ABC Kritik | Av. Mustafa İlker Gürkan | Deniz Gezmiş belgeseli ve 68 Kuşağı

Türkiye''de 68 hareketinin gençlik liderlerinden, DÖB Genel Sekreteri Mustafa İlker Gürkan''ın (Genel Başkan Deniz Gezmiş''ti) dönemi ve 68 kuşağını anlatan "Güneşin Çocukları" adlı belgeselin gösterilmesi(Galası) nedeniyle 5 Kasım''da Caddebostan Kültür Merkezi''nde yaptığı konuşması.
Değerli Konuklar,
Öncelikle belirtmeliyim ki; bu program, bu çalışma özellikle 68’lerin eksenini oluşturan İstanbul Bölgesiyle ilgilidir. Çeşitli diğer Üniversite merkezleri ve buralardaki 68 gençlik hareketine yönelik yönler ele alınmamıştır. Bu durum; Lütfen Ankara İzmir, Trabzon, Erzurum v.b. 68 de yoktu, diye düşünüldüğü yada arkadaşlarımız bunları önemsememişler diye algılanmasın…
Çalışmanın adı zaten “İstanbulda Üç Bahar”dır. Bu niteliğiyle Ankaralı İhsan Karcı arkadaşımızın deyimiyle -büyük harflerle söylüyorum: “BÖLGESEL BİR BELGESEL” özelliğindedir.
İkinci bir husus: İstanbul’dan bir çok büyüğümüz, arkadaşımız, bu programda görünmemektedir. Bu da bir ihmal değil, ya aramızdan ayrılmış olmaları gibi elde olmayan bir nedenden ya da onlara ulaşılamamış olması veya yer almayı istemiyor olmalarındandır. Yoksa herhangi bir ayırımcılıktan değil.
Sizlere 68’li yıllarda İstanbul İlerici-Devrimci gençlik hareketi ve kitlesi hakkında görüşlerimizi sunacağım.
68’lerde kendilerini sosyalist olarak tanımlayan üniversiteli gençlerin iki örgütü vardı. Kuruluş tarihleri sırasıyla; Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) ve “Devrimci Öğrenci birliği” (DÖB)
Gençlik Kitlesi açısından FKF daha yaygın, DÖB ise gençlik kitlesi ve kamuoyunda daha etkin örgüttüler. Nedenlerine ve sonuçlarına burada girmiyorum. Yeri de değil…İdeolojik tutumları itibarıyla FKF “Sosyalist Devrim“ şiarını benimsiyor ve “Sosyalist Türkiye” sloganını kullanıyor, DÖB ise “Milli Demokratik Devrim” (MDD) diyor ve “Bağımsız Türkiye” sloganını kullanıyordu…FKF yöneticileri TİP’deki Boran-Aren ekibine ve Doğan Özgüdenin yönettiği ANT dergisine... DÖB yönetici ve üyeleri ise Mihri Belli, Kıvılcımlı ve Türk solu Dergisi ile D.Avcıoğlu-İ. Selçuk yönetimindeki Yön ve Devrim gazetesine daha yakındılar. Hepsini saygı ve sevgi ile anıyoruz.(Geçerken bir Anekdot; Hikmet Kıvılcımlı TİP üyesi olurken Kıvılcımlı’yı tanıtan ve “kefil üye” olarak 19 yaşındaki TİP Üsküdar İlçe Sekreteri Deniz Gezmişin imzası olduğunu hatırlatıyorum.)
Geçen sürede FKF içinde ki MDD görüşlerini savunanlar etkili olmaya başlamışlardı. Bu durum DÖB ile FKF’nin daha sıcak ilişkiler kurmasına yol açtı
DÖB’lüler bir şeyin daha yaşamsal öneminin, yakıcı biçimde farkındaydılar. BİRLİK... İlerici-Devrimci Gençliğin Birliği… Ve iki ayrı örgütte kümelenmenin, birliğe engel, en azından geciktirici etki yaptığının DÖB’ün etkin kadrolarına göre FKF ile birleşmeliydik. Bu isteğe FKF’den gelecek itirazları etkisiz hale getirmek içinde “kayıtsız şartsız FKF’ye katılma kararı” almalıydık. Oldukça sert ve fakat dramatik bir görüşme sonucu bu kararı aldık.
Klodfarer’deki FKF İstanbul Sekreterliğine gittik ve kararımızı bildirdik. Sağolsunlar FKF’li arkadaşların büyük çoğunluğu çok sevindiler. Sonra hepimiz T.D.G. Dernekleri Federasyonunu oluşturan çeşitli Fikir Kulüplerine başvurarak üye olduk. Bu stratejik yaklaşımı ilk ortaya atan kişi olmakla hep övünmüşümdür.
Olayların kısa kronolojik anlatımı şöyledir;
1) FKF ikinci büyük kongre 23-24 Mart 1968’de Ankara’da toplanır. Sn. Doğu Perinçek başkan seçilir. 3,5 ay sonra 9 Temmuz 1968’de düşürülür. Sn. Zülküf Şahin arkadaş FKF genel başkanlığına seçilir.
2-) Daha sonra ; FKF 3. Genel kurulu 3 ve 4 Ocak 1969’da İstanbul’da toplanır. DÖB, 1969’da Mart yada Nisan aylarında FKF’ye katılır. Kesin bir tarih veremiyorum. Bu dönemde FKF Genel Başkanı Sayın Yusuf Küpeli’dir. Sonunda ve Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu bünyesinde hepimiz “Birlik” olduk.
Daha ayrıntılı bilgi için, 68 Gençlik hareketi Tarihçisi Turhan Feyzioğlu’nun eserlerini okumanızı, incelemenizi tavsiye ediyorum. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.
Hani ünlü bir sözdür. “Aslanlar tarihçilerini yaratamadığı sürece tarih avcıları anlatmaya devam edecektir” diye. Aslanların bir başka tarihçisi ise birazdan seyredeceğimiz belgeselin yapımcısı Sayın Dilşad Zülkadiroğlu’dur. Bu harika eseri için hepimiz Güzel Sanatlar Akademisinden 68’li arkadaşımız Dilşad Zülkadiroğluna teşekkür ederiz
FKF-DÖB birleşmesi tarihimizde çok değerli bir emsaldir. Bu birleşme yöntemi tarihi bir değere sahiptir ve emsalsizdir. Sol harekette benzeri bir birleşme hiç olmamıştır ve olmamaktadır da. Bir tarafta kendinden ve iddialarından emin bir grup genç, yani DÖB’lüler ve diğer tarafta örgütlerine dinamizm ve etkinlik kazandırmak isteyen üniversite çevrelerinde oldukça yaygın örgütlenmiş bir gençlik gurubu yani FKF’liler. Ortak akıl bunların birleşmesi gerektiğini söylüyor ama “armudun sapı-üzümün çöpü” benzeri kaygılar. Son derece doğru bu düşüncenin “tasarıdan eyleme” dönüşmesine engel oluyordu. DÖB’ün “kitlesellik” ve “etkili hareket” amacı, “yaygınlaşmak gereğiyle” birleşince bu defa “DÖB’ün örgütsel özverisinden Birlik, yani kuvvet doğdu ve kuvvetin harekete geçmesi de Türkiye tarihine emsalsiz bir örnek sundu.
Mesele sizin öznel konumuz ve niyetlerinizde değildir. Mesele; Sizinle aynı genel ve temel amaçlara yönelik olduğunu söyleyenlerle birlik olabilmek için öznel iddialarınızdan fedakarlık yapmaktır. Bir anlamda “kendinizi-örgütünüzü feda etmeyi göze almaktır”. Birlik, sosyo politik yaşamda; bir siyasal hareket için böylesine başat bir ilkedir. Mutlak Özveri gerektirir.
Sosyo-politik yaşamda 2+2=eşittir dört etmez 6-7, 9, 10 eder siz 2 iken öbür ikiye katılırsanız bu sinerjik bir etkiye sahiptir. Dört’te kalmazsınız. FKF ve DÖB birleşmesinden doğan DEV-GENÇ’in öyküsü bunun ispatıdır. Düşünün bu günkü “Birler” birbirlerinden bağımsız-kopuk bir tarzda 1+1+1 = eşittir 3 etmiyor belki 0,3 (sıfır onda üç) ediyor. Bölünme sinerjiyi tersine işletiyor. Doğa yasaları toplumsal tarihe bir de böyle yansıyor.
Bakın bu gün Türkiye’de siyasal hayat sakattır. Sol tarafı yok denecek kadar zayıftır. Oysa kendisini sosyalist olarak niteleyen adında “parti” sözcüğü geçen ne de çok örgüt var. Lütfen bir an hayal kurun ama lütfen bir hayal edin. Sosyalist partilerimizin bir yada ikisi kalksa “biz kayıtsız şartsız filan sosyalist partiye katılıyoruz” diyebilse; sonuçları neler olur? Bununla kim coşar, sevinir; kim kızar, üzülür?
Bunu yaşadık... Yaşayarak gördük... Ben size gerçek ve gerçekçi bir deney sunuyorum ve tarihinizde böyle parlak bir örnek var diyorum.
“Tarih tekerrür etmez” denilir. Doğrudur! Elbette geçmiş canlandırılamaz ama niteliksel olarak daha üst düzeyde yenilenebilir. Sözlerimi lütfen bu kapsamda yorumlayınız.
68 Devrimci Gençlik hareketinin büyük sırrı Sağlam bir önderlik ve Kitle çizgisidir. Sınıfta, kütüphanede arkadaşın, tepeden tırnağa inanç, cesaret ve iyi niyet. Daima makul ve mantıklı. Kafasında insanlığın en yüksek değer yargıları var. Parlak bir zeka, önderiniz(Deniz Gezmiş ve yanında safiyet ve masumiyet sembolü arkadaşların. Örneğin: Cihan Alptekin, Deniz, Cihan ve diğer önder arkadaşlarımızın gençlik kitlesi ile ilişkileri üç sözcükle ifade edilebilir: Sevgi, samimiyet ve güven. Başta Deniz Gezmiş olmak üzere, diğer arkadaşlarımızdan oluşan önderler kadrosu, Gençlik kitlesi’ne, Gençlik kitlesi de önderlerine güvenirlerdi. Zaman içinde oluşan ve güvenle beslenen sevgi, kitleyi ve önderlerini birbirine sarsılmaz biçimde bağlamıştı. Bu tablo 19-20 yaşlarında çok az insana ve jenerasyona nasip olmuştur. Deniz ve 68 Gençliği...
Bir anekdot daha: 68’liler önder kadroları olağanüstü “Gençlik Liderleri” değildiler. Bir tanesi hariç Deniz Gezmiş...O, olağanüstüydü.
Eğer 68’liler olağan üstü insanlardı diyecekseniz hiç tereddüt etmeden söyleyin; bu İstanbul’daki 68’li gençlik kitlesidir, tümüdür. Zaten bu nedenle İstanbul 68’in ekseni olmuştur. İstisnai bir önderi ve öyle bir lideri üreten muhteşem bir kuşak/jenerasyondu o insanlar.
Bu kuşağın baskın niteliklerine gelirsek: Birincisi ‘Kitle Çizgisi’dir.
Kitle çizgisi; Kitlelerle birlikte hareket edebilme duygu ve düşüncesidir. Hala geçerli bir deyişle “kitlelerden bir kol boyu ilerde” olmaktır. Ne; aynı düzeyde kalarak Kitle dalkavukluğu ne de kitlerden kopuk bireysellik-küçük grupçuluk. Aklın ve eylemin kitleleri kavrayacak, tutunacak “Bir kol boyu” bu nedenle kullanılan bir benzetmedir. Bir bildiri mi yayınlayacaksın, bir sloganmı atacaksın, bir eylemmi yapacaksın, hep makul ve mantıklı bir yurttaş ne der, o’nun üzerinde hangi etkiyi yapar o ve onun gibiler hangi tepkiyi gösterir bunu hesaplayacaksın. Yani hiç durmaksızın meşruiyet arayışı. Toplumsal meşruiyet kitle çizgisinin temel koşuludur. Birincisi işte budur.
İkinci Nitelik: Saydamlık-Şeffaflık
Ya göründüğümüz gibi olmak ya da olduğumuz gibi görünmek. Bu iki yönlü yöntem kitle çizgisinin hem ön koşuludur hemde sonuçlarıdır. Sosyo-politik hayatta ön koşullar sonuçları yaratır. Bu sonuçlar hareketin yeni evresine yön verir. Egemen güçlerin sizi daima dışına çıkmaya zorlayacakları şey; kitlelerin gözünde, göründüğünüzden farklı biçimde sizi göstermek çabasıdır ya da toplumsal meşruiyetin sınırları dışına çıkarmaktır. Kuvvetle kaçınmanız gerekir bu yanlışlardan.
‘DEĞERLİ KONUKLAR 68 HAKTIR VE NAMUSTUR’
“Bağımsızlık”, “Demokrasi” haktır “Anti-emperyalizm” bir haktır “Özgürlük” de haktır. Asıl olarak hakkı emeğe dayandırmak, salt emek-gücüne değil… İnsan’ın yaratıcı, üretici O’nun ayırdedici özelliği ve niteliği olan ve yalnız İnsan’da olan; Gazi’nin deyişiyle Hakkı emeğe istinad ettirmek / dayandırmak. İşte bu paragraf; Bizim 68’dir
Düşününüz, emperyalist-sömürgeci tahakküm altında ve öz be öz vatan topraklarında, o toprakların bereketi ve o topraklardaki insanların emeğini servetlerini ve olanaklarını hayal ediniz… O emek, servetler ve olanaklar; o toprakların çocukları binlercesi ve hatta milyonlarcası “heba“ edilerek “uluslararası sermaye” tarafından gasp edildi… Bu bütün insanlığın kaybıdır…
68 bu büyük insanlık kaybına isyandı ve bu isyan; İnsanlığın ve Ulusun “Namusunu”, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Mustafa Kemal Atatürk’e sadakatin “Namusunu” temsilen 68 gençliğinin sahiplendiği bir “Hak’tı” ve “68 isyandır” denilir. Doğrudur, ne varki “eksik doğru” 68 bir karşı çıkış, bir karşı koyma eylemidir doğru ama “o kadar” değil. Karşı çıktığının yerine ne koyacağını da anlatır. Bağımsızlık ve demokrasi, tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye.
Özerk-demokratik üniversite düşününüz. Çağımız “Emperyalizm çağıdır” deniyor. Hakça tercüme edelim: “Çağımız haksızlıklar, sömürü, talan, yalan, tahakküm vb. Çağıdır.” Tanımı budur. Bunları yıkmak, yok etmek. İnsana verilmiş en güzel armağan olan dünyamızı yaşanılır kılmak, yalnız bugünler için değil, yarınlar, içinde bir “Hak’tı” ve bizim için bunu sağlamak “Namus’tu”
Bir sistem düşününüz; iki sütun üzerinde kurulu... Sömürü ve yabancılaşma… Halklar, insanlar sürekli çalıştırılacak, insan aklının ve emeğinin en görkemli ürünlerini ortaya çıkaracaklar. Bir “Özel Mülkiyet Sistemi” bin bir yöntemle ve hünerle çekip alacak üretenlerin elinden bu ürünleri. “Sömürü” düzeni sürsün diye o insanlar bu ürünlere, tamamen “Yabancılaşacak” sömürü ile mücadele etmek. Elbette ama sömürüyü perdeleyen ve bu kahrolası sömürü düzeninin sürmesini sağlayan ikiz kardeşi; “kişinin ve sınıfının” ürettiğine yabancılaşmasıdır… “68” hiç kuşkusuz “Ortak Akıl”dı. EMPERYALİST SÖMÜRÜYE VE YABANCILAŞMAYA DEMOKRASİNİN SAĞLADIĞI BÜTÜN OLANAKLARLA KARŞI ÇIKMAK 68’İN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’DEN DEVRALDIĞI BİR MİRASTI VE “NAMUSTU” BU
“NAMUS BORCUNUN İFASI” HAKTIR
68 yaşayan bir gerçekliktir. İnsanlığın övüneceği bir değerler zirvesidir. 68 haktır ve namustur.
Şimdi sözlerimi bitirirken yani sonsöz; 68’den bugüne kalan bir eserden söz edersek bu piramidin tabanı ‘Birlik’, bileşenleri ise; Meşruiyet + Kitle Çizgisi + ŞEFFAFLIK + Eylemliliktir.
"ABC Kritik | Av. Mustafa İlker Gürkan | Deniz Gezmiş belgeseli ve 68 Kuşağı" haberi, 07 Kasım 2018 tarihinde yazılmıştır. 07 Kasım 2018 tarihinde de güncellenmiştir.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.