Çağlar Ezikoğlu | Elmalar ve armutlar: Osman Kavala ve Gezi üzerine

Elmalar ile armutların her daim karıştırıldığı yerlerden birisidir Türkiye. Kamuoyunu meşgul eden son tartışmalardan birisi olan Osman Kavala davası da benzer bir süreçten nasibini alıyor bugünlerde. Osman Kavala davası için...
Elmalar ile armutların her daim karıştırıldığı yerlerden birisidir Türkiye. Kamuoyunu meşgul eden son tartışmalardan birisi olan Osman Kavala davası da benzer bir süreçten nasibini alıyor bugünlerde. Osman Kavala davası için söylenecek ilk husus şu ki, bu davanın evrensel hukuk ilkeleri ile bağdaşmadığına dair yapılacak bütün yorumlar şu aşamada doğrudur. Ama başlıkta da bahsetmiştik ya, elmalar ve armutlar diye. Osman Kavala’nın Gezi Parkı protestolarının finansörü olmakla suçlanması, her şeyden önce Gezi Parkı’nın ruhuna edilmiş en büyük hakaretlerden birisidir. Yani Osman Kavala, Gezi Parkı’nın finansörü veya beyni olmak gibi bir suçlamadan yargılanması abesle iştigaldir. Zira böylesi bir halk hareketinin beyni olmak Kavala gibi bir siyasi profil için pek de mümkün gözükmemektedir.
Osman Kavala hakkında 1 yıla yakın süre iddianamenin hazırlanmamış olması başta olmak üzere hukuksuz bir biçimde tutuklu kalması elbette evrensel hukuk ilkeleri gereği eleştirilmelidir. Bu noktada Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Bartu Soral’ın Osman Kavala hakkında kaleme aldığı yazıya dair çok sayıda çekince şahsımda da mevcuttur. Lakin, Soral’a yönelik tepkilerle birlikte Osman Kavala’dan bir Cumhuriyet sevdalısı çıkarma girişimlerini ibretle ve büyük bir üzüntüyle takip etmekteyim. Osman Kavala’nın hukuksuz bir biçimde siyasi iktidarın talebiyle tutuklu kalması demek, Osman Kavala’nın bahse konu siyasi iktidarın otoriterleşmesi sürecine verdiği desteklerin unutulması veya temize çıkarılması demek değildir.
Kavala’nın ve onun liberal ekibinin Gezi öncesi Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında oynadığı rol henüz hiçbir tarih sahnesinden silinmed, bu hukuksuzluklar yüzünden silinmeyecektir de. Kavala, kendisine yapılan eleştirilere cevap verirken, önce Ergenekon meselesine değinip şu sözleri söylemiş; “Ergenekon derinleştirilsin’ açıklamasında, benim de imzam olduğu doğrudur. Ancak metinden de açıkça anlaşılacağı gibi, ‘derinleştirme’den kastedilen Susurluk kazasında ortaya dökülen gizli ilişkilerin, faili meçhul cinayetlerin, devlet kurumları içindeki çeteleşmelerin aydınlığa çıkarılmasıdır.”
Öncelikle Osman Bey’in derinleştirilsin dediği Ergenekon adlı bir terör örgütünün varlığının olmadığı, geçtiğimiz günlerde yapılan yeniden yargılama sürecinde de davanın savcısı tarafından tespit edilmişti. Ergenekon kumpasını can siperane bir biçimde savunan ve yönetmiş olduğu sivil toplum örgütleriyle Ergenekon kumpaslarını yönlendiren Kavala’nın bu çabalarıyla AKP’nin Türk siyasetini daha otoriter bir biçimde ele almasına verdiği destek de unutulmayacaktır.
Cevabında Balyoz sürecindeki ilk eleştirel toplantılara verdiği destekten de bahsetmiş sayın Kavala. Aynı zamanda Balyoz sürecinde kaleme aldığı bir yazıdan bahsederek, o yazıda da Balyoz tutuklamalarına karşı çıktığından bahsetmiş. Herhalde sayın Kavala, yazının tamamının okunmayacağını düşünmüş. Zira Kavala söz konusu yazısında bahse konu bazı tutuklamaları eleştirirken, öte yandan da kumpas olduğu tüm dünyaya mal olmuş Balyoz davası gibi bir hukuksuzluğu gerçekmiş gibi şöyle anlatıyor:
"Balyoz davasında verilen kararlar bazı yorumcular tarafından darbe yapmak isteyenlere önemli bir ders olacağı şeklinde yorumlandı. Bu kararların darbe heveslileri için ciddi caydırıcı etkisi olacağı tartışılmaz. Balyoz davasında verilen cezalar, öbür kefesine ordunun gerçekleştirdiği darbeler ve bunların vahim sonuçlarının konulacağı bir adalet terazisinde tartılacak olursa, sonuçların dengeli olduğu izleniminin doğması çok mümkündür… Çetin Doğan ve bazı komutanların AKP hükümetinden rahatsız olduklarını ve hükümet aleyhine çıkışlar yaptıkları sır değil. Emin olduğumuz somut bir husus, Doğan’ın Balyoz davasına konu olan Plan Semineri’ne iç tehdit ve iç tehdidin nasıl bastırılacağına dair senaryolar eklettiği ve seminer sırasındaki konuşmalarıyla bunların Türkiye ’de yakın gelecekte olacaklara dair bir mesaj olarak algılanmasına yol açtığı.
"Bunları, hukuk devletlerinde yaptırım gerektiren sivil idareye itaatsizlik ve yetkiyi kötü kullanma örnekleri olarak niteleyebiliriz. Hatta bunları, Doğan’ın ve bazı komutanların ordu kademelerinde askeri müdahale yönünde ikna çalışmaları yaptıklarına karine olarak da değerlendirmek mümkündür."
Osman Kavala’nın bu süreçte yaptığı bu eleştirilerin temelinde ise bahse konu kumpasın hedef aldığı aktörlerden birisi olan Çetin Doğan’ın damadı olan Dani Rodrik ile olan dostluğu ve tanışıklığı yatıyordu. Zira Balyoz’a ilk karşı çıkanlardan birisiyim diye lanse edilen birisinin yukarıdaki ifadeleri kullanması son derece büyük bir çelişki barındırıyor olsa gerek.
Gezi direnişine gelirsek… Hatırlanacağı gibi Gezi Parkı’nın polislerle basılıp çadırların yakılması ile birlikte sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin dört bir yanında siyasi iktidara olan tepki çığ gibi büyümüştü. Fakat bu süreçte bu ülkenin gerçek ilerici Atatürkçü ve yurtsever Cumhuriyet sevdalıları siyasi iktidarı tüm yönleriyle köşeye sıkıştırmışken, bir anda ortaya çıkan bir takım liberal zevat tarafından da siyasi iktidar ile anlaşma çabaları söz konusuydu. Bu çabalar aynı zamanda iktidarı boyunca ilk kez bu denli bocalayan AKP için bir can suyu ve zaman kazanma fırsatı sağlamıştı.
Bu çabaların ilki de 11 kişilik bir heyetle Başbakan arasında geçen görüşmeydi. Osman Kavala hakkındaki soruşturma kapsamında gözaltına alınan akademisyen Betül Tanbay da bu heyetin içerisindeydi. Prof. Dr. Betül Tanbay'ın Başbakan'a konuşmasında, "Bu sabah Ankara’ya toplantıya gelirken 1 oyuncu, 1 öğrenci, 1 işkadını tanıdım. Hissiyatım, 3 dost kazandım. Sizi de bugün tanıdım. İnşallah bir dost daha kazanırım" dediği yazılmıştı o günlerde. Tanbay ve diğer katılımcıların siyasi iktidarı ikna çabaları sürerken, bugün Kavala’nın arkasında olmakla suçlandığı piyano çalan adam, duran adam gibi pasif direniş eylemleri ile Gezi’nin canlı dinamiği yok edilmiş ve protestolarla hız bulan süreç adeta soğutulmuştu.
Elde böylesi veriler söz konusu iken, Osman Kavala’yı Gezi’nin arkasındaki beyin diye lanse etmek hiçbir şey değilse Gezi’ye destek veren yurtsever Atatürkçü ve Cumhuriyetçilere hakarettir. Aynı şekilde Gezi’ye destek vermeyip tam tersine hükümeti savunur pozisyona geçen FETÖ ve PKK gibi örgütleri Gezi’nin arkasında göstermek de, benzer şekilde elmalar ile armutları karıştırıp kamuoyunu manipüle etme girişiminden başka bir şeye hizmet etmemektedir. Bu tarihi gerçekleri hiçbir hukuksuzluk örtmedi, bundan sonra da örtmeyecek…
"Çağlar Ezikoğlu | Elmalar ve armutlar: Osman Kavala ve Gezi üzerine" haberi, 02 Aralık 2018 tarihinde yazılmıştır. 02 Aralık 2018 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.