Kültürel iktidar mı dediniz?

Ali Şimşek yazdı...
AKP ve Tayyip Erdoğan son 1 yıldır kültürel iktidar kurulamadığından yakınıp duruyor. Bu sızlanma hep vardı; ama bir aciliyete binmiş görünüyor bu alan. Bir müdahale çağrısına bürünüyor sıkıntıları. Cemaat'in son 30 yıldır sola pas atan, neredeyse sol liberal bir kültür politikası yürüttüğü hegemonyanın da tasfiye edildiği düşünülürse, bu acillik daha da anlaşılır.
Cemaat, gerek Abant Toplantıları üzerinden, gerekse de Zaman-Taraf-Radikal hattından, sol-liberal soslu bu alana fazlasıyla müdahildi. Örneğin: Zaman Gazetesi’nin kültür sayfası neredeyse sol tınılı bir yayın politikasına sahipti. Öteki çokkültürlülük, ılımlılık ve liberallik retoriğiyle yapıya eklemlenen “kullanışlı” yazarları saymıyorum bile. AKP, bu pragmatik ve esnek “kolejli” tarafını budayınca, İslami kesimin kültürel hegemonya ayağı da ciddi bir şekilde budanmış oldu.
Bunları neden mi yazıyorum: geçen günlerde AKP'nin “cevval” yeni nesil kalemlerinden Fahrettin Altun mesajı açık bir tweet’i atıverdi. Beyoğlu'nda bir kitapçıda çektiği kitapları kastederek “yeter artık” diyordu; ve devam ediyordu... “Yerli ve milli bir kültür politikasının vakti gelmedi mi?” Paylaştığı fotoğrafta kimler mi var? Elif Şafak'ı bilemem -ki yükselişini yukarıda bahsettiğim cemaat hegemonyasına borçluydu- ama, KHK ile atılan hocaların ve Selahattin Demirtaş'ın öykü kitabı göze çarpıyor.


Mesaj çok açık ve cüretli!
Siyasal iktidar tamam; ama kültür hala onlarda yani solcularda-Gezicilerde... Bu yıllardır terennüm edilirdi ama bu kez rövanşist bir doğrudanlık var karşımızda. Hatta şiddet-tehdit tınılı bir ton. Hatırlıyorum; 2013'te TÜYAP'ta müdahaleye uğrayan ve çok ses getiren “Müdahale var mı?” isimli sergiyi yaptığımızda, İslami kesimin sahafiye yazarlarından Ömer Lekesiz, “TÜYAP'ın Kültürel Kimlik Zulmüne Artık Yeter Demeli mi?” başlıklı yazısıyla kültür bakanlığına seslenmiş ve “Burayı artık almanın zamanı gelmedi mi?” demişti açık açık. (*) Aradan 5 yıl geçti... Cüret daha direktleşmiş görünüyor.
Sadece biz de değil bütün dünyada solun kültür alanındaki ağırlığı ve zenginliği biliniyor. Hatta solun 1990 sonrası fazlasıyla kültüre çekildiği için bizzat sol tarafından eleştirildiği yorumlar da mevcut. Kültür endüstrisi dediğimiz alan da istihdamıyla büyük bir ağırlığı oldu hep. Yayınevlerinden TV, sinema, basına hatta reklamcılığa uzanan yolda...
AKP'li ağızlar kültür derken neyi kastediyorlar? Tabi ki en basitiyle Sokrates öncesi Yunan felsefesinden 15. yüzyıl rönesansına, 19. yüzyılın debdebeli ve krizli modernizminde günümüze uzanan; temelinde özgürlük, eşitlik talebi ve sekülerleşme olan koca bir gelenek var karşılarında. Hatta muhafazakarlık bile bu gelenek içinde biçimlendi. Yani sadece sola ya da sosyalistlere ait bir kültür değil bu.
Hatta solu üreten dinamiğin bizzat kendisinden bahsediyoruz. Homeros kadar İbni Haldun'un, Marx kadar Burke'nin, Goethe kadar Dosteyevski'nin, Joyce kadar Tanpınar'ın da olduğu bir zenginlikten bahsediyoruz. Da Vinci'den Van Gogh'a, Beethoven'a, oradan günümüze koca bir sanatsal birikimle beraber... Bilimsel devrimleri ve teknolojiyi saymıyorum bile. Elbette bu mirasa sol duyarlılığın özel ilgi göstermesine şaşmamak gerekiyor. Temeline eşitliği koymuş ve geçmişi acımasızca eleştirmiş, 19. yüzyılın krizini ruhunda bedeninde dövmüş bir dünya görüşünden bahsediyoruz ve de mücadeleler tarihinden.
Lafı uzatmadan; peki kültürel iktidarı alabilirler mi? Malesef bu imkansız görünüyor. Çünkü yukarıdaki miras olmadan, bırakın kültürü hiçbir şey olmaz; olamaz!
Peki İslami bir anlayışın yukarıdaki miras ile ilişkisi nasıl olabilir? Bu uzun bir tartışma gerektirir. Öncelikle şunu ekleyelim; bu mirasın temelinde Tanrı'yı ve dini eleştiren şüpheci; hatta bazen nihilizme bile kayabilecek, krizli bir “Aydınlanma” talebi duruyor; Kant'ın 18. yüzyılın parolasına dönüşen “kendi aklını kullanma cesaretini göster” sözlerinin muştuladığı yeni bir çağ. Yıkımlarıyla tabii... Kapitalizm, emperyalizm ve dünya savaşları.
İslami entelektüeller bu gelişime ve zenginliğe öncelikle “Batı-Hristiyan-Yahudi merkezli” diye bakmayı tercih ettiler. Hayır; bu gelişim bütün insanlığın mirasıdır. 19. yüzyıldan itibaren İslamcı aydınlarda yoğunlaşan, dini moderniteyle uyumlandırmaya çalışan bütün gayretlerin tosladığı bir duvar oldu. İslamcılar burada hep pragmatik oldular. Moderniteyle hep dertleri olduğu için moderniteyi eleştirenlere özel ilgi gösterdiler; ama onları üreten atmosferi görmemeye çalıştılar.
Kendilerine mazaret için kullandılar Nietzsche'yi, Spengler'i ya da Tarkovski'yi ve Spengler'i ilk onlar yayınladı (Dergah Yayınları), ama “Batı'nın Çöküşü” kitabının bir tarafıyla Batı'nın bu müthiş enerjisini (Prometheus) serimlediğini görmek istemediler. Haydi biraz daha derinleşelim; kültür dediğimiz kavram da 18. yüzyıl Aydınlanması’nın çocuğudur.
O dönemden itibaren Latince kökenli “cultura” kelimesi tarımı kodlayan bir “yumru bitkiyi” adlandırırken, artık insani bir birikimi ve “gelişim”i anlatmaya çalışacaktır. Yani kavramı da o beğenmediğiniz gelenek üretti. Ha bu arada gelenek (traditional) kavramını da. Daha önce kelepçe anlamına geliyordu çünkü. (**)
Bitirirken ekleyelim: kültürel hegemonya idealleştirilmiş bir Selçuklu-Osmanlı imgesi, süslemeci bir İslami sanat anlayışı ya da Minyeli Abdullah ve Huzur Sokağı romanlarıyla kurulacak bir süreç değildir.
İslami kesimin pragmatizmle sahiplendikleri Peyami Safa'dan, Tanpınar ve Kemal Tahir'e ya da Cemil Meriç'e yazarlar da yukarıdaki değindiğimiz, o zengin mirasın çocuklarıdır unutuyorlar. Şunu da unutuyorlar; siyasal iktidarı ne kadar sıklaştırılarsa, kültürün o beğenmedikleri kesimdeki zenginliği daha artacaktır. Çünkü kültürün-edebiyatın ve sanatın zenginliğini baskılar da üretti ve sert mücadeleler.
"Kültürel iktidar mı dediniz?" haberi, 09 Temmuz 2018 tarihinde yazılmıştır. 09 Temmuz 2018 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.