CHP''nin ''ak saçlılar''ından değişim çağrısı

CHP''nin ''ak saçlılar''ından değişim çağrısı

CHP’de bir süredir örgütlenen “Yeniden CHP Dokuz Eylül Hareketi” CHP Örgütüne dağıtılmak üzere bir broşür hazırladı.

ABC Haber Merkezi

CHP’li bir grup önceki dönem yönetici ve milletvekillerinden oluşan Dokuz Eylül Hareketi yayınladıkları "Yeniden CHP" başlıklı bir kitapçıkla değişim çağrısında bulundu. Çağrıda seçimli kurultaya gidilmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

“Cumhuriyetimizin kurucusu ve demokrasinin güvencesi partimiz CHP güç bir dönemden geçiyor. “ diye başlayan broşürde sorunlar anlatılıyor ve çözüm önerileri getiriliyor.

CHP’nin umut olmaktan uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu da ileri sürülen broşürde, şu görüşere yer veriliyor:

“ Partimizi esenliğe çıkarma görevi siyasi hafızası silinmemiş gerçek CHP’lilere, bizlere düşüyor. Önümüzdeki yerel seçimlerin kişisel hesabını yapan koltuk meraklılarını dışlayarak ve sadece CHP’nin başarısını amaçlayarak 9 Eylül Hareketi adına, örgütümüze ve seçmenlerimize sorunlarımızla çözüm önerilerimizi anlatmak istiyoruz.”

Broşürde sorun ve öneriler özetle şöyle sıralanıyor:

-Kuruluş ve kurtuluş ilkelerine geri dönmek, Kemalizm’i güncelleyerek somut çözümler üretmek, “Yeni Değil Yeniden CHP” yaratmak durumundayız.

-Kurucumuz, büyük önder Atatürk’ün sözleri bize rehber olmalıdır:

-CHP’de çok önem taşıyan “Liyakat” ve “Emek” kavramları Genel Başkan ve yönetimi tarafından bir yana atılmıştır. CHP tarihine önyargılı bakan, yaşamı CHP kavgasıyla geçmiş kişiler bir gecede PM üyeliğine ve daha sonra da Milletvekilliğine getirilmişlerdir.

Partiye yıllarını veren “Örgüt emekçileri” bir yana itilmiştir.

-CHP örgütü, 40 derece sıcak altında “Hayır” kampanyası yürütürken, gaflet ve dalalet içinde “Yetmez Ama Evet” diyenlerin daha sonra en üst kurullarda görev aldığını hayret, dehşet ve ibretle görmüştür!

-CHP’ne transfer edilen politikacı ve akademisyenler, kendi fikirlerini koruduklarını ve partiyi bu yöne dönüştüreceklerini belirttiler.

-Yine burada önemli bir gerçek karşımıza çıkmaktadır. Bu da “Değişim/yenilenme/gelişim” kavramı üzerinde yaratılan kargaşadır. Elbette “Değişim ve yenileşme”, çağın gereklerine uygun biçimde yaşamını sürdürmek isteyen her kurum için gereklidir; kaçınılmazdır.

-CHP’ni kuranlar ve kurallarını saptayanlar bu gerçeği o günden görerek DEVRİMCİLİK ilkesini Altı Ok’un içine yerleştirmişlerdir. Sürekli devrimi içeren bu ilke sayesinde, tek partili yaşamdan çok partili yaşama geçilmiş, 1961 Anayasasının omurgası olan “İlk Hedefler Beyannamesi” ilan edilmiş, koalisyon iktidarı koşulları içinde Toplu Sözleşme/Grev/Sendikal Haklar düzeni yasalaştırılmış, “Ortanın Solu” açılımı gerçekleştirilmiştir. 1990’larda bazı çevrelerin tepkisini çeken “Güneydoğu Raporu” hazırlanmıştır.

-Başkalaşma uygulamaları sonucunda en çok hırpalanan Altı Ok ilkesi Lâiklik olmuştur. Bir ülke lâik ama demokratik olmayabilir. Ama Lâik olmayan bir ülkede demokrasi olamaz!

-Osmanlı coğrafyasındaki farklı din, mezhep, etnik ve kültür yapılarının emperyalist güçler tarafından nasıl kullanıldığını çok iyi bilen ve yaşayan Atatürk, “Türk Milleti” tanımlamasını tam bir ileri görüşlülükle iki temele oturtmuştur. Birincisi insanın yüceliği, ikincisi de yurtseverlik anlayışıdır. Bu bağlamda kendi el yazısı ile “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” demiştir.

-Ülkemizde “Hesap sorulan ve verilebilen” bir düzen istiyoruz. Bu ilke demokratik bir ülkenin “Olmazsa olmaz” koşuludur. Acaba partimizde böyle bir uygulama var mı? Veya buna izin veriliyor mu?

-Önümüzde yerel seçimler var. Bu uygulama sahiplerine ve onların koyacağı kurallara bugün kim inanacaktır? Politikada çek veya senet geçerli değildir. Geçerli olan sözdür. Karşınızdakini –eğer saf değilse- bir kez kandırabilme şansınız vardır.

-Parti içinde bu tür güvensizlik yaratan olaylar biliniz ki seçmen kitlesine de yansımakta, CHP’nin inandırıcılığına gölge düşmektedir.

NE YAPMALI?

Amacımıza ulaşmak için hangi kişi ve topluluklarla çalışacağız? CHP’ni çağdaş bir anlayışla ve kuruluş amacından sapmadan nasıl yapılandıracak yenileyeceğiz?

-Bu amacı kimlerle gerçekleştireceğiz? Kimlerle birlikte olacağız?

-Yedinci kez seçilmiş, dokuz seçim kaybetmiş, verdiği sözleri tutmayan ve partiyi ekseninden kaydıran Genel Başkanla mı?

-Parlamentoya girmekten başka bir şey düşünmeyen, adını listeye yazdırdıktan sonra partinin yenilgisini umursamayan, Milletvekilliğiyle yetinmeyip büyük şehir belediyelerinin başkanlığına talip olan “Parti Oligarşisi” ile mi?

-Seçildiği zaman Genel Başkan ve çevresinin eteğinden ayrılmayan, yetkilerini kendi oyu ile devretmekten çekinmeyen, Meclis dışında kalınca da hırçın muhalefet yapan Milletvekilleri ile mi?

-Pek azı dışında, yazgılarını ön seçime değil, Genel Başkanın iki dudağından çıkan tercihe bağladığı için suskun kalan Belediye Başkanları ile mi?

-Milletvekili seçilmek amacı ile türlü listelerde yer alıp Parti Meclisine giren, Genel Başkanın sunduğu yerel ve genel seçimlerdeki aday listelerini tereddütsüz onaylayan, içinde kendi ismini göremeyince muhalefet yapan PM üyeleriyle mi?

-Bir sonraki seçimlerde Milletvekili veya Belediye Başkanı olmak umuduyla Genel Başkanın gözlerine bakan, Ankara’ya çağrıldığında koşa koşa bağlılık bildirisi imzalamaya giden İl ve İlçe Başkanları ile mi?

-Haince parti tüzüğüne sokulan elektronik üyelik sayesinde partiye giren, önseçimlerde kendi etnik/mezhep/hemşeri tercihleriyle oy kullanan, genel seçimlerde ise başka partilere oy veren naylon üyelerle mi?

Kimse CHP’den büyük değildir. Büyük olan Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisidir.

Sıfatı ve makamı ne olursa olsun kimse partinin sahibi değildir; olamaz!

Kaldı ki onlar bu sıfatlara CHP sayesinde ulaşmışlardır.

O zaman şu soru karşımıza çıkıyor: Pekiyi partinin sahibi kimdir?

Partinin sahibi, Atatürk ilkelerine yürekten bağlı, çağdaş, lâik, bağımsız ve demokratik bir Türkiye özlemiyle ve özveriyle, her seçim hiçbir karşılık beklemeden sandıklara koşan CHP seçmenidir. CHP’nin başarısı için yanıp tutuşan, her yenilgi sonrası yüreği burkulan ve bu kötü yazgıdan kurtulmak isteyen milyonlardır.

ARTIK KİŞİLERE BAĞLI HİZİPLER DÖNEMİ SONA ERMELİDİR.

Şimdiye kadar CHP’de parti içi iktidar mücadelesi yanlış bir modelle yürütüldü. Bu, “Atın önüne arabayı koymak” olarak nitelenebilir. Bir fikir, ideoloji ve strateji gereği duyulmadığı için ilkeler yerine kişiler ortaya çıkmışlardır. Bir isim, partiyi ve ülkeyi kurtaracağını söyleyerek öne atılmıştır. Siyasal yazgılarını bu kişiye bağlayan siyasetçiler de onun etrafında örgütlenerek ayrı bir hizip oluşturmuşlardır. Hizbin başındaki kişi artık “Fareli Köyün Kavalcısı”dır. Arkasına takılanlar ya başarıya ulaşacak ya da uçurumdan aşağıya yuvarlanacaklardır!

Bu model partiyi, kişilerin, hiziplerin, keyfi, ilkesiz ve denetimsiz uygulamaların kucağına atmaktadır.

CHP’de bu modelin istisnası 1965’lerde başlayan “Ortanın Solu” hareketidir. Sonunda başarı gerçekleşmiş ve Bülent Ecevit CHP Genel Sekreteri seçilmişti.

CHP’li seçmen artık yenilgilerden, emrivakilerden, imza ve rakam tartışmalarından bıkmıştır. Tek adam diktatörlüğüne karşı kendini çaresiz ve savunmasız hissetmektedir.

Onları önce “Kurtarıcılardan” kurtarmalıyız. Güvenilir ve ilkeleri belirlenmiş kadro ile ona yeniden umut aşılamalıyız. Parti ve ülkeye kamuoyunda hiziplere kapılanan değil yeniden yapılanmayı amaçlayan bir kadro olduğumuzu kanıtlamalıyız.

CHP’nin ayağa kalkması, kişileri ve Genel Başkan adaylarını aşan bir zorunluluk haline gelmiştir. Parti içi mücadelede, hangi konumda olurlarsa olsun kimsenin seçmeni umutsuz ve çaresiz bırakmaya hakkı yoktur!

Şu gerçeği artık herkes kavramalıdır. CHP’ni kişiler değil inançlı ve kararlı kadrolar kurtaracaktır.

Çok önemli bir konuyu vurgulamakta yarar var. CHP’nin karar organlarında yer alan ve eleştirilen tüm haksız uygulamalarda, tepeden inme belirlenen adaylarda, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CB adaylığında oyu ve imzası bulunan kişilerin, pozisyonları değişince tutum ve tavır değiştirdikleri ibretle izlenecek bir görüntü vermektedir.

DELEGE SİSTEMİ BIRAKILMALI DOĞRUDAN TEMSİL UYGULAMASINA GEÇİLMELİDİR.

Dünyada ve ülkemizde, iç ve dış politikadaki hızlı iniş çıkışlar ve sosyolojik yapıdaki değişmelerden sonra siyaset kurumunun hantallaştığı, eskidiği bir gerçek. Özellikle siyasi partiler gelişmelere ayak uyduramıyor.!

"Demokrasinin vazgeçilmez unsuru" olarak tanımlanan siyasi partiler mevcut yapılarıyla hızla demokrasiden uzaklaşıyorlar. Merkez yönetimlerinin (doğrudan veya dolaylı) seçtirdikleri delegelerden aldıkları oyla koltuklarını korumaları bu çürümenin ana nedenlerinden biri olarak tanımlanıyor. Avrupa'daki sosyal demokrat partiler, artık modası geçen ve parti örgütlerinin gerçek iradesini yansıtmayan "Delege Sistemini" dışlıyorlar.

Delege sisteminin adaletsizliği en çok CHP Kurultaylarına yansımaktadır. Son seçimler esas alınarak, illerin seçmen sayısı ile, CHP’nin aldığı oy hesaplandığında ilginç sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Kurultay’da her bir delegeye Ağrı’da 840, Çanakkale’de 12.649, Eskişehir’de 14.429, Mardin’de 1.095 CHP oyu düşmektedir. Bu örnekler, CHP’li seçmenlerin gerçek iradesinin Kurultaya yansımadığının en somut ifadesidir.

SORUNUN BAŞI ÜYELİK

Üye, bir partinin ana unsurudur. Üyelik sistemi iyi çalışmayan bir partinin demokratik biçimde yönetilmesi olası değildir. CHP kurulduğu andan itibaren üyeliğe önem veren bir partidir. Tek parti dönemi koşulları da dikkate alınırsa partiye girmenin oldukça zor olduğu anlaşılır. 1974’te yapılan tüzük değişikliğine kadar CHP üyeliğini engelleyen koşullar arasında “Kurtuluş Savaşı sırasında düşmanla iş birliği yapan aileden olmamak” vardı!

1974 tüzük değişikliği ile tüzüğe “Merkez Üyeliği” sistemini getirdi. Merhum Ecevit karşı çıkanlara rağmen bunu Kurultay’dan geçirdi. Zaman zaman madde sayısı değişen bazen 11 bazen 12. olan Madde, örgütlerin başına belâ, Genel Merkezlerin de gayri ahlaki bir silahı oldu. Bir gecede yüzlerce üye kaydedildi. Bugün geçmişteki uygulamaları eleştirenler, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Tüzük Kurultaylarında bu maddeleri değiştirmek yerine koruduğunu hatırlamalıdırlar. Eğer samimi olunsaydı Genel Merkezin elindeki bu yetki, örneğin “yılda yüz üye” gibi makul bir sayı ile sınırlanabilirdi.

ÇARE?

Çare, önce tüm üyelerin sıfırlanması, daha sonra belirlenen takvimlerde eğitime katılmayan, aidatını her ay bizzat partiye vermeyen ve gerekli koşulları yerine getirmeyenlerin üye yapılmamasıdır. Ayrıca partinin aldığı oylara göre o il ve ilçelerde üye kotası belirlenmesidir. CHP’ne üye sayısının çok altında oy aldığımız il ve ilçeler varken bu kota bir zorunluluktur.

Parti içi bütün seçimlerde oy kullanacak üyelerin dışında kalanların adı ise sempatizandır. CHP üyeliği kurumlaştırılmalı ve uygulamada tutarlı davranmalı, ödün verilmemelidir.

CHP’NİN TANIMI VE İDEOLOJİSİ

CHP, emperyalizme karşı savaşarak kurtuluş ve kuruluşu gerçekleştiren bir partidir.

CHP, Atatürk Milliyetçiliğinin; sosyal adaleti ve kalkınmayı temel kabul eden Devletçiliğin; yurttaşların farklı yaşam tarzlarına ve inançlarına saygılı Laikliğin; hümanist ve dayanışmacı Halkçılığın; aydınlanmanın ve demokratik Devrimciliğin partisidir.

CHP ülkemize çok partili yaşamı getirmiştir. Demokrasinin, güçler ayrılığının ve evrensel ölçülerde bağımsız yargı sisteminin ısrarlı takipçisidir.

CHP, dünyada ve ülkemizde uygulanan neo-liberal politikaların izleyicisi olamaz!

Dünyada ve Türkiye’de küreselleşmeyi benimseyen iktidarlar “Neo-Liberal Politikalar” adı altında ekonomik uygulamalar yapmaktadırlar. Bu politikalar, toplumsal eşitsizlik, ekonomik bunalımlar ve gelir dağılımında uçurumlar yaratmıştır. Neo-liberal politikalar iş ve aş sorununa çare bulamayınca cemaatçi ve ayrımcı örgütlenmeler teşvik edilmiş, dikkatler onlara çevrilmiştir.

Küreselleşme yöntemleri, metropol sermayenin kârlılığını sürdürmek için uyguladığı politikaların bütünüdür. Bu amaca yönelik olarak, dünya ekonomileri tek bir pazara dönüştürülmek istenmektedir. Bu da ulusal devletlerin denetim güçlerinin yok edilmesi, en azından sınırlandırılmasıyla olasıdır.

CHP DEVLETÇİLİĞİ NEDİR?

CHP Devletçidir: CHP’nin devletçiliği, devletin halka hizmet için yapılanmasını, katılımcı yönetimi, demokratik hukuk devletini öngörür. Bizim devletçilik anlayışımız; yurttaş devlet için değil, devlet yurttaş için anlayışının hayata geçirilmesidir. Devletin tüm ekonomik, sosyal ve siyasal hedeflerinin odağında insan olmasıdır. Özel yararlarla toplumsal yararlar arasındaki dengenin sağlıklı oluşması için getirilmiş bir güvencedir. Örgütlü sosyal piyasa ekonomisine karşı değildir. Piyasaların hata yapabileceği gerçeğinden hareketle devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün önemini kabul eder. Piyasaların halkın iradesi üzerine çıkarak devlete yön verme çabalarına karşıdır.

CHP, olarak günümüzde sosyoekonomik kalkınma açısından 6 Ok’ a sahip çıkılması gereğine inanıyoruz. Bu ilkeler eskimemiş ve donmamıştır. Çünkü dünyada küresel kapitalizm varlığını acımasızca sürdürmektedir. Küresel kapitalizm, yapısında iki temel çelişkiyi barındırıyor. Birincisi; zalimlerle mazlumlar, ikincisi ise; emek-sermaye çelişkisidir.

CHP olarak bizler, anılan iki çelişkinin mazlum milletler ve emekçiler lehine çözümlenmesi için Kemalist ideolojinin güncellenerek hayata geçmesini istiyoruz. Kemalizm halâ dünya ve Türkiye için önemini korumaktadır.

CHP, Atatürk ideolojisinin egemen unsurları olan, Devletçilik ve Halkçılık temelinde planlı karma ekonomi, tarım-sanayi-hizmetler dengesinin korunduğu sanayileşme, ulusal çıkarlara ve tam bağımsızlık ilkesine dayanan dış politikayı amaçlamalıdır. Ülkenin tüm olanaklarının harekete geçirildiği insan odaklı bir üretim ekonomisi ve hakça paylaşılan bir gelir dağılımı ana hedef olmalıdır.

Yaşanmakta olan ekonomik krizin önemli bir nedeni de sanayi ve tarım KİT’lerinin gözü kapalı özelleştirilmesidir. Bunun sonucunda kamunun elinde ekonomiyi üretici ve tüketicinin yararına olduğu kadar uluslararası sermayeye karşı koruyacak kimi araçlar da yitirilmiştir.

CHP stratejik öneme sahip ve geleceğin dünya ticaretinde ülkemizi zenginleştirecek sanayi kollarında ve tarımda yeni bir KİT modeli kurulmasını ve uygulamasını hedeflemelidir.

DIŞ POLİTİKADA CHP’DEN BEKLENEN

Büyük Atatürk’ün izlediği dış politikanın temelleri Lozan Antlaşmasının görüşmeleri ve sonuçlandırılmasında İsmet İnönü başkanlığındaki Türk heyeti tarafından atılmış ve dünyaya ilan edilmiştir. Bu politikanın özü, Türkiye’nin en büyük devletlere bile egemen eşitlik ilkelerinden ödün vermeyeceği, hiçbir ülkeye, ekonomik, ticari, adli alanlarda ayrıcalık tanımayacağı ve tam bağımsızlık hedefinden ayrılmayacağı yaklaşımıdır. Türkiye bu ilkeleri savunurken her türlü baskıya karşı koymuş, gerektiğinde Lozan Konferansını terk etmeyi bile göze almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti bu hedefler doğrultusunda hareket ettiğinde, dış politika kararlarını hiçbir zaman dış baskılara boyun eğerek almamıştır. Özellikle Hatay sorununun çözümünde, Kıbrıs Barış Harekâtının gerçekleştirilmesinde, Kardak sorununda, 1 Mart tezkeresine TBMM’nin kararlılıkla karşı çıkışında, ulusal çıkarları kararlılıkla koruyan bu ilkeli yaklaşım özenle sürdürülmüştür. CHP, tüm bu önemli sorunlarda daima kararlı ve ilkeli bir tutum izlemiş, Atatürk’ün dış politikasına sahip çıkmıştır.

Ne yazık ki, yakın geçmişte T.C. Hükümetlerinin zaman zaman bu temel yaklaşımdan uzaklaştığı görülmüştür. Özellikle AKP’nin iktidara gelmesinden sonra, Cumhuriyetin temel çizgisinden uzaklaşan politikalardan cesaret alan yabancı ülkeler Türkiye üzerinde baskı politikaları izleme cesaretini bulmuşlardır.

1 Mart 2003’te Hükümetin Meclise sunduğu tezkerede, Anayasamıza, uluslararası hukuka ve Türkiye’nin temel çıkarlarına aykırı bir yaklaşım belirlenmesi, yakın tarihimizin önemli hatalarından biri olmuştur.

ÖNERİLER

CHP, altı okun içindeki devrimcilik ilkesini uygulayarak dönemin gelişmelerini doğru okuyup değerlendiren ve yeni koşullara göre değişimi gerçekleştiren ve kendini yenileyen bir parti olmuştur. Ülkeye çok partili yaşamı getirmeyi hedefleyen CHP işe önce kendisinden başlaması gerektiğinin bilincindeydi. Yeni dönemin koşullarına göre önce CHP değişmeli ve yeniden yapılanmalıydı.

CHP BİR AN ÖNCE FABRİKA AYARLARINA DÖNMELİDİR.

Bugün ülkemiz güç koşullar içinde! Neo-liberal politikaları iflas eden AKP iktidarı bocalıyor, tek adam yönetimi genç kuşakların geleceğini karartıyor.

24 Haziran seçimlerinde cansiperane mücadele eden kitleler bugün tutunacak dal arıyorlar.

Gerçekte o dal Cumhuriyet Halk Partisidir. Ne hazindir ki CHP şimdi parti içi kavgalar nedeniyle fetret dönemini yaşıyor!

Oysa CHP Türkiye’ye en çok bugün gerekli. Ayağa kalkıp halka umut vermesi gerekiyor. Bu da partinin bir an önce fabrika ayarlarına dönmesi, YCHP gibi sıfatlardan arınıp gerçek kimliğine kavuşması ile mümkündür. Bu zor görevi örgütteki Kurultay delegelerinin yarısından fazlasının güvensizlik beyan ettiği Sayın Genel Başkan gerçekleştiremez. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlık süresi uzatılmak istenen Cevdet Sunay için söylediği gibi, “Şimdiye kadar ne yaptıysa bundan sonra da onu yapacaktır!” CHP’ni fabrika ayarlarına döndürmek artık tek başına bireylerin gücünü aşan bir aşamaya gelmiştir. Bu görev ancak CHP’ne gönül vermiş inançlı ve bilinçli kadroların özverili, ödünsüz ve beklentisiz çalışmaları ile başarıya ulaşabilir.

Gün partimize olan borcumuzu ödeme günüdür! Bu sıfatlara CHP sayesinde ulaştık. Partimiz toplum önünde bizi onurlandırdı. Şimdi çekildiğimiz köşelerden kalkmamız gerekiyor! Eğer içimizde adaylık beklentisi içinde suskunluğu yeğleyenler var ise, bilelim ki partimiz ve ülkemiz ayağımızın altından kayıyor!

Özverili örgüt emekçileri,

12 Mart ve 12 Eylül’ü CHP’li olduğu için zindanlarda yaşayanlar, çile çekenler;

Biliyoruz vefasızlığa uğradınız, alın teri ve gözyaşlarınız halâ kurumadı… Ama göreviniz sürüyor. Ömrünün tamamını CHP ile mücadeleyle geçirmiş, hatta partinin kapatılarak vakfa dönüşmesini isteyenler bugün Milletvekili hatta merkez yöneticisi olabilirler! Her şeye rağmen partinin sahibi sizsiniz. CHP bugünlere sizin özverili ve karşılıksız çalışmalarınızla geldi. CHP’ni ayağa siz kaldıracaksınız!

Demokratik, çağdaş ve lâik bir Türkiye için, Atatürk devrimlerine sahip çıkmak için, çocuklarınızın geleceği için her seçim sandığa koşan ve CHP’ne oy veren seçmenler;

CHP’nin gerçek sahibi, çilekeş örgüt emekçileriyle birlikte sizlersiniz.

“Hiçbir devlet, emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vererek mazlumlara örnek olan Türkiye Cumhuriyeti’ni sindiremez” diyerek ulusal bağımsızlığımızın simgesi 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyoruz.

Saygılarımızla.”

9 Eylül hareketi adına broşürde şu imzalar bulunuyor:

Gürhan Akdoğan CHP Bursa İl Eski Başkanı, Kemal Anadol CHP 15, 16. Dönem Zonguldak, 18, 22, 23. Dönem İzmir Milletvekili, Ergün Aydoğan CHP 23. Dönem Balıkesir Milletvekili, Bülent Baratalı CHP 22, 23. Dönem İzmir Milletvekili, Mehmet Boztaş CHP 22. Dönem Aydın Milletvekili, Ersin Ertürk CHP Eskişehir İl Gençlik Kolu Eski Başkanı, Parti Okulu Eğitimcisi, Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı CHP İzmir İli Bilim Kültür Sanat Platformu Eski Başkanı, Şahin Mengü CHP 23. Dönem Manisa Milletvekili, Onur Öymen CHP 22. Dönem İstanbul, 23.Dönem Bursa Milletvekili, Prof. Dr. Nur Serter CHP 23, 24. Dönem İstanbul Milletvekili, Enis Tütüncü CHP 18, 22, 23. Dönem Tekirdağ Milletvekili

"CHP''nin ''ak saçlılar''ından değişim çağrısı" haberi, 27 Ağustos 2018 tarihinde yazılmıştır. 27 Ağustos 2018 tarihinde de güncellenmiştir.

Hubbard Editör

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.