O manşetlerin yaratıcısı ilk kez konuştu: Gezi nostalji değil gelecektir

Ece Zereycan-ABC Gazetesi/TELE1 Gezi Direnişi’ni hatırlarken BirGün gazetesini ve efsane manşetlerini hatırlamamak olmaz. BirGün gazetesi sonrasında da aynı yaratıcı manşet çizgisini sürdürdü. Gezi’de dilden dile dolaşan,...
Ece Zereycan-ABC Gazetesi/TELE1
Gezi Direnişi’ni hatırlarken BirGün gazetesini ve efsane manşetlerini hatırlamamak olmaz. BirGün gazetesi sonrasında da aynı yaratıcı manşet çizgisini sürdürdü. Gezi’de dilden dile dolaşan, sticker olarak duvarlara yapıştırılan o manşetleri, başlıkların yaratıcısı hep merak edildi. Barış İnce ile o günleri konuştuk. İçten yanıtlar aldık.
BirGün’ün Gezi manşetleri çok konuşuldu, çokça da tartışıldı. Nasıl bir ruh hali ile çıktı o başlıklar?
Gazetemizde çalışan arkadaşlar, ruhunda direniş olan, düzene boyun eğmeyen kişiler. Gündüz gazetede çalışıp, gazete basıldıktan sonra o direnişin havasını solumaya giden çoğunlukla genç insanlar. Yani ülkedeki milyonların içindeydik. İçinde olduğunuz zaman ruh halini de daha iyi anlıyorsunuz. Yaş grubunu, sloganları, katılımcıların sosyal kültürel yapısını daha kolay kavrayabiliyorsunuz. Dışarıdan baksaydık anlamlandıramazdık, o ruh da bize geçmezdi.
Gazetede böyle bir olay bekleniyor muydu? O günkü havayı merak ediyorum.
İtiraf edeyim ben beklemiyordum. Toplumda bir öfke vardı bunu İnönü stadının yıkıldığı maç öncesi çıkan olaylarda da göre biliyorduk. Basit bir olayda gaz sıkılınca sıradan insanlar çıldırmış gibi tepki verdiler. Taksim’in eylemlere kapatılması ve her gün gaz bombası insanları bıktırmıştı. İçki yasağı şu bu… Üst üste geliyordu. Ama böylesine bir patlamanın parktaki çadır eylemlerinden çıkacağını açıkçası beklemedim. Gazetede Gülşah arkadaşımız vardı (Karadağ) o, bu işin büyüyebileceğini söylüyordu. Ben Ahmet Şık’ın başına gaz fişeği geldiği gün işin büyüyeceğini anlayabildim. Diğer arkadaşların da çok farklı düşünmediğini biliyorum.
Bu yaratıcı başlıkları sizin attığınızı gazeteci camiası biliyordu ama toplum bilmiyordu. Neden bunu açık etmediniz?

Kolektif bir iş yapıyoruz. Manşet dediğiniz şey iç sayfadaki haberin birinci sayfada sunumundan ibaret. Bunu güzel sunduysam ne mutlu ama övgüyü tüm gazete adını alırım. Çünkü manşet gazetenin ana çizgisini belirler. Köşe yazısına gelen övgüler/yergiler kişinin kendisine yapılabilir. Önemli olan ülkenin daha çağdaş, daha güzel olması için bedeniyle direnen yurttaşların sesini onların diliyle duyurabilmektir.
Dört yıl boyunca bunu gizlemek zor olmadı mı?
Gizlemedim, kimse de sormadı. Sorsalar söylerdik önemli bir mesele değil çünkü. Bilen zaten biliyor. O başlıklar BirGün’ün… Ben de BirGün ailesinin bir ferdiyim.
Eleştiriler de oldu, gazeteciliğe uymadığı söylendi?
O dönemlerde bununla ilgili eleştirileri ciddiye alıp daha teorik yanıtlar verdim. Hatta Esra Arsan’ın bir kitabına bu konu ile ilgili bir makale bile yazdım. Dünyada dijital medyanın gelişimi ve “haberin düz verilip verilmemesi'' ile ilgili pek çok tartışma var. Sosyalistlerin tavır konusunda fikirleri var. Pek çok şey söyledik ama artık bu konuları önemsemiyorum çünkü bu eleştiriler de bitti. Dönüp baktığımda Gezi’ye bir faydası dokunmuş mu ona bakıyorum. Bugün hâlâ güzel anıyorsanız, demek ki olmuş.
Ama gazetecinin görevi bir yere fayda sağlamak olmalı mıdır, bu “objektif bakış''a uygun mudur?
Sınıflı toplumlarda tarafsızlık diye bir şey yoktur. Hangi sınıfın çıkarına bilim, felsefe, yazarlık, gazetecilik vs. yaptığınız önemlidir. Gezi’nin yerine AVM yapılıp içine concon markaları ya da körfez sermayesinin vitrinlerini koymak hangi sınıfın yararınadır? Sanat da bilim de toplum için yapıldığında anlam kazanır. Bundan kastım kabalık ya da kör göze parmak bir slogancılık değil. Estetikle ve evrensel kaidelerle belirlenmiş modern bir toplumculuk. Objektivizm tezinin gideceği nokta sınıflı toplumda bellidir. Bilgi hakim sınıf tarafından üretildiği için gelen bilgiye sürekli bir eleştirellikle bakmak zorundasınız. Belki sınıfsız bir toplumda tam bir nesnellik mümkün olacaktır. Ben görebilir miyim bilmiyorum.
Gezi deyince ne hissediyorsunuz bugün?

Benim için elbette ki çok şey ifade ediyor ama Gezi’yi basit bir nostalji olarak görmemek gerek. Nostalji değil gelecektir Gezi. Ne yapmamız ve yapmamamız gerektiğine ışık tutan bir deneyim olarak ele alırsak onu, anlamlı olur. Baskılara karşı özgürlük, gerici yasaklara karşı laiklik, ranta karşı doğa ve kayırmacılığa karşı gelecek kaygısı bir isyana dönüştü. Bu tepkiler ve mücadele alanları şu anda da var. Fakat Gezi’nin aynısını beklemek bir nevi romantizm olur.
Umutsuz musunuz?
Asla. Onu kastetmedim. Gezi’nin tekrarını beklemek yerine Gezi’nin öğrettikleri üzerinden bugüne bakmak gerek. Örneğin Haziran ruhu, “Hayır'' çalışmaları içerisinde vücut buldu. Yarın başka bir deneyimde yine vücut bulacak. Önemli olan Gezi’nin birleştiriciliği, düzen dışılığı ve cüretkârlığını anlayıp siyasete uyarlamak… “Ben kendi kendimi yönetebilirim'' diyen bir bilince bir şeyler dayatmak olmuyor. “Hayatıma karışamazsın'' diye bağıran insanlara “muhafazakâr aday buldum'' cinliği tutmuyor. Oyları çalınmış kişilere “sus, otur, biz sonra hallederiz'' demek kimseyi kesmiyor. Demek Gezi kimileri tarafından halen anlaşılamıyor.
CHP’yi mi kastediyorsunuz?
Şu anda Gezi milyonlarının kimi zaman mecburen kimi zaman severek oy verdiği partiler var. Ana muhalefet halkın oyları çalındığında etkili bir muhalefet yürütmüyorsa bundan sonra nasıl sandıkta oy isteyebilir? Ben iktidar dururken CHP’ye vurmayı doğru bulmam ama Gezi’den ders almayan, o dinamizmi kavramayan kurumlar eskiyor. Bunu dostane bir eleştiri olarak söylüyorum. İlerici, iyi niyetli vekilleri ya da oy veren okurlarımızı kırmak için değil. HDP’ye dair de söylenecekler var ama siyasetçileri tutsak alınmış bir partiye bu eleştirilerimi bugün dillendirmek istemem. Sürekli eleştiri yapmak yerine halkın kendi iradesini açığa çıkarabileceği örgütlenmeleri, meclisleri, forumları nasıl yaratırız onu düşünelim.
Birleşik Haziran Hareketi’nde de aktif çalışmalar yürütüyorsunuz. Referandum öncesinde öne çıkan bir oluşum oldu. Gezi dinamizmini tam olarak yansıtabildi mi Haziran?
En azından ruhu ve içeriği kavradığı ortada... Meclisler üzerinden çalışma, laiklik, doğa, emek mücadelesi, renkli ve farklı kesimlere dayanan bir yapı... Gelişmesi gerekmiyor mu, elbette ki gerekiyor. Keşke bileşenleri artsa, daha geniş bir birliktelik olsa… O benim bileceğim bir iş değil ama benim gördüğüm referandum öncesi Gezi ruhunu ev ev, mahalle mahalle yansıtmaya çalıştı Haziran. Bulunduğu yerlerde oyları korumak için Oy ve Ötesi gibi yurttaş inisiyatifleri de kurdu. Bu biriken gücü büyütmesi için çalışılıyor. Referandum sonrası umutsuzluğa düşmek için bir neden yok.
Ama öyle ya da böyle kaybedildi sonuçta?
Hayır, kazandık. Biz trilyonlar harcayarak, devletin kaynaklarını kullanarak değil, meclislerimizle, forumlarımızla dişimizden tırnağımızdan artırdığımızla kampanya yürüttük. Dövüldük, sövüldük, tehdit edildik, birkaç gazetemiz dışında medyada görünmedik. Buna rağmen kazandığımızı hile ile (şimdilik) kaybettik. Paraya pula güce adaletsizliğe karşın ülkenin yarısını arkamıza alarak iktidarı korkutmasını bildik. Hâlâ umutsuzluğa düşenleri gördükçe şaşırıyorum.
Gezi’de de Hayır kampanyasında da muhafazakarlar vardı. Böyle düşünüldüğünde muhalefetin bu kesime yönelik çabaları önemsiz mi?
Elbette ki önemli. Ama burada önemli olan muhafazakar kesime nasıl seslendiğiniz. Kendiniz olarak mı yoksa takiye yaparak mı? Referandum boyunca temel direnç noktası özgürlük isteği, demokrasi talebi, cumhuriyetin ilerici değerleri ve ranttan, yolsuzluktan, yoksulluktan bıkkınlık oldu. Bu dirence sarılar insanlar mahalle mahalle, kapı kapı dolaştı. Muhafazakârları da demokrasi paydasında ikna etti. Ama birilerinin sandığı gibi, kimse muhafazakâra şirin gözükmek için dindar gibi davranmadı. Herkes neyse o oldu. Sözü doğruydu, insanlar söze ikna oldu. Gezi’de milliyetçi yok muydu, dindar yok muydu, “AKP’ye oy verdim ama şimdi vermem'' diyen yok muydu? Vardı ama ana eksen baskılara, ranta, otoriter zorbalığa karşı durmaktı. Bu eksen ikna edici olandı. Siz kendi direnç ekseninizi güçlendirmezseniz kimseye seslenemezsiniz.
BirGün’ün referandum soruları ve manşetleri de etkiliydi. Ancak her zaman aynı etki olmuyor sanki?
Belki de öyle gözüküyor, yani siz farketmiyorsunuz. Örneğin referandum zamanı “hayır'' cephesi söz ve bilgi arayışına giriyor. Bir söz bulup paylaşmak, etrafına göstermek istiyor. Bu sözü verdiğinizde paylaşılabilir oluyor ve dışarıdan da BirGün etkili gözüküyor. Toplumsal muhalefetin geri çekildiği dönemlerde BirGün de etkisiz gözüküyor. Çünkü BirGün toplumsal muhalefet içinden haberler veriyor ve onlara katkı sunacak bilgiler barındırıyor. Magazin, spor vb konulara ilgi arttığında tercih BirGün olmuyor. Oysa her gün çok önemli haberler çıkıyor gazetede.
Bu açmaz aşılamaz mı?
Maddi olanaksızlıklar ve kutuplaşmış ülkede biraz zor. Üyelik kampanyası ile maddi olanaksızlıkları aşmaya çalışıyoruz. Ama siyaset dışı alanlarda gazetenin zenginleşmesi için daha güçlü bir kadroya ihtiyaç var. Bir de gazetelerin bu denli dijitalleştiği bir ortamda kâğıda bu denli bir yatırım çok gerçekçi olmaz. Basılı gazetemiz fikri ağırlığını sürdürsün, biz diğer ihtiyaçları dijitalde karşılayalım.
BirGün’deki görevinizden ayrıldınız, neden geri döndünüz?
10 yıldır BirGün’de çalışıyordum ve artık farklı çalışmalar yapmak istiyordum. Koltuk sevdalısı değil buradaki insanlar, tek yönlü insanlar da değiliz. Fakat BirGün benim ailem ve ihtiyaç hasıl olduysa yapacak bir şey yoktu, döndüm. Bu her arkadaşımız için geçerli. BirGün klasik bir işyeri değil. Yarı gönüllü bir mücadele mevziisi… O yüzden burası yaşamalı, daha iyi olmalı. Buradaki her arkadaş için de bu geçerli. Görev varsa görevden kimse kaçmaz. Bugün arkadaşlarımız, abilerimiz bu gazetede yöneticilik yaptıkları için hapiste. Bir hafta bile kalacak olsalar bu gazetecilere verilmiş bir gözdağıdır. Mahir Kanaat arkadaşımızın tutukluluğu 100 günü aştı, iddianame ortada yok. Ama BirGün’de çalışan herkes cesaretle bu baskıları göğüslüyor. Kimse görevden kaçmıyor. Cezaevindeki tüm arkadaşlarıma sevgilerimi yolluyorum, onları bekliyoruz.
Bavul dergide yazıyorsunuz, yazılarınız epey paylaşılıyor, bu yazılar devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Vakit buldukça yazıyorum Bavul’a… O da bizim ailemizin bir ferdi sonuçta. O yazılardan yola çıkarak bir kitap hazırladım, Can Yayınları’nın teşviki ile. Yakında çıkacak. Hoş bir yaz romanı oldu. Umarım sevilir ve fikirlerimiz daha geniş kesimlere ulaşabilir. Benim yapmaya çalıştığım şey dirençli fikirlerimizi bugünün toplumuna basitçe, inceleterek anlatma çabası. Bu bazen romanla olur bazen haberle bazen bir şiirle… Tarzı başka olabilir ama özü aynıdır.
Gezi’nin yıl dönümü için bir manşet atsanız ne atarsınız?
Manşet bulamadık!
"O manşetlerin yaratıcısı ilk kez konuştu: Gezi nostalji değil gelecektir" haberi, 30 Mayıs 2017 tarihinde yazılmıştır. 30 Mayıs 2017 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.