İmamoğlu İBB davasında savunmasını tamamladı: “Sofrayı büyüteceksiniz”

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB davasının 101’inci gününde savunmasını tamamladı. Demokrasi, ekonomik adalet, toplumsal barış ve fırsat eşitliği üzerine mesajlar veren İmamoğlu, Türkiye’nin geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde “Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim” ve “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözleriyle dikkat çekti.
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasının 101’inci günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görüldü. Savunmasını sürdüren İmamoğlu, yerel yönetimlerden ekonomiye, eğitimden toplumsal barışa kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Yerel yönetimlerde demokratik katılımın, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, şehirlerin insan ihtiyaçları doğrultusunda planlanmasını savundu. Üniter devlet yapısının korunması ve vatandaşların karar alma süreçlerine daha fazla katılması gerektiğini dile getirdi.
“GÜÇLÜ DEVLET MAKAM ARABALARINI DİZMEKLE OLMAZ”
Devletin gücünün gösterişli makam araçlarıyla ölçülemeyeceğini söyleyen İmamoğlu, geçmişteki kamu yatırımlarını örnek göstererek güçlü devlet anlayışının üretim ve demokrasiyle desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
İmamoğlu, konuya ilişkin konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Güçlü devlet budur. Güçlü devlet, yurt dışından ithal ettiğin tanesi 1 milyon dolarlık, 2 milyon dolarlık makam arabalarını arka arkaya dizip, çakarlarını yakarak güçlü devlet olmaz. Bu duruma düştük ey halkım, bu duruma düştük. Güçlü devlet tümüyle fakirleşmiş, yoksullaşmış bir ortamda Sümerbank'ı kurmaktır, Etibank'ı kurmaktır, şeker fabrikalarını kurmaktır 100 yıl önce. Şimdi başka bir şeyini, başka bir formunu, başka bir Cumhuriyet'in formunu bu ülkeye kazandırmak zorundayız, demokrasiyle güçlü”
“HUZUR, İNSANLARIN KORKTUKLARI İÇİN KONUŞMAMASI DEĞİLDİR”
İmamoğlu, güçlü bir devletin yanında özgür, huzurlu ve refah içinde yaşayan bir toplumun da gerekli olduğunu söyledi. İnsanların düşüncelerini açıklamaktan, inançlarını yaşamaktan ve haklarını aramaktan çekindiği bir ortamın gerçek anlamda huzur getirmeyeceğini belirtti.
Toplumsal barışın temelinde insanların hem devlete hem de birbirlerine güvenmesinin bulunduğunu kaydeden İmamoğlu, Türkiye'nin yıllardır süren kutuplaşmadan yorulduğunu dile getirdi. Farklı yaşam tarzlarının ve kimliklerin karşı karşıya getirilmesine son verilmesi gerektiğini savunarak, toplumun daha samimi, umutlu ve birleştirici bir siyasi dile ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
“TÜRK’ÜN KÜRT’TEN, KÜRT’ÜN TÜRK’TEN ŞÜPHE ETMEDİĞİ BİR TÜRKİYE”
Türkler ve Kürtler başta olmak üzere farklı kimliklerin birbirine şüpheyle yaklaşmadığı bir ülke istediğini belirten İmamoğlu, inançlar arasında da eşitliğin sağlanması gerektiğini söyledi. Herkesin kendisini ülkenin eşit bir parçası olarak hissedebilmesinin önemine dikkat çekti.
İmamoğlu, Alevi ve Sünni vatandaşların birbirlerinin inançlarına saygı duyduğu, kimsenin bir başkasına kendi inancını dayatmadığı bir Türkiye hedeflediğini dile getirdi. Farklı toplulukların ortak bir gelecek etrafında buluşabileceğini belirterek, toplumsal çeşitliliğin tehdit değil zenginlik olarak görülmesi gerektiğini savundu.
“SOFRAYI BÜYÜTECEKSİNİZ KARDEŞİM”
Türkiye'deki paylaşım ve adalet anlayışını sofra üzerinden anlatan İmamoğlu, ülkedeki kaynakların nasıl bölüşüldüğünün toplumsal eşitliği anlamak açısından önemli olduğunu söyledi. Hiç kimsenin dışarıda bırakılmadığı, herkesin söz hakkına sahip olduğu bir düzen kurulması gerektiğini belirtti.
İmamoğlu, bu yaklaşımını şu sözlerle anlattı:
“Bir memleket nasıl yönetildiğini, insanına nasıl davrandığını anlamak istiyorsanız bazen her şeyden sıyrılıp önce sofranıza bakacaksınız. Kimler oturuyor o sofrada? Kimler ayakta bekliyor, kimler kapıda bırakılmış? Kimin önüne bir lokma ekmek koyulmuş, kimin tabağı boş? Ve en önemlisi o sofrada kimin söz hakkı var? Kim ötelenmiş? Bizim bu topraklarda sofra adabı çok kıymetlidir... Kapı çalınır bir kişi daha gelir. Ne yaparız, hemen yana kayarız. Ona yer açarız. Bir tabak daha koyarız sofraya. Gerekirse ekmeği biraz daha ince böleriz ama paylaşırız ama kimseye sana bu sofrada yer yok demeyiz, der miyiz, demeyiz. Çünkü biliriz ki kalabalık sofra bereketlidir. Lokma paylaştıkça çoğalır. “Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim. Lokmayı adil bölüşeceksiniz. Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz. Ve bu ülkenin sofrasında kimse misafir değildir, bunu unutmayın. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır"
Farklı kimliklerin birbirine karşı tehdit olarak gösterilmesini eleştiren İmamoğlu, insanların başkasına yer açtığında kendi yerini kaybedeceği düşüncesiyle korkutulduğunu söyledi. Bu anlayışın toplumsal mesafeleri artırdığını belirterek, paylaşım ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“40’LAR MECLİSİ” ÜZERİNDEN BİRLİK MESAJI
İmamoğlu, farklılıklar içinde bir arada yaşama düşüncesini Alevi kültüründeki 40'lar Meclisi geleneği üzerinden anlattı. Bu geleneği, herkesin eşit görüldüğü ve insanların dertleriyle sevinçlerinin paylaşıldığı bir birliktelik örneği olarak değerlendirdi.
Türkiye'nin de farklı inanç ve kimliklerden insanların birbirlerini sorgulamadan bir arada yaşayabildiği bir ülke olması gerektiğini belirten İmamoğlu, Alevi, Sünni, Ermeni, Süryani, Kürt, Türk, Çerkez ve Laz vatandaşların ortak bir yaşamı paylaşabileceğini söyledi.
“İşte benim Türkiyem dediğim yer bu meydandır.”
İmamoğlu, birlikte yaşama ve paylaşma hedefinden vazgeçmeyeceğini belirterek, “Ekmeğimizi de sözümüzü de birlikte paylaştığımız bir memleket için yürümeye devam edeceğim. 72 millete bir nazarla bakan bir memleket için bu yoluma asla sapmadan devam edeceğim” dedi.
CEMEVİ ZİYARETİNİ ANLATTI
Savunmasında Aleviliği tanıma sürecinden de söz eden İmamoğlu, annesiyle birlikte Muharrem ayında bir cemevine yaptığı ziyareti anlattı. Ziyarette karşılaştığı misafirperverlikten etkilendiğini belirten İmamoğlu, annesinin deneyim sonrasında söylediği sözleri paylaştı.
İmamoğlu, farklı inançlar hakkında yeterince bilgi sahibi olunmamasının insanlar arasında mesafe oluşturduğunu belirterek, karşılıklı tanışmanın ve anlayışın önemine dikkat çekti.
“TÜRKİYE'NİN ÇEŞİTLİLİĞİ, ZAAFI DEĞİLDİR”
Farklı yaşam tarzlarının birbirine tehdit olarak görülmediği bir Türkiye hedeflediğini söyleyen İmamoğlu, ülkenin kültürel ve toplumsal çeşitliliğinin gücün önemli bir parçası olduğunu ifade etti.
İmamoğlu, “Çünkü Türkiye'nin çeşitliliği zaafı değildir. Onun için Türkiye'nin çeşitliliğine Türkiye'nin gücü olarak baktım ve bakıyorum. Farklı kimliklerimiz olacak, farklı inançlarımız olacak, farklı hayatlarımız olacak, farklı fikirlerimiz, farklı siyasi tercihlerimiz olacak ama ortak bir vatanımız var bizim. Ortak bir Cumhuriyetimiz var, ortak hukukumuz var ve en önemlisi ortak geleceğimiz olacak” dedi.
Toplumsal huzurun, geçmişle yüzleşmekten ve farklılıkları kabul etmekten geçtiğini belirten İmamoğlu, ortak hukukun ve ortak gelecek anlayışının korunması gerektiğini vurguladı.
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ VE GELECEK GÜVENCESİ VURGUSU
İmamoğlu, vatandaşların geleceğe güvenle bakabilmesi için eğitim, sağlık ve istihdam alanlarında fırsat eşitliğinin sağlanması gerektiğini söyledi. Gençlerin işsizlik korkusu yaşamaması, çalışanların hastalık durumunda ailelerinin geleceğinden endişe etmemesi ve emeklilerin geçim sıkıntısıyla mücadele etmemesi gerektiğini dile getirdi.
Devlet okullarının herkes için gerçek bir fırsat eşitliği sağlamasını savunan İmamoğlu, çocukların ailelerinin ekonomik durumundan bağımsız olarak nitelikli eğitim alabilmesi gerektiğini belirtti. Kreşlerin lüks değil ihtiyaç olduğunu ifade ederek, sağlık hizmetlerine erişimin de temel bir hak olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
İmamoğlu, bir ülkenin itibarının yalnızca büyük binalarla değil, çocuklarına sunduğu imkanlarla ölçülmesi gerektiğini kaydetti.
“BİR KUŞAĞIN ÖNCEKİ KUŞAKTAN DAHA YOKSUL OLDUĞU TÜRKİYE'Yİ KABUL ETMİYORUZ”
Türkiye'de genç kuşakların ekonomik koşullarına da değinen İmamoğlu, yeni nesillerin önceki kuşaklardan daha yoksul hale gelmesini kabul etmediklerini söyledi. Gençlerin Türkiye'de kalarak iyi bir yaşam kurabilecekleri koşulların oluşturulması gerektiğini belirtti.
Yapay zeka, biyoteknoloji, yeşil enerji, ileri imalat ve sağlık teknolojileri gibi alanlarda gençlere imkan sağlanmasının önemini vurgulayan İmamoğlu, huzurun yalnızca güvenlikten ibaret olmadığını, aynı zamanda geleceğe duyulan güveni de kapsadığını ifade etti.
“TÜRKİYE'NİN ZENGİNLİĞİNİ BİRKAÇ KİŞİNİN ZENGİNLİĞİYLE ÖLÇEMEYİZ”
İmamoğlu, ülkenin gerçek zenginliğinin vatandaşların yaşam koşullarıyla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çalışanların emeklerinin karşılığını alması, emeklilerin onurlu bir yaşam sürmesi, çiftçilerin ürettiklerinden gelir elde etmesi ve gençlerin eğitim sonrasında işe ulaşabilmesi gerektiğini ifade etti.
Kadınların ekonomik bağımsızlık kazanmasının ve çocukların yeteneklerine göre gelişebilmesinin de refahın önemli göstergeleri arasında bulunduğunu belirten İmamoğlu, vatandaşların çalışarak ev sahibi olabileceklerine ve geleceklerini kurabileceklerine inanmasının önemine dikkat çekti.
TÜRKİYE İÇİN EKONOMİK SEFERBERLİK ÇAĞRISI
Ekonomik kalkınma için üretimin artırılması ve elde edilen refahın adil paylaşılması gerektiğini belirten İmamoğlu, işçilerden çiftçilere, sanayicilerden akademisyenlere, gençlerden kadınlara ve yerel yönetimlere kadar geniş katılımlı bir Türkiye iktisat seferberliği başlatılması gerektiğini savundu.
Planlama ile girişim özgürlüğünün, kamusal akıl ile piyasanın yaratıcılığının ve üretim gücü ile sosyal adaletin birlikte ele alınması gerektiğini söyleyen İmamoğlu, Türkiye'nin dünya ekonomisinde rekabet edebilmesi için yapısal reformlara ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Ekonomide güvenin belirleyici olduğunu vurgulayan İmamoğlu, hukuka, kurumlara ve kurallara duyulan güvenin yatırımın ve üretimin önünü açacağını belirtti. Ekonomik büyümenin toplumsal adaletle birlikte ilerlemesi gerektiğini dile getirdi.
“KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ”
Savunmasının sonunda dayanışma ve ortak hareket etme çağrısı yapan İmamoğlu, Türkiye'nin birlikte üretip birlikte güçlenmesi gerektiğini söyledi. Refahın adil biçimde paylaşılmasının önemine dikkat çekerek, ekonomik büyümenin vatandaşların günlük yaşamına yansıması gerektiğini ifade etti.
İmamoğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Hiç kimse tek başına kurtulmaya çalışmayacak. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Birlikte üreteceğiz, birlikte güçleneceğiz, birlikte zenginleşeceğiz. Ürettiğimiz refahı adil biçimde paylaşacağız. Ülke büyüyecek, milletin sofrasındaki ekmek küçülmeyecek. Refahı rakamlarla değil, insanların hayatında göreceğiz.”
"İmamoğlu İBB davasında savunmasını tamamladı: “Sofrayı büyüteceksiniz”" haberi, 17 Ekim 2026 tarihinde yazılmıştır. 17 Ekim 2026 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.