Ali Türkşen: Memleket için endişeliyim

Ali Türkşen: Memleket için endişeliyim

ALEV DOĞAN/ABC GAZETESİGayriresmi Diyaloglar’ın ilk röportajını yapmak için Ali Türkşen ile sözleştik. Daha doğrusu Tele 1’e konuk olduğu bir akşam, biraz da emrivaki yaparak sözü aldım diyelim. Kırmadı sağ olsun, ricamı...

ALEV DOĞAN/ABC GAZETESİ

Gayriresmi Diyaloglar’ın ilk röportajını yapmak için Ali Türkşen ile sözleştik. Daha doğrusu Tele 1’e konuk olduğu bir akşam, biraz da emrivaki yaparak sözü aldım diyelim. Kırmadı sağ olsun, ricamı ikiletmedi. Hikayesini bir de en yakın tanığından, eşinden de dinlemek istedim. Sağ olsunlar davetime icabet ettiler.

Biz gazeteciler için önemli bir güne, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne denk gelmiş randevumuz. Yüzlerce meslektaşımızın tutuklu, bir o kadarının da işsiz olduğu için bizim açımızdan kutlamaya değecek bir şey bulamadığımız güne yani.

Sevgili arkadaşlarım Cihan ve Emre’nin işlettiği Taksim Müşterek’te beklemeye koyuluyorum misafirlerimi. İlk röportajımı yaptığım günü hatırlıyorum da, ilk günün heyecanı ile oturuyorum bize ayrılan masaya. Müşterek’in daim müşterileri yavaş yavaş gelmeye başlıyorlar mekana.

Masalarda ortak konu memleket. Rakı masasında kurtarmaya çalıştıkları için değil, gidişattan gerçekten endişelendiklerinden konu ister istemez oraya geliyor. Türkiye tarihinin en karanlık sürecinden geçiyor çünkü. Yıllarca siyasetle işim olmaz diyenler bile şaibeli referandumdan, ''başkanlık anayasası’ adı altında Türkiye’ye giydirilmeye çalışılan deli gömleğinden bahsediyor.

Tam kararlaştırdığımız saatte kapıdan misafirlerim giriyor; Ali ve Sevim Türkşen çifti. Oturuyoruz. Sevim Türkşen ''ne kadar güzel bir mekan burası’ diyerek memnuniyetini dile getiriyor. Midesi biraz rahatsız olduğu için bize eşlik edemeyeceğini söyleyerek affımızı istiyor. Biz de rakımızı, mezelerimizi seçiyoruz. Ali Türkşen benden önce davranıyor, ''Önce siz anlatın hikayenizi. Nasıl gazeteci oldunuz’ diye giriyor söze. Anlatmaya başlıyorum. Ailemden, çocukluğumdan, üniversiteden, mesleğimden...İlgi ile dinliyorlar. Ali Türkşen biraz kızgın. Tüm bu olan bitenden, ülkenin düştüğü durumdan, bugün konuştuğumuz her şeyden. ''Bu ülkenin ilerici birikimini hafife almamak gerektiğinden’ söz ediyorum. Gülümsüyor.

Annesini geçen yaz kaybetmiş. ''Cezaevindeyken Alzheimer’ı şiddetlendi. Son üç senedir benim ben olduğumun bilincinde değildi. Fiziksel olarak kaybetmiş oldum annemi, ruhsal olarak da zaten başıma bunlar geldiğinde kaybetmeye başlamıştım’ diyor. Biraz buruluyorum,  insanın sevdiği birine demans/Alzheimer  teşhisi konmasının ne demek olduğunu iyi bilirim çünkü. 

Sonra rakılarımızı annelerimizin, babalarımızın şerefine kaldırıp, ses kayıt cihazını açıyoruz. 
''Asker bir ailede doğdum ben, Ama kendimi silahlı kuvvetlerin bir parçası gibi hissetmem, ortaokul ile başladı. Gölcük’te. 76’da Değirmendere’ye taşındık. Aslen Bursalıyız ama benim için memleket Gölcük diye başlıyor sohbete. ''Meslek seçimim konusunda Bahriye çok gözümün önünde idi, özellikle denizaltıcı olmak istiyordum’ diye ekliyor. Hayatın bizler planlar yaparken önümüze koyduğu kimi engeller, yolumuzu değiştirmemize neden olurken, bu engellerden de kimi zaman iyi şeyler doğuyor tabi, Ali Türkşen’in hikayesi de bunun en güzel örneklerinden. ''Deniz lisesini çok küçük bir farkla kaçırdım. Ama her işte bir hayır var, bu sayede Gölcük Barbaros Hayrettin Lisesi’nde eşimle tanışmış oldum’ diye açıklıyor durumunu Türkşen. Liseden mezun olurken, ciddi bir kalp rahatsızlığı geçiriyor, taşıkardinin nadir görülen bir türü. Değil asker olmak, askeri okula bile giremezsin derlerken amacına ulaşıyor.

Sonrasında Harp Okulu yılları. Onun için biraz zahmetli geçiyor. Bir anda bütün ideallerine kavuşmanın yarattığı heyecan nedeni ile derslerle, sosyal hayatın dengesi bir türlü oturmuyor. İlk yıl sınıfta kalıyor. ''Hayatımın en büyük travmalarından biridir’ diye tarif ediyor o dönemi. İkinci sınıfın sonunda hastalık tekrar nüksediyor ve hakkında ''Subay çıkış muayenelerinde belirtilecek ve yardımcı sınıfa ayrılacak’ diye bir rapor düzenleniyor. ''Kendime masa başı bir görevi yakıştıramadım. Ben de işi inada bindirerek, yapmamam gereken ne varsa yaptım. Çok ciddi bir mücadeleye girdim. Mezun oldum. Sonra SAT seçmelerine girdim ve kazandım. 89’un sonunda hayat idealime ulaşmış bir biçimde SAT komandosu oldum.’ diye anlatıyor o dönemi. O sırada sözü eşi Sevim Türkşen alıyor, ''Ali çok mütevazidir, kendinden söz etmeyi pek sevmez ama eğitimleri çok ağır olan SAT kursunu birincilikle bitirdi’ diye ufak bir bilgilendirme yapıyor. Biz de rakılarımızın ilk dublesini çoktan devirmiş oluyoruz.

Denizciler ve karacılar arasında fark var mı diye soruyorum, ''olmaz olur mu’ deyip gülümsüyor. ''Denizciler de keskin bir hiyerarşi yoktur. Çünkü deniz, doğa karşısındakinin ast mı, üst mü olduğuna bakmaz. O yüzden tam anlamı ile yol arkadaşlığı yaparsınız yanınızdaki ile. Bir de denizin bağlayıcı bir yanı vardır. Ben bugün İstanbul Boğazı’nda ayağımı suya soksam, Avustralya’da bir kıyıya kadar etki eder. Ama kara öyle değil’ sözleri ile ifade ediyor durumu. 

Sonrası biraz kötü bir dönem. ''Her şey Poyrazköy kazıları ile başladı’ diye söze giriyor. Sonrasında Mehmet Baransu, Yıldıray Oğur ve Yasemin Çongar imzalı o malum haber ve Balyoz Kumpası. ''Tam 3.5 yıl kaldım cezaevinde. Ama başıma geldiğinde şaşırmadım. 23 Mayıs 2009 tarihinde Poyrazköy kazıları ile ilgili bir ihbar mektubu geldi. Ben evde yoktum. Sevim telefon etti. Gelen savcı aynı zamanda şike davasının savcılığını yapan Mehmet Berk. Eve kadar gelmiş. Evi, işyerini hatta arabayı bile aradılar. Biz son derece rahattık çünkü korkacağımız bir durum yoktu. Ama karşımızdaki gücün bu kadar kötü olabileceğini tahmin etmiyorduk.Açıkçası memleket için endişeliyim’ diye anlatmaya başlıyor. Ali Tatar’dan söz açılıyor, hüzünleniyor biraz ''Ali çok duygusal, naif bir çocuktu, kaldıramadı o süreci’ diyor, ''O günler bu günlerin hazırlıklarıymış meğer’ diye ekliyor. Hala kızgın. Herkesçe bilinen o dönemi çok ta açmak istemiyorum.

Referanduma ve Hayırlı Konvoylar’a geliyor konu, ''Hiç şaibe olmadığını farz edelim, yüzde 51’lik bir onay ile anayasa değiştirmek mümkün değil. Yani karşınızdaki her iki insandan bir tanesi sizin dayattığınız o metni kabul etmiyor’ diyor. Hayırlı Konvoylar ile temas ettiği, tanıştığı insanlardan bahsediyor. Kızgın ama umudunu kesmiyor.

Son olarak Aikido’dan konu açılıyor. Röportajıma hazırlıklı geldim çünkü, aikidonun onun için bir hayat felsefesi olduğunu okumuştum. Soruyorum, gözleri parlıyor, ''Zaten ilgim vardı ancak iş temposu nedeni ile bir türlü başlayamıyordum. 2001’de Deniz Kuvvetleri Genel Kurmay Başkanlığı’na tayin olunca fırsat bu fırsat deyip başladım. Cezaevi dönemi  hariç düzenli olarak da yaptım. Aikido birkaç Japon sanatının birleşimi aslında. En basit ifade ile evrensel enerji ile uyum sanatı anlamına geliyor. Rakibinin sana karşı kullandığı enerjiyi, ona karşı döndürüp, kendine ve ona zarar vermeden, rakibini etkisiz hale getiriyorsun’ diye anlatıyor heyecanla, ''ama son iki yıldır yapamıyorum’ diye ekliyor.

Röportajımız bitiyor. Ses kayıt cihazını kapatıyoruz. Ama muhabbet bitecek gibi değil. Bu sefer onlar soruyor ben anlatıyorum...

aliturksen.pngaliturksen2.png

"Ali Türkşen: Memleket için endişeliyim" haberi, 07 Mayıs 2017 tarihinde yazılmıştır. 07 Mayıs 2017 tarihinde de güncellenmiştir.

Hubbard Editör

YORUM YAZ

Guvenlik kodu
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.