Cahil radyocu olur mu?

Ender USLUHep tartışılagelen bir konudur bu. Radyoculuk bir meslek midir? Hobi midir?.. “Radyoculuk bir meslektir ve bu işi erbabının yapması gerekir.'' Başka iletişim araçları için de bu tür laflar edilebilir ama benim konum...
Ender USLU
Hep tartışılagelen bir konudur bu. Radyoculuk bir meslek midir? Hobi midir?..
“Radyoculuk bir meslektir ve bu işi erbabının yapması gerekir.'' Başka iletişim araçları için de bu tür laflar edilebilir ama benim konum radyo olduğu için yazdıklarım radyoyu radyoculuğu ilgilendiriyor.
Ancak bir inşaat mühendisi bir binanın statik planlamasını yapabiliyorsa; Ancak bir kaptan bir gemiyi kullanabiliyorsa; Ancak bir tıp doktoru bir hastanın sağlığı ile ilgili ahkam kesebiliyorsa; Ancak ve kat’a bir radyocu mikrofon başında veya gerisinde hitap ettiği toplumun ruh sağlığından sorumlu tutulabilir. “Cahil Radyocu'' diye bir kavram olamaz… “Yazık acemi'' diye de bir sıfat yüklenemez radyocuya.. İlla ki mektepli bir radyocu da olmaz tabii ki.. İletişim fakülteleri kendilerini meslek okulu olarak saymıyorlar. İki yıllık diğer meslek okullarının radyo ve televizyon bölümlerinin mesleki formasyon edinilmesi bakımından çok büyük önemi olduğu kesin… Ama işin asıl okulu usta-çırak ilişkisidir ve tabii ki genel kültür ve güzel Türkçe radyonun mikrofon önünün de arkasının da olmazsa olmaz dersleridir.
Bu yazımda size bir “Radyo İnsanı''ndan bahsedeceğim. Kitap fuarı sırasında bu yıl ilk kitabı yayınlandı… Aslında bir radyocu ama kitabında yazdıkları, geçtiğimiz günlerde 4o.yaşını kutlayan ve bu zaman zarfında gözlemledikleri ile ilgili Sevgili Kardeşim Nihat Sırdar’ın..

Kitabının adı: “Otuz beş’i beklerken'' Otuz beş, Nihat’ın doğup büyüdüğü Kocamustafapaşa’dan Taksim’e gidip gelen belediye otobüslerinin hat numarası. Sunay Akın bir önsöz yazmış bu kitaba.. Demiş ki: “Nihat Sırdar’ın radyoda yaptığı ilk programı dinleyemedim ama ilk kitabının heyecanına tanık oluyorum. Eminim ki o ilk programı dinleyenler, geleceğin başarılı bir radyocusuna kulak verdiklerinin farkındaydılar. Sırdar’ın ilk kitabını okuyanlar da, yazın dünyası için aynı düşünceye sahip olacaklar.''
Sunay Akın, Nihat’ın ilk programını dinleyememiş… Ben bu programa bizzat şahit olduğum için buradan onun kaleme aldığı önsöze bir çıkma yapmak istedim…
Nihat’ı 1993 de mensubu olduğum büyükçe bir radyonun koridorlarında tanıdım ilk kez… Kolunun altında okul kitapları ve bir seferinde de yarım kilo baklava ile gelmişti radyoya… Sabahın köründe gelir, o zamanlar radyoyu idare eden Fatih Altaylı’ nın programının tonmaister’ liğini yapardı. Programcıların olmadığı saatlerde de sunucusuz müzik programlarının teknik masasını idare ederdi. Daha sonra Fatih Altaylı’nın radyodan ayrılmasıyla mikrofon deneyimleri başladı… İlk, “Nihat’la Curcuna''sabah saatlerinde, daha sonra “Nihat’la Sivrisinek'' de akşam saatlerinde dinleyicilerin tutkusu haline geldi.


(Nihat Sırdar’ ın radyoculuğa başladığı yıllardan.)
93’lü Yıllardan günümüze radyo yayınları kesintisiz süregelen sayılı radyoculardan biridir Nihat Sırdar. Dinleyici kitlesi arttıkça, sevildikçe yayın yöneticileri, editörler, yapımcılar Nihat’ dan başka projelerde de faydalanmak istediler. Televizyon, sinema gibi deneyimler edindi bu arada Nihat. Ama nihayetinde radyoculuğunun yanında sadece hazırlayıp sunduğu tek kişilik gösteriler süregeldi; bir de köşe yazarlığı. Çeşitli gazetelerde köşeler yazdı. Birkaç zamandır da “Kafa'' dergisinin en çok okunan köşelerinden biri de Nihat’ın köşesi…
O yıllardan iki resmi de arşivimden zımbalayayım istedim Sunay Akın’ ın önsözüne…
Kitapta, o zamanlar çalıştığı radyo ile ilgili de bir bölümde de şöyle demiş Nihat Sırdar:
“Yıllar geçti radyocu oldum. İlk çalıştığım radyonun maaş vermeme, verse bile mümkün olduğunca geç verme ve böylece biriken borçlarla çalışanını batırma gibi gayet emperyalist bir huyu vardı.
Bu huyundan şikayet ettiğiniz zamanlar ya muhasebe müdüründen, “Valla biz de alamıyoruz Nihat’ çım'' savunmasını duyuyor veya reklam karşılığı alınan birtakım hediyelerin size yeniden hediye edilmesiyle susturuluyordunuz.
Yine bu susturuculardan biri, Bodrum’da anlaşılan bir tatil köyünden verilen 1 haftalık tatildi.
Ve ben 20 yaşında ilk defa annem babam ve kardeşimle tatil yapma imkanı buldum.''
Nihat Sırdar’ın “Otuz beş’i beklerken'' kitabı, kitap fuarı süresince ve sonrasında en çok satanlar arasına girmesi bir rastlantı değil…
NEREDEN NEREYE?
Bu bölümde radyo ve müziğin naftalinli bohçalarını açacağız birlikte… Geçmişte yayınlanan yazılar, ses kayıtları, görüntüler ile birlikte maziye şöyle bir yolculuk yapacağız.
İlkin değerli gazeteci arkadaşım Ayfer Bayraktar’ın arşivini şöyle bir araladık bakın karşımıza kim çıktı:
Şöyle yazmış Ayfer Bayraktar 6 Ocak 1995 tarihli Dalga FM dergisinde:
“Baykuşları nasıl bilirsiniz? Sesleriyle, görüntüleriyle insanı tedirgin etmekle kalmaz, kötü haberci olarak da tanınırlar. Böyle bir inanışınız varsa ve artık kurtulmak istiyorsanız, bir gece radyonuzun frekansını Klas FM’e ayarlayın, çok farklı bir Baykuş’la tanışacaksınız.''
Evet bu fotoğraf ile de süslemiş Ayfer Bayraktar röportajını.. Herhalde tanıdınız… Tanımadıysanız yazının devamını okuyunuz lütfen:

Eskişehir’den yeni gelmiş ulusal bir radyoya kapağı atmak için gecesini gündüzüne katmış. Bu arada benim de çalıştığım radyoya gelmiş. Ben şöyle demişim:
“Sevgili kardeşim, çok yakışıklısın çok zekisin ama konuşman biraz sorunlu. Benim gibi “R'' harfi özürlüsüsün. Onun için sen bir televizyona başvur. Görüntün ile kurtarırsın zevahiri''
Benden sonra gittiği Klas Radyo’da Sevgili Ayfer’e verdiği röportaj şöyle devam ediyor:
“Klas FM’in Baykuş’u Beyazıt Öztürk, her gece 24:00 de başlayıp sabahın 04’üne kadar yaptığı programını bir “etki-tepki'' yapımı olarak tanımlıyor. Bir başka deyişle programını tepki almak için yapıyor. Amacı, insanların içindeki kötü insanı dışarı çıkarıp, gün içinde açık yüreklilikle söyleyemediklerini ağızlarından almak ve “işte siz böylesiniz'' diyerek yüzlerine vurmak. Dinleyicileri arasında “Beyaz'' olarak da tanınan Beyazıt’ın düşüncesine göre her insanın içinde belirli oranda kötülük var ve bu duygularını telefon başındayken daha kolay dışa vuruyorlar.
“Baykuş’un bugüne kadar yaşadığı en ilginç olaylar, intihar edeceğini söyleyen dinleyiciler olmuş. Onlara “şu anda beni arayacağınıza çoktan intihar etmeliydiniz. Yaşayarak zamanı boşa harcamayın'' şeklinde tepki veriyormuş. “Onlara böyle diyorum. Çünkü ölmeyi düşünen biri bunu canlı yayında söylemez. Ben olsam ölümü paylaşmam. Hayvanlar bile ölecekleri zaman bir yere saklanıp kimseye görünmeden ölümü beklerler.'' Baykuş’un intihar meraklıları hakkında düşünceleri böyle… Daha çok dinleyici toplama uğruna armağanlar verilmesine de karşı çıkıyor. Bir kediyi sevmek için eline her gün şeker verilirse, verilmediği zaman kedinin o eli tırmalayacağını düşünüyor ve insanlara saç kurutma makinesi yerine bilgi vermenin daha mantıklı olduğunu savunuyor Beyazıt Öztürk.
Beyazıt’ın bir özelliği de, “R'' harfini söyleyememesi. Ama fonetik açıdan hiç de hoş olmayan bu durum dinleyicilerin hoşuna gidiyormuş. Bundan dolayı o da yakında telaffuz edemediği harf sayısını çoğaltmayı düşünüyor…''
"Cahil radyocu olur mu?" haberi, 28 Kasım 2016 tarihinde yazılmıştır. 28 Kasım 2016 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.