düşmanlarımıza karşı savunduğumuz ve ömrümüzün son dakikasına kadar müdafaa edeceğimiz memleketimizin bütünlüğüne karşı saldırıya geçilmiş olma ihtimalini göz ardı etmeyin diye arz ediyoruz…
NE OLMUŞTU?
Korgeneral Ulusoy, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın yaveri Yarbay Levent Türkkan'ın 20 Temmuz'da verdiği savcılık ifadesi sonrasında gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Türkkan, Ulusoy'un da aralarında bulunduğu birçok ismi "Kesin cemaatçi olduklarını bildiğim" ifadeleriyle sıralamıştı.

Türkkan'ın ifadesinin ilgili kısmı şöyleydi:
"Kesin cemaatçi olduklarını bildiğim Binbaşı Mehmet Akkurt, başçavuşlar Serhat ve Şener, Yüzbaşı Serdar Tekin, konut astsubayı başçavuş Veysel Tokmak, korumalardan Başçavuş Ömer Gürsel Çetin, Abdullah Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Özel Kalem Müdürü Ramazan Gözel, diğer özel kalem Hüseyin Hakan Öcal, Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay Orhan Yıkılkan, Cumhurbaşkanı başyaveri Albay Ali Yazıcı, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Muhsin Kutsi Barış, Genelkurmay 2. Başkanı eski koruması yüzbaşı Abdurrahim Aksoy, 2. Başkan Özel Kalem Müdürü Yarbay Bünyamin Tuner, onun yardımcısı binbaşı Recep, Personel Başkanlığında Şube Müdürü Albay Cemil, Korgeneral Mustafa Özsoy, Korgeneral Salih Ulusoy, Albay Muharrem Köse, personel dairesinde görevli Tuğgeneral Mehmet Partigöç adlı kişilerdir. Bunlar benim tahminime göre yüzde 99 cemaatçidir. Askerin içinde birini, diğerine abi olarak görevlendirmiyorlardı. Abilik, bizim gözümüzde cemaate bir üst görev değil, daha bilgili, kitap okuyan, dini bilgileri çok olan kişidir. Aynı zamanda görev verdiğini de gözardı etmemek gerekir. Örneğin ben, abilerin bana verdiği paşaları dinleme görevini yerine getirdim."
"Tutuklanan korgeneralin cezaevi notları: O gece neler yaşadım" haberi, 08 Ağustos 2016 tarihinde yazılmıştır. 08 Ağustos 2016 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.