"Kadınları teslim almadan bir ülkeyi teslim alamayacaklarını biliyorlar"

RÖPORTAJ: ALEV DOĞANBugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Dünyanın içinden geçtiği bu karanlık tablonun bedelini en ağır şekilde yaşayanlar ise hiç kuşkusuz kadınlar. Hele ki savaşlarla sınanan bir coğrafyada yaşıyorsanız....

RÖPORTAJ: ALEV DOĞAN

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Dünyanın içinden geçtiği bu karanlık tablonun bedelini en ağır şekilde yaşayanlar ise hiç kuşkusuz kadınlar. Hele ki savaşlarla sınanan bir coğrafyada yaşıyorsanız. Biz de savaş ve kadın özelinde 8 Mart’ı masaya yatırarak sorularımızı İlerici Kadınlar Derneği Genel Başkanı Umut Kuruç’a yönelttik. Suriye’deki işgalden, İHH’nın yeni cihatçı aklama projesi Vicdan Konvoyu’na kadar bir dizi başlığı masaya yatırdık.

IŞİD'in elinden kurtulan kadınların bu selefi yapılanmaya ilişkin hatıratları tüyler ürpertici, ancak diğer cihatçı örgütlerin de uygulama konusunda IŞİD'den herhangi bir farkı yok...Burayı biraz açalım isterim. Siyasal İslam, kadınlara bir gelecek vaad edebilir mi?

Dinselleşme, gericilik, siyasal İslam, nasıl kodlarsak kodlayalım insan aklının ve iradesinin ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla, akla ve bilime dayalı laik bir toplumsal düzenin de ortadan kaldırılmasıdır. Bu da elbette büyük bir karanlıktır. Bakın, Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde “Onların uzaylara giden şusu busu olabilir olsun be bizim Allah'ımız var'' gibi bir cümle sarf etti. Bu siyasal islamın ne vadettiğini ortaya koyan bir özettir aslında. Öte yandan böyle bir dinselleşme ve gericileşmenin en fazla kadınların yaşamını karartacağı açıktır. Çünkü böylesi bir kuşatma kadınla erkeğin eşit olmadığı, en basit haliyle söylersek, kadının Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı, kadının erkeğin tarlası olduğu gibi hurafelere dayanır. Bunlar din kitaplarında yazan şeyler, bizim uydurduğumuz bir şey değil. Dolayısıyla, kadına yönelik şiddet, tecavüz, alınıp satılması, sadece erkeğin mülkiyet gücünü güvence altına alacak şekilde üreme aracı olması gibi onu köleleştirici bir toplumsal yaşamı dayatır gericilik.

Böylesi bir “yaşam'' ve uygulamalar bütünü sadece IŞİD’e özgü değil ki. El Kaide orijinli El Nusra’sından ÖSO’suna kadar Suriye’de 11 yıldır süren işgal ve saldırıları yürüten cihatçı örgütlerin tümüne ait uygulamalar bunlar. Çocuk katleden, kafa kesen, cihat nikahı adı altında kadınlara tecavüz eden güruhlar bunlar. Bunları da biz uydurmuyoruz, hepsi gerek yaşayanların anlatılarıyla gerekse tanıklıklar ve gözlemlerle sabit.

“Kadın erkek eşitliği fıtrata ters'' mottosuna sahip bir zihniyetin gelip geleceği nokta da bundan farklı değil. Öyle olmadığının örneklerini farklı biçimlerde yaşıyoruz maalesef.

Ülkemizde kadınlar için tablo ne durumda? Yaşadığımız karanlığın doğrudan bağ kurduğu, beslendiği alan neresi?

Durumun hiç de iç açıcı olmadığını söylemeliyiz. Birkaç veriyle örnekleyebiliriz. 2017 yılında 409 kadın katledilmiş. 5 yılda en az 580 kadın işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş. Çocuk istismarında dünyada üçüncü sıradayız. Ülkemizde istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33, yani her üç çocuktan biri. Çocuk istismarı vakalarında son 10 yıldaki artış ise yüzde 700.

Haftalık 45 saatin üzerinde çalıştırılan kadın sayısı 1 milyon. Çalışabilen kadınların büyük kısmı güvencesiz ve kayıt dışı işlerde, yüzde yirmi beşi ise işsiz.

Artık resmi fetva merkezi haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “9 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir'' fetvasından başlayarak ortalık kadın düşmanı yobaz fetvalardan geçilmiyor. Ülkenin en yetkili ağızları kadın erkek eşitliğinin fıtrata ters olduğunu, işsizliğin nedeninin kadınları iş araması olduğunu, tecavüze uğrayan kadının doğum yapması gerektiğini söyleyebiliyorlar. Laiklik Anayasa’da olmaz diyen bir meclis başkanı var bu ülkenin. Cumhuriyet bitmiş, laiklik ortadan kalkmış. Ülke neredeyse fetvalarla ve KHK’lerle yönetilir hale gelmiş yani insan aklı ve iradesi nerdeyse ortadan kalkmış.

Şimdi, yaşadığımız karanlığın nereden beslendiği açık değil mi?

Peki Türkiye'de yaşayan sığınmacı kadınlar? Nasıl bir hayat bekliyor Türkiye'de onları.

Türkiye’de yaşayan sığınmacı kadınlar kimler? Ülkeleri, evleri, yurtları emperyalist saldırganlığın işgalinde olan, yobaz çeteler tarafından yağmalanan, sürülmüş kadınlar. Bir kere bunu açık yüreklilikle söylemek lazım. İşin en acı taraflarından biri de bizzat bu sağma ve işgali gerçekleştiren çeteleri besleyip büyüten bir iktidar altındaki ülkeye sürülmüşler.

Sığınmacı kamplarında cihat nikahı, muta nikahı adı altında tecavüze uğrayan, birçok ilde çocuk yaştan itibaren köle tacirlerinin inisiyatifine bırakılmış kadınlar ve çocuklar. Yoksulluğun ise an ağırını yaşıyorlar. Yüzlerce, binlerce kadın ve çocuktan bahsediyoruz.

Yani, ülkelerindeki işgal, yağma ve katliamdan kaçmaları cennete getirmemiş onları. Benzer bir saldırıyı burada yaşıyorlar. Burada onları bekleyen, ağır yoksulluk, köle tacirleri, muta nikahı vb adı altında tecavüz ve sefalet…

Suriye'deki işgalin kadınlar adına yarattığı tahribata ilişkin konuşalım biraz da? Suriye bunun travmasını nasıl atlatır?

Elbette büyük, çok ağır tahribat yarattığını söylemek için müneccim olmak gerekmiyor. Yugoslavya örneğini hatırlayalım. Irak işgalini hatırlayalım. Somali’de hala süren duruma bakalım. Sonuçlar ortada. Suriye’de şöyle bir fark yalnız, bu da çok önemli bence. Suriyeli kadınlar işgal ve saldırı başladığı andan itibaren direnişe ve mücadeleye başladılar.

Halk milislerinde, Suriye Ordusu’nda, Savunma güçlerinde örgütlü bir biçimde her alanda mücadele ediyor, savaşıyor Suriyeli kadınlar. Bu gözden kaçırılıyor çünkü emperyalist merkezler ve bu merkezlere bakanlar başka güçlerin kadınlarını yaptıkları gibi Suriyeli kadınların reklamını yapmıyorlar. Maalesef, anti emperyalist çevreler de bunu göz ardı ediyor.

Bu yüzden Suriye’nin bu tahribatın üstesinden bir çok işgale uğramış başka ülkeden daha çabuk atlatabileceğini söyleyebiliriz. Çünkü örgütlüler, kararlılar ve o iradeye sahipler bence.

Savaşların bedelini en ağır ödeyen toplumsal kesimler kadınlar...Neden?

Aslında bu da mülkiyetle alakalı. Tarihsel olarak da savaşlarla, işgallerle «ele geçirilen» topraklar ve zenginliklere ek olarak o yerleşimin kadınlarının da ele geçirilmesi tam anlamıyla iktidarı tahkim edici bir saldırganlık. Yani, toprağı ve ganimetleri ele geçirmek yetmiyor, tam anlamıyla sahip olmak için kadınlara tecavüz ediliyor, kadınlar «ele geçiriliyor». Bu aslında o ülkenin, yerleşimin onurunu yerle bir etmek anlamına geliyor. Direnci kırmanın yolu kadınlardan geçiyor yani. Biz de bunu ısrarla vurguluyoruz aslında farklı vesilelerle: Kadınları teslim almadan bir ülkeyi teslim alamayacaklarını biliyorlar. Bu sadece işgaller için değil, her türlü insanlık dışı, gerici saldırı için geçerli.

Vicdan Konvoyu'na ilişkin gösterdiğiniz refleks... Bu konuyu biraz açabilir miyiz?

Vicdan konvoyu değil de yalan konvoyu diyelim bunlara. Cihatçı çetelere “yardım'' kamyonları ulaştıran İHH’dan, çocuk istismarının adresi ENSAR Vakfı’na, 1969’un Kanlı Pazar’ının baş aktörlerinden İlim Yayma Cemiyeti’nden, Bilal Erdoğan’ın TÜRGEV’ine TÜGVA’ya, ÖNDER’e kadar AKP ileri gelenlerinin yuvalandığı bu gerici örgütlerin temsilcilerinden oluşan yalan konvoyu.

Lazkiye’de, İştebrak’ta, Humus’ta, İkrime’de, Hama’da, Şengal’de ve Suriye’nin birçok yerinde kafa kesenlere, kadınları ve çocukları katledenlere, köle pazarlarında satanlara destek olan yapılar bunlar.  Şimdi de utanmazca bu katliamları meşrulaştırmak, yenilerinin yolunu yapmak için fırsata çevirmek için 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kullanmaya kalkışıyorlar.

Mesela Gaizantep’te köle ticareti yaparken İKD tarafından tespit edilen köle tacirleri beraat ettirildiklerinde bunların hangisinin sesi çıktı? Ya da kamplarda ve başka yerlerde sığınmacı kadınlar cihat nikahıyla, muta nikahıyla alınıp satılırken, tecavüze uğrarken «mübah» olduğu için mi kıllarını kıpırdatmadılar?

Suriye halkının meşru yönetimine karşı Türkiye’deki gerici örgütlerin el birliğiyle kotardıkları bir kampanyadan başka bir şey değil bu iş. Yaptıkları iş de, hizmet ettikleri yer de bellidir.

İKD tam da bu yüzden tepki göstermiştir. Suriye’deki emperyalist işgal ve yobaz saldırganlık karşısında taraf olduğumuz yer açıktır. Bu insanlık düşmanlarına karşı savaşan ve direnen Suriyeli kadınların, Suriye halkının meşru mücadele gücünün yanında olduk her zaman ve öyle olmaya da devam edeceğiz.

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Dünyanın içinden geçtiği bu karanlık tablonun bedelini en ağır şekilde yaşayanlar ise hiç kuşkusuz kadınlar. Hele ki savaşlarla sınanan bir coğrafyada yaşıyorsanız. Biz de savaş ve kadın özelinde 8 Mart’ı masaya yatırarak sorularımızı İlerici Kadınlar Derneği Genel Başkanı Umut Kuruç’a yönelttik. Suriye’deki işgalden, İHH’nın yeni cihatçı aklama projesi Vicdan Konvoyu’na kadar bir dizi başlığı masaya yatırdık.

""Kadınları teslim almadan bir ülkeyi teslim alamayacaklarını biliyorlar"" haberi, 08 Mart 2018 tarihinde yazılmıştır. 08 Mart 2018 tarihinde de güncellenmiştir.

Hubbard Editör

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.