Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri

Sami GünalSon on beş yıldır hilesiz hurdasız, tartışmasız bir seçim geçirilemediği gibi bu referandumda da manzara değişmedi.Referandum sonucunun uluslararası bir boyut kazanarak daha çok tartışılacağı anlaşılmaktadır....

Sami Günal

Son on beş yıldır hilesiz hurdasız, tartışmasız bir seçim geçirilemediği gibi bu referandumda da manzara değişmedi.

Referandum sonucunun uluslararası bir boyut kazanarak daha çok tartışılacağı anlaşılmaktadır. Çünkü getireceği uygulama sonuçları çok ağır tartışmalara gebe.

Bu sonuç daha çok tartışılacak elbette… Toplumsal hayat işlerken her şeyden önce her yönüyle “eğitim şart!'' deyip devam edelim…

Bir belediye kültür merkezi panosundaki programa diğer insanlarla birlikte bakarken, öğretmen olduklarını anladığım iki kişi konuşmaya başladılar:

“Köy Enstitüleri! Bu ne ya başka konu mu yok? Üç yılda öğretmen mi yetişirmiş abi ya karpuz yetişmez! Sok bakalım Köy Enstitüleri mezunlarını KPSS’ye, ÖSS’ye hiçbiri aşabiliyor mu?'' Öbürü de, “Solcuların pek sevdiği bir okul bu.'' dedi. İlginç! Neden sadece solcuların olsun ki?

Hemen not düşelim ki bilinçli bir kötüleme ya da burun kıvırma değil. En ufak bir bilgileri yok ki beş yıllık eğitim sürecini üç yıl zannediyorlar. İçeriğini hiç bilmiyorlar, sosyete takılma uğruna “köylülük'' kavramından hareketle küçümsemeye kalkışıyorlar.

Bilgisizliklerine canım sıkıldı... Bunların Türkçe öğretmeni olduklarını kavrayınca, Hocalarım ya sizler bilirsiniz “galat-ı meşhur'' ne demektir, diye sordum… Tısss!

Hadi ya, Köy Enstitülerini sizden mi dinleyeceğim? Zehirli dilinizi uzatmasanız zaten cehaletinize ihanet etmiş olurdunuz...

Durun! Size, bu kadar cahil kalmanızın sebebini ve fikir atalarınızı anlatayım:

“Bilmezdi ki oturduğumuz semti / Geldi mi de gidici hep, hep acele işi / Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi /… / En son teftişine çıkana değin / Koştururken ardından o uçmaktaki devin / Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için / Açıldı nefesim, fikrim, canevim / Hayatta ben en çok babamı sevdim.''

Can Babamız, eğitim Babamız olan babası Hasan Âli Yücel’e, bilindiği üzere özlemini böyle dile getirmiştir. Saygılar ona ve kurucu Tonguç Baba’ya!

Köy Enstitüleri ender ve özgün Anadolu markalarından biridir. Ulusaldır. Gel gör ki bu öğretmenler gibi; bir ulus bireyleri, ulus olma bilincinden bu kadar mı kopartılıp da darma dağın edilir, bilinçten yoksun kılınır?

Köy Enstitüleri’nin esası: Örgün eğitim/ders konularını ihmal etmeden üretirken öğrenmeye/eğitilmeye dayanır. Bu kadar ki özgün ve evrenseldir. Yerelden, evrensel dünyaya açılacak bir ulus penceresidir. Çantalarda, çocukların iskeletini eğmekten başka bir işe yaramayan boş kitap-defter yerine; işliklerde ürün üreterek yazı yazılmış olurken bir anlamda; üretilenin kullanılması ise okuma oluyordu, eğer benzetilecekse.

Hasan Âli Yücel, dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmiş, Köy Enstitüleri, öğrencilerine bu klasiklerden her sene en az 25 tanesini okutuyordu. Ayrıca, her mezun öğrenci 150 adet dünya ve Türk klasikleri kütüphane hediyesiyle eğitmen olarak köylere gönderiliyordu. Bu sayede sıradan ama zeki köy çocuklarından geniş entelektüel donanımları olan aydınlar oluşuyordu. Diğer kazandırılan bir özellikleri ise en az bir müzik aletine hâkim olmalarıydı.

Öğretmenlik formasyonu yanında köylülerin iştigal alanları olan; tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık, dokumacılık, inşaatçılık, dikiş-nakış, güzel sanatlar, folklor, tiyatro vb. gibi ulvi ve güzel uğraşlar da öğretilmiştir.

Karma eğitim mevcuttu. Öğrenciler bizzat yönetime katılıyorlardı. Fırsat ve imkân eşitliği sağlanıyordu.

Köy enstitüleri, Anadolu devrim hareketinin meyvesidir. Nice yazar-edebiyatçı ve de diğer sanat insanları çıkmıştır.

Hal böyle olur da iyi saatte olsunlar kayıtsız kalır mıydı? Bu ve benzeri aydınlanma sebepleri ile enstitülere komünistlik suçlamaları yapılıyordu.

Oyuna bak oyuna! 2. Dünya Savaşı ertesinde Stalin'in 1945'te Kars ve Ardahan'ı istediği iddiası ortaya atılmıştır. Ama bu iddia henüz kanıtlanmış ya da tam olarak yalanlanmış bir iddia değildir. Rivayet odur ki Stalin'in veya SSCB Hükümetinin değil bir belgesi, yazılı bir notası bile gösterilememiştir. Rusya hükümeti açıkladı ki arşivlerinde Stalin’e dair böyle bir devlet belgesi yoktur. Fakat, son yıllarda okuduğum bir arşiv araştırması bunun şifahi düzeyde de olsa izinin var olduğunu ortaya koymuştur... Her neyse bu mesele, Türkiye’yi ve Türkleri korkutarak, Batı-ABD kucağına oturtmaya yaramıştır.

Güya bu korkuyu gidermek için ABD, Türkiye'ye destek vermeye hazır olduğunu bildirmiştir. Ve ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlıyor ama karşılığında Türkiye'de bir takım taleplerde bulunuyor. Bunlar:

"Milli Şeflik" "5 Yıllık Kalkınma Planları" ve "Köy Enstitüleri" gibi Sovyetik sisteme benzer uygulamaların kaldırılması... Dikkat isterim: Kalkınma Planları ve Köy Enstitüleri.

1946’dan sonra CHP içindeki tutucu bir kanadın bastırmasıyla Köy Enstitüleri’nin mayası bozulmaya başlanıldı. Yani, Cumhuriyet'in temellerinin kemirilmesinin başlangıcını, aslında 1950 seçiminin Menderes’i getirmesiyle değil de bu ekibin CHP içinde -yuvadan uçmamışken- başlattığını söyleyebiliriz.

Karşı devrimin ilk cephesi burada açılmıştır. Eğitimin ilerici yönü olan, “üretirken eğitme'' ayağı kırılmıştır müfredat değişikliğiyle. Aileler kız öğrencileri için bugünkü gibi iğrenççe kışkırtılmış ve sonunda bugünkü rutin ezberci sisteme dönüştürülmüştür. Daha sonradan, “Yeter Söz Milletindir'' naralarıyla Menderes tarafından 1952’de Köy Enstitüleri adı tamamen kaldırılıp adım adım yapısı değiştirilerek 1954’te El Fatiha okunmuştur… Sen sağ, Türkiye selamet!

Yazıyı ne uzatıp duruyorum ki? İyi yazan, iyi vurarak kapatır yazısını!

Bakınız bu Köy Enstitüsü'nü en iyi kim anlatacak? Yazıyı iyi kapatalım.

Kinyas Kartal. Aşiret reisi! Van ili eski Adalet Partisi (Demirel) milletvekili, Şimdi AKP’li aşiret. BDP milletvekili Remzi Kartal’ın amcaları. Dinleyelim Kinyas amcayı:

“Ben, toprak ağasıyım. 200'e yakın köyüm var. Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı. Ama köy enstitüleri açıldıktan sonra 5 köyüme köy enstitüsü mezunu geldi ve bu köylerden artık kimse bana gelip danışmamaya başladı. Ben düşündüm 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu gelirse benim ağalığım ne olur, sıfıra düşer! Böyleyse benim harekete geçmem gerekir dedim ve doğudaki bütün ağalara telefon ettim, onları topladım. Bir ağa da batıdan buldum, Eskişehir'den Emin Sazak. Sonra Menderes'le pazarlığa gittik. (Yıl 1950 seçimin olacağı zaman) Dedik ki, köy enstitülerini kapatırsan şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdaki Emin Sazak'ın oyları sana. Kapatmazsan oy yok.'' Nokta!

Yaşasın feodalite(!)

Köy Enstitüleri kapatılarak günümüze ve geleceğe ışık saçacak güneşimiz resmen batırıldı. Köy Enstitüleri ezberleyen öğrenci değil; okuyan, düşünen, üreten öğrenciler yetiştirmekteydi.

Kapatılmasaydı, öğrenciler okullarına cep harçlıklarıyla değil emekleriyle "katkı" yapmaya devam edeceklerdi.

Katılımcı demokrasi sadece kitaplardaki tanımlarda değil yaşamın ta içinde olacaktı.

Daha nitelikli öğretmenler yetişirdi. Öğrenciler verilenle yetinmez, araştırır, bulur ve tartışırlardı. Boş zamanlarını sadece müzik dinleyerek ya da izleyerek değil, yeteneğine uygun herhangi bir enstrüman çalarak; takım fanatikliği ile değil spor yaparak değerlendirirlerdi.

Biz şu an sadece matematik problemlerini hızlı çözen çocuklar yetiştiriyoruz. Hepsi bu. Ötesi yok.

Ve Nebi Dadaloğlu “21 Anıt Köy Enstitüsü'' adlı şiirinde şöyle sesleniyordu:

40 bin köye 40 bin okul / Savaş bitmiş halkım yoksul / Anam kalmış yetimle dul / Yürü Kızılçullum yürü // Harçlar kardık kürek çektik / Akça binalar yükselttik / Yüz binlerce fidan diktik / Yürü Pazarören yürü // Bu yerlerde güller biter / Göz ağrım gözümde tüter / Kula kulluk artık yeter / Yürü Cilavuzum yürü // Arap at, tiftik keçimiz, / Dersliğimiz çiftliğimiz / Ruhi Su’yla, Veysel’imiz / Yürü Hasanoğlan yürü // Boz giysiler kazma kürek / Karlı toprak devirerek / Karanlığa tükürerek / Yürü Kepirtepem yürü // Savaş açlık, kıtlık demek / Günde 70 gram ekmek / Karanlığa ışık gerek / Yürü Savaştepem yürü

"Köy Enstitüleri" haberi, 20 Nisan 2017 tarihinde yazılmıştır. 20 Nisan 2017 tarihinde de güncellenmiştir.

Hubbard Editör

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.