Doğan Yurdakul’un ardından

Doğan Yurdakul’un ardından

ABC kurucu yazarlarından devrimci-aydın Doğan Yurdakul''un aramızdan ayrılışının yıldönümünde Tekin Yayınevi Genel Yayın Koordinatörü Elif Akkaya bir yazı kaleme aldı. ''Doğan Yurdakul’un ardından'' başlığıyla yayımlanan yazıda Doğan Yurdakul’un Doğan Avcıoğlu’nun adını yaşatmak en büyük derdi olduğu belirtildi.

Doğan Yurdakul’un ardından*

Ardından çok şey yazılıp söylenecek, hatta söylenecek olanlara sığmayacak ve yaşayan bir değer olmayı sürdürecek Doğan Yurdakul’u bir yazıyla anlatmak kolay değil. Ama işin güzel yanı, onun bir yazıya sığdırılamayacak niteliklerle dolu olmasıdır. Örneğin onun için, ülkenin en karanlık dönemlerinin tanığı, “Devrim”in ve “Yön”ün işçisi, Doğan Avcıoğlu’nun öğrencisi; Mamak’ta, Ulucanlar’da, Silivri zindanlarında bedel ödemiş onurlu, başı dik bir aydın gibi çeşitli tanımlar yapılabilir. Ben, Doğan Yurdakul’un bu niteliklerini kişisel gözlemlerim eşliğinde aktarmak istiyorum.

Dört yıl önce Doğan Avcıoğlu’yla ilgili bir çalışma için Kuzguncuk’ta bir kafede verdiği randevuda tanıdım Doğan Ağabeyi. Bugün bakınca o randevu ve sonrasında şekillenen dostluğumuzun bir dönüm noktası olduğunu çok daha net görebiliyorum. Henüz ilk görüşmemizde saatlerce süren derin bir sohbete dalmıştık. Konular, zamanlar, hayatlar açıldıkça açıldı; tıpkı bir kitap okur gibiydi Doğan Ağabey ile konuşmak… Koca bir ömürdü anlattıkları; tasaları, ayrılıkları, özlemleriyle daha yapacak ne çok şeyi vardı… Ülkenin en karanlık dönemlerinde, “gerçek darbelerin” postalları altında ezilen gencecik bedeni, mücadelesi, sevdaları… “atlarına binerek” çekip gitmiş yoldaşları… kırgınlıkları, yapamadıkları ve en çok da yapacakları üzerine konuştuk. Serde devrimcilik vardı ama mütevazılığı hiç elden bırakmadan, bir çocuğa öğretir gibi, adeta bir şiir okur gibi anlatıyordu.

Devrim”in yorulmayan işçisi

Doğan Ağabey “devrimin işçisi”ydi… Sussa da kâh gözleri dolarak kâh yüzündeki çizgilerle anlatırdı… O, sokaktan gelmiş, sokağı bilen, halkını tanıyan, sınıfsal bilincini ve duruşunu hiç yitirmemiş bir değerdi ülkesi için.

Büyük bir kumpas ile başlayan son mahpusluğunda eşini kaybetmiş ama yine de başını eğmemişti. Hapishaneden çıktıktan sonra hiç durmamış, yeniden işine, gazeteciliğe, yazı işçiliğine dönmüştü. ABC gazetesinde yazmaya başlamış, Avcıoğlu’ndan ona kalan arşivi ve kütüphanesini düzenlemiş, yeni çalışmalara yelken açmıştı; yetmemişti koca çınara bunlar… Vaktinin büyük kısmını okuyarak, araştırarak geçiren Doğan Ağabey, 70 yaşına dayanmış ömründe hiç tembellik hakkını kullanmamış, tutsak alındığı zindanlarda bile yazmaya, araştırmaya devam etmişti.

Doğan Avcıoğlu’nu anlatma ve yaşatma amacı

Doğan Avcıoğlu’nun adını yaşatmak en büyük derdiydi. Bizi de Kuzguncuk’ta o kavşakta bu ortak düşünceler ve dertler buluşturmuştu. Doğan Avcıoğlu’nun adının, çalışmalarının, Türkiye’ye “Yön” vermiş üretimlerinin yeni kuşakla buluşmasını her şeyden çok istiyordu. O görüşmelerin sonunda Avcıoğlu için bir kitap fikri de oluşmuştu. Kitabın hazırlıklarını Doğan Ağabey güne izdüşen yazılarından bir seçkiyle tamamlamış, editör olarak notlarını oluşturmuştu. Avıoğlu’nun ölüm yıldönümünde yayınlanacak olan bu çalışmayı, adını özenle seçtiği “Rejim ve Devrim”in basımını göremeden ayrıldı aramızdan…

Bu çalışma bittikten sonra yeni yazdığı romanına geri döndü. Baharda gittiği Datça’da romanını bitirecekti. 15 Nisan’da romanını yarılamış ve biten kısmını okumamız için göndermişti.

Hayatını üretmek, üretmek ve hangi şartlar altında olursa olsun gelecek güzel günlerin ülkesinin her ferdine faydalı olabilmek adına yine üretmek üzerine kurmuş koca bir çınardı Doğan Ağabey… Şimdi o çınar, gözlerindeki çakmak çakmak gülümsemesi ve umudu hiç yitirmeyen yüreğiyle zamansız olarak “atlarına binip gitmiş” yoldaşlarıyla bir arada… Ama bizimle de… Dertleri, istekleri yapamadıkları boynumuzun borcudur.

Yaşamı Nazımca ciddiye alıyordu

Öylesine ciddiye alıyordu ki yaşamı, “yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin” diyen Nazım’ı anımsatırcasına çalışıyor, üretiyor, az zamana çok şey sığdırıyor ama tüm bunları telaşa düşmeden, sakinliğini koruyarak ve başkasına yük olmadan yapıyordu. Aynı anda birkaç projeye birden yoğunlaşıyor ama ne bunu ne de geçmişte iz bırakan üretimlerini gösteri sebebi yapmıyor, her devrimci gibi mütevazılığı elden bırakmıyordu. Kalıcı dostluklar edinmesinde, sıcak ilişkiler kurmasında birikiminin olduğu kadar bu niteliğinin de rolü vardı.

O gerçek bir aydındı; bir devrimciydi

En karanlık süreçlerde bile, sabahı gecenin sahili sayarak her güne umutla başlamak, değiştirme-dönüştürme umudunu yitirmemek, tanıklığına üretkenliği ve yol göstericiliği eklemek eğer bir aydın niteliği ise bu nitelik Doğan Yurdakul’un kimliğine içkin haldeydi. Yani o, aydınlığı ve aydınlatıcılığı bir kimlik edinmiş, içinde yaşadığı tarihsel kesitte, tanıklığını yaptığı her toplumsal sorun karşısında sorumluluk duymuş bir aydındı. Devrimcilik eğer sınıflar mücadelesinde ezilenlerden yana taraf olmak ve mevcut sorunlara yanıt oluşturabilmekse, Doğan Yurdakul, gençliğinde olduğu gibi 70’inde de devrimciydi. Bu, onun için bir yaşam biçimiydi. Toplumsal meselelere kafa yormak, bunun için üretimlerde bulunmak onun yaşamsal heyecanlarının başında geliyordu.

Onun mirası, yalnızca kitaplar/yazılar değildir

Güncel meseleler kadar sorunları kökünden kavrayan bir radikalizmle de ilgiliydi. Özellikle 90 sonrasında yaşanan apolitikleşme, sınıfsal uzlaşma, sol liberalizm vb. biçimlerde dışa vuran savrulmalar onu üzüyordu, bu nedenle de sınıfsal bakış açısına özel bir önem atfederdi. Bu konuda yaptığı sohbetlerdeki içtenliği, onu sosyalizmi salt bir entelektüel üretim konusu olarak görenlerden ayırıyordu. Tam da bu nedenle onun mirası, yalnızca yazıları, kitapları değil, aynı zamanda YÖN’le başlayıp Devrim’le devam eden ve bugüne dek kesintiye uğramayan yürüyüşünün bizzat kendisidir; o yaşam yürüyüşünden kalan tüm izlerdir.

Bireysel mutluluğu toplumsal mutluluktan ayırmayan kuşaktandı

Neoliberalizmin bozucu/parçalayıcı saldırısının panzehiri niteliğindeki toplumsallaşma, bireyciliğin karşısına kolektivizmi ve dayanışmayı koyan direnç, öncelikle mutluluğun dar bireysel sınırlara hapsedilmemesini gerektiriyor. Bu duruş ve kavrayış, bireysel mutluluğu toplumsal mutluluktan ayırmaz. İçinde Yurdakul’un da olduğu ve uğrunda bedeller ödenen bu gelenekte, birey toplumu yadsımaz; çünkü “biz”in “ben”i yutmadığı, aksine çoğalttığı bilinciyle hareket edilir. Bu da kapitalizmin çıkar ağına takılmadan, kimlik oluşturmayı, özgürlüğü bireysel özgürlüğün sınırlarının dışına taşımayı sağlar. Tutsaklık dahil hiçbir koşulda bireyciliğe yönelmemek, işkence dahil ödenen hiçbir bedel karşısında toplumsal mutluluk arayışından vazgeçmemek, Yurdakul’un her an gözlenebilen mutluluğunun gerçek kaynağıydı.

Moral kaynağı

Bugün giderek kapsam büyüten meta ve mülkiyet kuşatması karşısında daha büyük anlamlar taşıyan alternatif arayışı, kapitalizmin içerdiği tehdidi, adaletsizlik ve çirkinliği doğru kavramayı ve uzlaşmaz bir tutumla mücadele hattı örmeyi gerektiriyor. Tehdidin büyüklüğü yani kapitalizmin yabancılaştırıcı etkisinin sebep olduğu toplumsal erozyon ciddiyetle ele alınabildiğinde bu, alternatif arayışı içindekilerin dik duruşunu ve moral kaynaklarını besliyor. Bu bağlamda kapitalizmle ve tüm yansımalarıyla hiçbir zaman uzlaşmamış, alternatif oluşturma mücadelesini yaşamının eksenine koymuş bir aydın olarak Doğan Yurdakul’un gidişi, muhalif kesimler için önemli bir kayıp olmuştur.

Gülümseyen yüreğiyle anımsayacağız

Oscar Wilde, “Hepimiz bir çukurdayızdır fakat bazılarımız yıldızlara bakar” der. O’nun gözü hep yıldızlardaydı ve bugün artık kendisi de sonsuzluğa yelken açarak bir yıldız oldu. O’nu uğrunda tutsak kaldığı, işkence gördüğü değerleriyle yaşatacak, hep pozitif yanıyla, gülümseyen yüreğiyle anımsayacağız.

Bize bıraktığı yarım kalan işleri tamamlayacak ve adını çok değer verdiği hocası Doğan Avcıoğlu ile aynı gökyüzüne yazacağız…

Doğan Ağabey’i aramızdan ayrılışının birinci yılında hasretle anıyoruz…

*'Elif Akkaya / Tekin Yayınevi Genel Yayın Koordinatörü

"Doğan Yurdakul’un ardından" haberi, 03 Eylül 2018 tarihinde yazılmıştır. 03 Eylül 2018 tarihinde de güncellenmiştir.

Hubbard Editör

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.