Halk için hayır!

Halk için hayır!

ABC Gazetesi Yazarı Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım, Politik Yol’a başkanlık sistemine neden “Hayır'' diyeceğini açıkladığı bir röportaj verdi. Deniz Yıldırım, “Üçüncü MC’nin çözülmesiyle sonuçlanacak bir sürecin...

ABC Gazetesi Yazarı Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım, Politik Yol’a başkanlık sistemine neden “Hayır'' diyeceğini açıkladığı bir röportaj verdi. Deniz Yıldırım, “Üçüncü MC’nin çözülmesiyle sonuçlanacak bir sürecin içine girdik'' dedi.

Röportajda yer alan sorular ve Deniz Yıldırım’ın cevapları şöyle:

-Merhaba, sizce neden anayasa değişikliği gibi toplumun her kesimini ilgilendiren önemli bir konu, OHAL şartları altında referanduma götürülüyor?

Teknik ya da hukuksal bir yanıta gerek yok. Nedeni siyasi. Çok açık ki iktidar ve ittifakları bu referanduma normal şartlarda, eşit propaganda, örgütlenme ve söz söyleme hakkı çerçevesinde gidildiğinde büyük bir hezimetle karşı karşıya kalınacağını düşünüyor. Şartlar eşit olsa biz şu anda “Hayır mı kazanır Evet mi?'' tartışması değil, “Hayır yüzde kaçla kazanır?'' tartışması yapardık. Bunu biliyorlar.

Bir örnekle anlatayım: OHAL şartlarında referanduma gitmek istemeleri, 5-6 çocuğun toplanıp bir çocuğu elindeki harçlığı almak için sıkıştırmasına benziyor. Hayır diyenleri korkutmak, Hayır’ı beyan edemez, örgütleyemez hale getirmek ve sindirmek. Hedefleri bu. Bizim görevimiz o tek başına kalan çocuğun etrafında bir hat örmek. O’nu ezdirirsek hepimizi ezerler. Anayasa oylamasında Hayır’ı örgütlemenin ve savunmanın önemini böyle bir benzetmeyle anlatmak mümkün. Korkuyu boşa düşürmek, hukuksuzlukla, korkutmakla sorunları çözemediklerini, bunun bir yönetme tekniği olarak kabul görmediğini göstermek gerekiyor. Üçüncü MC’nin çözülmesiyle sonuçlanacak bir sürecin içine girdik bu nedenle. İlk siyasal sonuçlar da buna işaret ediyor.

-Hayır diyeceğini açıklayanların terörle bir tutulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ayrıştırıcı dil ''Evet’ oylarını nasıl etkiler?

Her siyasal strateji özünde bir ayrıştırmaya ve sonra bu ayrıştırmaya dayalı yeni bir cephe/birlik örgütlemeye dayanır. Fakat buradaki “dost-düşman'' ayrılığı açık ki faşizmin tarihsel tutumundan besleniyor. İktidar kanadı için bu yıllardır değişmiyor. Kendi savunduklarının aksini söyleyen kim varsa onu “terör''le yanyana göstermek bir yandan muhalefetin söz alanını daraltmak amacına yaslanıyor; ama diğer yandan da halka anlatacak hiçbir şeyi kalmamış bir iktidarla da karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Halkı “terörü destekleyenler'' ve “teröre karşı çıkanlar'' şeklinde ikiye ayırmanın diğer sonucu da Hayır diyenlere dönük paramiliter, mafya bozuntusu yapıların saldırılarının da “meşru'' kılınarak yoğunlaştırılması oluyor.

Bu ayrıştırıcı dil nasıl etkiler? Evet diyen partilerin tabanında “kararsızlar'' denilen kesimin oylarını bunun belirlemeyeceğini düşünüyorum. Aksine, bizim ısrarla söylediğimiz “Anayasa’yı anlatamıyorlar, halktan gizliyorlar. Bu yüzden de Hayır’ı karalıyorlar'' saptamamızı doğruluyor yaptıkları. Bunu söylediğimizde zaten kafası karışık olan vatandaşların çoğunun hak verdiğini gördüm sahada. “Evet''i anlatmamanın örtüsüdür Hayır diyenleri terörle yanyana göstermek.

Diğer yandan Hayır diyen tabanda da bunun bir karşılığı var. Samsun’da karşılaştığım bir örnekle anlatayım. 70 yaşında, kanser hastası bir teyze her gün komşu, akraba, esnaf gezip Hayır’ı anlattığını söyledi. Sordum nedenini. “Bana terörist dediler utanmadan'' diye anlattı. Yani ''Hayır diyen tabanda da bu “terörist'' yaftası bir karşı öfke ve çalışma, anlatma motivasyonu doğurmuş görünüyor. Bunun ters teptiğini kendi kalemleri Abdülkadir Selvi bile yazdı hatırlarsanız. Fakat fark eden bir şey yok. “Eyy'', “bunlarrr'', “terörist'' dışında bu paketle ilgili konuşacakları bir şey olmayınca sürdürüyorlar. İçerisi yetmedi, tutmadı diye bir de Hollanda ile kriz yaratarak “dış düşman'' devreye sokma arayışı tam da bundandı.

-Türkiye’de sağ oyların yüzde 60’ları bulduğu tespitleri yapılıyor. AKP ''Evet’ stratejisini bu varsayım üzerinden mi kurdu? AKP ve MHP tabanı gönül rahatlığıyla ''Evet’ demeye hazır mı?

Ben referandum sürecinde sayısal analizden çok siyasal analiz yapmak gerektiğini düşünüyorum.  Bu süreçte epey seyahat ettim, insanlarla konuşmaya çalıştım. Uzun süredir ilk kez, OHAL’e, baskılara, söz alanını daraltan pratiklere rağmen sözümüzün bu kadar hükmünün olduğunu, her siyasal görüşten yurttaşın neden Hayır dediğimizi merak ettiğini, kafasında sorular bulunduğunu, Evetçi siyasetlerin buna tatmin edici yanıtlar veremediğini ve yine her siyasal kesimin bizi dinlemeye açık hale geldiği yeni bir sürecin kapısının açıldığını görüyorum. Ekonomik şartların kötüleşmesi, ülkenin tüm dünyayla kavgalı hale gelmesi, iç siyasette tıkanma ve hukuksuzluklar. Bütün bunlar bu açılan yeni kapının maddi altyapısını oluşturuyor.Bir de aslında “Evet diyenlerle Hayır diyenler'' şeklinde bir ayrım yok sahada. Evet’i savunanlar ve karşısında da paketi anlatanlar var. Hayır demeden paketi anlatmak bile yeterli.

AKP seçmeninde iki grup var gördüğüm kadarıyla. Birinci grupta “Paketin ne getirdiğinin önemi yok, Reis ne derse o'' diyen, daha çok “liderle duygusal özdeşlik'' içine girmiş tutum var, katı. Şahısla özdeşlik kurmuş kendisi arasında. Bu tutumun değişme şansı yok. Fakat bu tutum hep vardı. Yeni olan, bu tutumun dışında bir diğer tutumun ilk kez bu kadar açıktan hissedilir hale gelmesi kanımca. Bu da ikinci tutum. İkinci tutum özetle “İstikrar dediler, tek parti dediler; verdik işte 1 Kasım’da, daha ne yetkisi?'' diyen, AKP ile siyasal bağını sürdüren fakat bu meselede kararsız ya da muhalif kalan kesimi özetliyor. Bu aslında iktidar bloğunun AKP kısmındaki çözülmelere dair ilk işaretler.

MHP tabanına gelince. Buraya genel olarak sağ seçmen ve partileri üzerinden bakalım derim. Referandum genel olarak 7 Haziran seçimlerinden bu yana devam eden Milliyetçi Cephe stratejisinde ilk büyük gedikleri açmaya başladı. Sağın 15 Temmuz sonrası yeniden Saray etrafında toparlanmasıyla sonuçlanan gelişmeler üzerinde referandum süreci tersi etki yapmaya başladı; siyasetlerin tavanıyla tabanı arasında bir makas açılması muhtemel. Bu da sağ siyasetlerde referandum sonrasında “temsil krizi''nin artacağı, derinleşeceği bir döneme şimdiden işaret. Saadet Partisi’nin, yani Milli Görüş’ün asli temsilcisi geleneğin Hayır demesi, BBP’de tavan Saray tarafından Evet’e zorlanırken tabanın Hayır pozisyonu izlemesi ve şimdiden burada da çatlakların belirmesi, MHP’de sokak-alan ve söz hakimiyetinin Hayır’ı örgütleyen muhaliflerin eline geçmesi, yine anketlerde MHP seçmeninin çoğunluğunun Hayır diyecek olduğunun görülmesi bu makasa ve temsil krizine dair ilk işaretler. Dolayısıyla siyaset, partilerin oy toplamına indirgenecek basit bir sayısal işlem değil. Böyle olsaydı şimdi Evet diyen iki parti, yüzde 60’ı geçen oy oranlarına güvenerek zaferlerini kutluyorlardı. Fakat anketler hiç de bu yönde gelmiyor.

-Pek çok sendika ve sivil toplum örgütü ''Hayır’ diyeceğini açıkladı. ''Hayır’ diyecek muhalefet bloğu nasıl örgütlenmeli?

“Diktatörlük bu gidişe çare olmaz'' diyebilmek, fakat bu gidiş karşısında mevcudun savunusuna da saplanmadan bir başka yol örmek, çıkışı bu referandumun açtığı kapıyı genişleterek siyasal olarak örgütlemek gerekiyor. Artık herkes ülkenin bir şekilde kötüye gittiğinde mutabık. Bu nedenle de sadece mevcudu savunan çizgi kaybeder. Başka bir değişim programı, projesi Hayır anlatılırken görünürleştirilmeli. Yazılarda, Saray Rejimi kitabımda önerdiğim tam da bu. Diğer yandan Evet açıkça Saray’ın, yeni devlet elitlerinin ve sermayenin kamudan beslenen fraksiyonlarının tutumu; bunun karşısında Hayır’ın söylemini halk ile özdeşleştirecek bir strateji, söylem ve siyaset ile beslememiz gerekiyor. Yoksulların, işsizlerin, ezilenlerin, dışlananların Hayır’ını örgütlemek şart. Bu nedenle Hayır’ı örgütlemek, aynı zamanda Hayır etrafında oluşan genişlemiş bloğu bir program ve siyaset etrafında başka bir Türkiye umuduna taşımak anlamına da geliyor. Böyle bir enerjinin doğduğunu görüyorum, sevinçle karşılıyorum. Öte yandan Hayır etrafında oluşan siyasal, sosyal ve kültürel çeşitliliği de önemsiyorum. Hayır’ın örgütlenmesi artık Türkiye’nin yeniden örgütlenmesi projesinin temeli. Bu nedenle Hayır birleştirdikçe Türkiye birleşiyor. Bunu sürdürmek gerekiyor. Hayır mı Türkiye’yi birleştiriyor, Evet mi? Bu soruya verilecek yanıt, önümüzdeki yıllarda Türkiye siyasetine de yön verecek karakterde.

-Son olarak, siz neden ''Hayır’ diyorsunuz?

Onlarca neden sayabilirim. Fakat bir Siyaset Bilimci ve Halkçı bir yurttaş olarak kısaca şunu söyleyebilirim. Normal şartlarda konuya sadece “Bu iktidar zarar görsün'' diye baksam kesinlikle Evet derdim. Çünkü bütün yetkiyi, her türlü devlet mekanizmasını tek kişiye denetimsizce tapulayıp da uzun vadeli olan, istikrarlı, kalıcı bir iktidar yok. Afrika, Latin Amerika örnekleri bunlarla dolu. Bu iktidarların gidiş süresini hızlandırıyor bu tür otoriter modellere geçiş. Fakat sorun şu ki bu modeller çökerken o ülkeyi yönetenler değil, o ülkede yaşayan halk zarar görüyor asıl. Krizlerin, yoksulluğun, işsizliğin ve korkunun hakim olduğu kırılgan bir model bu. Bu model iktidarı çöküşe götürür; ama derdimiz halkımız. Ben halkımız bu ağır bedelleri ödemeden, en az zararla bu yanlışlardan dönülsün diye Hayır diyorum. Sadece Saray karşıtlığı içinde olsam Evet derdim; oysa pusulam Halk’ın çıkarlarının yanında olmayı dayatıyor; daha fazla bedel ödenmemesi için, Halk için Hayır diyorum.

"Halk için hayır!" haberi, 21 Mart 2017 tarihinde yazılmıştır. 21 Mart 2017 tarihinde de güncellenmiştir.

Hubbard Editör

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.