'Almanya'da Türk toplumu mu var? Varsa nerede?'

Işın Toymaz / StuttgartAlmanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldürmek, banka soymak ve bombalı saldırılarda bulunmakla suçlanan ırkçı terör örgütü NSU davasının müdahil avukatlarından Dr. Mehmet Daimagüler, Stuttgart kentinde...
Işın Toymaz / Stuttgart
Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldürmek, banka soymak ve bombalı saldırılarda bulunmakla suçlanan ırkçı terör örgütü NSU davasının müdahil avukatlarından Dr. Mehmet Daimagüler, Stuttgart kentinde katıldığı bir toplantıda Alman istihbaratı ve derin devlet ilişkilerine yönelik çok sert açıklamalar yaptı.
ABC’ye konuşan Dr. Daimagüler Almanya’daki Türkler ve Türk medyası tarafından yalnız bırakıldıklarını vurgulayarak “Almanya’da Türk toplumu mu var? Varsa nerede?“ diye sordu.
Alman iç istihbaratının cinayetlerdeki rolünün açıklık kazanmadığını ve Almanya’da kurumsal ırkçılığın hâlâ mevcut olduğunu söyleyen Türk kökenli hukukçu Dr. Daimagüler gazetemize yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:
NSU WATCH’A TEŞEKKÜR ETTİ
"Kamuoyunun özellikle de Türk kamupyunun ilgisine dönüp bakarsak eğer, Almanya’da Türk toplumu diye birşey olmadığını söyleyebiliriz. Varsa nerede? Biz göremedik. Türkler, bu konuda birlik ve dayanışma göstermek zorundalar. Bu davada baştan bu yana ne arkamızda ne de yanımızda ne Türkler vardı ne de Türk medyası! Önceden de neonazi ve ırkçılıkla mücadelede angaje olanlar ise NSU davasında da angaje olmaya devam ettiler. Konu politize oldu. Çeşitli stklar bünyesindeki Türk gençleri beni toplantılara konuşmacı olarak çağırmaya devam ediyor, elbette birçok stk’dan konuyla ilgili davteler geliyor. NSU Watch adlı oluşum da baştan bu yana davayı her yönüyle takibe aldı.
'TOPLUMUN BÜYÜK BÖLÜMÜ, GÜNLÜK HAYATINA GERİ DÖNDÜ'
Bununla birlikte sadece Türklerin değil Almanya’da toplumun büyük bir kısmının ise günlük hayatına geri döndüğünü görüyoruz. Medyanın ise sorumluluk taşımak zorunda olduğunu hatırlatmak isterim. Sürekli tetikte yaşamak zorunda değiliz elbette. Evet belli bir nefret var. Ve bu nefret kendiliğinden yok olmayacak.Toplumun belli bir kesiminin ise konun peşini bırakmadığını görüyoruz. Bu da bize güç veriyor. Bu ırkçıların bizi yenemediğini ortaya seriyor. Bizi ümitlendiriyor."
NSU davası avukatı Mehmet Daimagüler, Heimat (Vatan) adlı girşimimn ırkçılıkla ve ayrımcılıkla mücadele haftası çerçevesinde Haus der Katholischen Kirche’nin Eugen Bolz salonunda bir konuşma yaptı.

Büyük bir bölümünü Almanların oluşturduğu ancak vatandaşlarımızın da çoklukla aralarında bulunduğu seyirci tarafından sık sık alkışlanan ve büyük destek gören Türk avukat Mehmet Daimagüler’in açıklamalarından öne çıkanlar ise şöyle:
'5 YIL BOYUNCA YERİMİZDE SAYDIK'
- NSU davası 5 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Politik bir dava. Bu 5 yıl içinde hem bazı şeylere ulaştık diyebiliriz hem de yerimizde saydık. Davada 900’den fazla tanık ve bilirkişi dinlendi. Buna karşılık sanık masası ufacıktı. 5 sanıklık bir masa. Federal Başsavcılık sanıklara ceza verecek, dosyayı kapatacak, sonra da hallettik diyecek. Biz buna izin vermeyeceğiz. Çok önemli noktalar ışığa kavuşmadı.
'IRKÇI NSU, GERÇEKTEN DE İZOLE BİR HÜCRE MİDİR?'
- Hukuk barışı yeniden sağlanmalı. Bu hukuk barışı da yargı ve devlet herşeyi aydınlatmaya kara verdiğinde sağlanabilir. Ne yazık ki devlet üstüne düşeni yapmadı. sorular yanıtsız kaldı. Yine de ben hala hukuk devletine inanmak ve güvenmek istiyorum. Evet birçok soru açık. Örneğin, ırkçı yeraltı örgütü NSU ne kadar büyük? İzole bir üçlü hücre mi, yoksa çok daha büyük boyutta farklı bağlantıları oan bir oluşum mu?Yani 3’lü tezi doğru mu? Örneğin 900 tanıktan 24’ü bu üçlüye ev, silah, araba vs. konularında yardımcı olduğunu ve temasta bulunduğunu itiraf etti. Peki o zaman bu nasıl bir izole 3’lüymüş? 3’lü hücre tezi ile derin ilişkilerin, bağlantıların ortaya çıkmasından çekiniyorlar. İstihbarat ile ilişkilerinin gün ışığına çıkmasından endişe ediyorlar.
'POLİS ÇALIŞTIKÇA, İSTİHBARAT ÜSTÜNÜ ÖRTÜYOR'
- Muhbirleri dernek başkanlarından, örgüt yöneticilerinden, seçiyorlar. Söz sahibi olanlar, kilit noktadakiler muhbir yapılıyor. Polisler görevlerini yapmaya çalıştıkça karşı taraftan devletin memurları olayı sabote ediyorlar. Almanya Başbakanı Angela Merkel, NSU kurbanlarının yakınlarına konunun aydınlığa kavuşturulacağı sözünü vermişti. Buna karşılık Federal Başsacvılık olayı örtbas etmeye çalışıyor. Yani ortada politik bir sorun var.
- Almanya’da ırkçılık diye bir sorun var. Ceskalarla öldürüldüler. Ölenlerin de kalanların da onuruyla oynandı. Bütün kurbanlar ilk andan itibaren suçlu gösterildi. Masum olabilecekleri ihtimali söz konusu dahi olmadı. Utanmadan dönerci cinayetleri gibi isimler de taktılar. Olayın Türk tanıkları olay yerinde gördükleri kişileri tarif ettiklerinde ortaya hep nazi görüntülü tablolar çıktı.Bu tarifler de kabul görmedi. Bu ırkçılık değil mi peki?
'İNSANIN ONURU DOKUNULMAZDIR'
- Yıllarca cinayet işlediler. Devlet, siyaset kurbanları yalnız bırakmasaydı bu cinayetler de bu boyuta ulaşamazdı. Evet ırkçılık tartışmaları rahatsızlık verici. Ama ne yazık ki hakkında konuşmak zorundayız, tartışmak zorudayız.
İnsan onuru dokunulmazdır deniyor.
Alman pasaportu olanların onuru değil, parası olanların onuru değil, güçlü olanın onuru değil insanın onuru dokunulmazdır deniyor. Irkçılıkla mücadele herkesin sorumluluğu altındadır. İşin özü Federal Başsavcılık konuyu aydınlatmak istemiyor.
'MUHBİRLİK SİSTEMİ KALDIRILSIN'
- İstihbaratçıların ise muhbirlerden yardım almaktan vazgeçmesi gerekiyor, bu sistemin kaldırılması gerekiyor. Bu muhbirler gerçekten güvenilir mi? Zarar vermediklerini nereden biliyoruz? İstihbaratta muhbirlere bu kapıları açanlar nasıl kariyer yapıyor, görüyoruz. Resmi daireler tek bir şeye dikkat etseler iyi olur: Yasalara bağlı kalsınlar.
'ALMANYA’YA GÜVENİ IRKÇI NSU’DAN ÇOK İSTİHBARAT SARSTI'
- Almanya’ya ve hukuk devletine güveni neonazi Beate Zschaepe, ırkçı NSU davasının terörist sanıklarından ziyade istihbarat daireleri sarstı. Bu olayın peşini bırakmayacağız, gerçekler ortaya çıkana kadar araştırmaya deva edeceğiz. Çünkü biz halkız, kul değiliz.
'İZLERİ SİLEREK GÜVEN SAĞLAYAMAZLAR'
Hıristiyan Demokrat ve Sosyal Birlik (CDU/CSU) partilerini temsilen, ırkçı terör örgütü NSU Araştırma Komisyonu’nda yer alan Federal Meclis eski Milletvekili Clemens Binninger de toplantıya konuşmacı olarak katıldı.
Binninger’in anlattıklarından satırbaşları ise şöyle:
- Evet ortada bir güven sorunu var. Ancak hataları, izleri silerek güven kazanamazlar. Hataların, izlerin peşine düşerek, araştırarak kamuoyunun güvenini yeniden kazanabilirler.
'27 OLAY YERİNDE TEK BİR DNA İZİNE NASIL RASTLANMAZ?'
- Ceska cinayetleri serisi örgütlü bir suçtur. Bu kadar suç işlenmiş, peki DNA izleri nasıl olmaz? Tam 27 olay yerinde tek bir DNA izine rastlanmaması garip değil mi? Yoksa birileri olay yerinde bu DNA izlerini mi yok etti? Daha da tuhaf olanı olay yerinde olduğu ileri sürülen kişilerden DNA testinin talep bile edilmemesi. Bu durumda akıllara olay yerinde ''yerel yardımcılar mı vardı’ sorusu geliyor. Yani NSU davasında DNA fırsatı iyi değerlendirilmedi.
'BU DAVA YENİDEN AÇILABİLİR'
- Bu davanın yeniden açılması mümkün olabilir. Elbette sanık sandalyesine oturanlar bu davanın sonunda cezalara çarptırılacaklar ve hüküm giyecekler. Ama havada asılı duran soru işaretleri ve aydınlatılmayan noktalarla ilgili yeniden dava açılması mümkün.
'MUHBİRLERDEN VAZGEÇEMEZLER'
- Muhbirlerden vazgeçmezler. İstihbarat muhbirsiz olayları çözemez. Tıkanırlar. İslam karşıtları ile, ırkçılarla, aşırı solcu ve aşırı sağcı gruplarla mücadelede muhbir olmadan o terör gruplarının içine girmek mümkün olamaz. Ancak muhbir ile ilgili işleyiş değiştirilmeli. Muhbir enflasyonunun, denetimsizliğin ve yıllarca aynı muhbirle çalışmanın önüne geçilmesi gerekiyor. Ayrıca muhbir ya da kaynağı koruma adına cinayetlerin örtbas edilmesini anlamak ise mümkün değil.
Moderasyonu Waiblinger Kreiszeitung gazetesinden Peter Schwarz’ın üstlendiği toplantıda Stuttgart Başkonsolosu Ahmet Akıntı da hazır bulundu.

Akşamı Baden Württemberg Türk Toplumu, Türk Alman Forumu, Heimat adlı girişim ve Katolik Eğitim Merkezi tarafından ortaklaşa düzenlendi. Toplantıyı Alman basını da yakından takip etti.
Öte yandan Dr. Mehmet Daimagüler Almanca kaleme aldığı “Empörung Reicht Nicht'' (Öfke Yetmez) adlı kitabını da imzaladı.
Karanlıkta kalan NSU cinayetlerini, güvenlik ve adli birimlerin bu cinayetler karşısındaki tutumlarını ele aldığı kitabı Lübbe Yayınları tarafından okurla buluşturulmuştu.
Mehmet Daimagüler, söz konusu kitabı ile demokrasiyi nefret ve aşırılığa karşı herkesin savunması gerektiğine işaret ediyor.

"'Almanya'da Türk toplumu mu var? Varsa nerede?'" haberi, 04 Mart 2018 tarihinde yazılmıştır. 04 Mart 2018 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.