6284 sayılı kanuna neden karşı çıkıyorlar? Fatih Erbakan'ın partisinden yazılı açıklama geldi

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Aydal iştirak ettiği bir tv programında ittifak şartı olarak AK Parti'ye 6284 sayılı kanunun kaldırılması taleplerini ilettiklerini ve pozitif cevap aldıklarını iddia etti, AK Parti kanadı ise görüşmelerde bu şekilde bir mevzunun konuşulmadığını deklare etti. Yaşanan vaka büyük bir irdelemenin fitilini ateşlerken, Yeniden Refah Partisi yazılı bir
Yeniden Refah Partisi'nin Genel Başkan Yardımcısı Doğan Aydal iştirak ettiği bir canlı yayında, ittifak kurulması için 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un kaldırılması talebinin yer almış olduğu listeyi AK Parti'ye ilettiklerini ve kendilerine 'hiçbir problem yok' yanıtı verildiğini iddia etti.
AK PARTİ İDDİALARI YALANLADI
Yeniden Refah Partisi'nin münakaşa yaratan iddiasına AK Parti adına ilk cevap ise Genel Başkanvekili Binali Yıldırım'dan geldi. Yeniden Refah Partisi'ne 'sadece nezaket ziyareti' yaptıklarını söyleyen Yıldırım, ittifak için koşul koşulan 6284 sayılı kanun ile ilgili de "Bu mevzuları asla konuşmadık" yorumunda bulunmuş oldu.
YENİDEN REFAH PARTİSİ'NDEN YAZILI AÇIKLAMA GELDİ
Yaşanan gelişmeler sonrası Fatih Erbakan'ın genel başkanlığını yapmış olduğu Yeniden Refah Partisi'nin 6284 sayılı kanuna niçin karşı çıkmış olduğu merak mevzusu olurken, partiden mevzuyla ilgili yazılı izahat geldi. Yeniden Refah Partisi Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Abdulkadir Yılmaz'ın kaleme almış olduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı; "İstanbul Sözleşmesi ve 6284 s. Kanun'a ideolojik saplantılarla yahut oy devşirme amacıyla değil; tamamen rasyonel bir şekilde sosyolojik ve hukukî perspektiften bakmak icap etmektedir. Zira bu düzenlemelere ideolojik gerekçelerle sarılmak, bu düzenlemenin sosyal ve toplumsal hayata ve en önemlisi aile hayatına getirdiği olumsuzlukları kasten görmezden gelmek demektir.
G. Orwell'ın 1984 adlı eserinde belirttiği gibi: "Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler." Amacımız milletimizin artık başını kaldırarak hakikatleri görmesi, bilinçlenmesi arzusudur. Yeniden Refah Partisi olarak bizler bu sözleşmeye ve bu sözleşmenin kanuni dayanağı olan 6284 s. Kanuna ideolojik gerekçelerle yahut oy beklentisi ile karşı çıkmıyoruz. Tamamen rasyonel, sosyolojik ve hukukî gerekçelerle, ideolojik bakış açısının antitezini üretmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken istatistiklerden istifade edip gelinen noktanın tarihi gelişimini de gözler önüne sermeye çalışıyoruz.
"RAKAMLAR KADINLARIMIZI İSTANBUL SÖZLEŞMESİYLE KORUYAMADIĞIMIZ GERÇEĞİNİ ORTAYA KOYMAKTADIR"
1) İstanbul Sözleşmesi ve 6284 S. Kanun kadınlarımızı yaşatmıyor. Tüm kamuoyunca bilindiği üzere, İstanbul Sözleşmesi ve onun kanunî dayanağı olan 6284 s. Kanun'un ortadan kaldırılması halinde kadın cinayetlerinin artacağına yönelik anlamsız korku ve endişe topluma enjekte edilerek bir algı oluşturulmakta ve "İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!" sloganı kullanılmaktadır. Peki İstanbul Sözleşmesi gerçekten kadınlarımızı yaşatmış mıdır? İstanbul Sözleşmesi, ülkemiz tarafından 11.05.2011 tarihinde İstanbul'da imzalanmış ve Sözleşmeye ilişkin Kanun Tasarısı, 24.11.2011 tarihinde 6251 sayılı Kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda yapılan açık oylamada tüm siyasi partilerin mutabakatı ile yürürlüğe girmiştir.6284 s. Kanun ise 20.03.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. O halde bu sözleşmenin ve sözleşme sonrasında çıkarılan düzenlemelerin etkisinin 2012 yılında kendisini göstermesi beklenir. "Türkiye'de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu"'nun yayınladığı verileri[1] paylaşmak istiyoruz. Verilere göre bu düzenlemelerin hiçbirisi yürürlükte değilken 2010 yılında 180 kadın, 2011 yılında 121 kadın ne yazık ki katledilmiştir. Bu düzenlemelerin yürürlüğe girdiği tarih olan 2012 yılından sonra tam bir patlama gerçekleşmiştir. 2012 yılında 210 kadınımız katledilmiş 2019 yılında bu sayı 474'e çıkmıştır. 2022 yılında ise 334 kadının öldürüldüğü, 245 kadının ise şüpheli şekilde ölü bulunduğunu açıklanmıştır. Bu artış oranı, kadınlarımızı bu sözleşme ve sözleşmenin uzantılarıyla koruyamadığımız gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.
"ASIL PROBLEM YUVALARIN DAĞILMASINA SEBEP OLAN KANUNİ DÜZENLEMELERDİR"
2) Bu sözleşme ve bu sözleşmenin kanunî dayanakları olan düzenlemeler yürürlüğe girdikten sonra açılan boşanma davaları sayısında hızlı bir yükseliş gerçekleşmiştir. Bu yükseliş tesadüf müdür? Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre 2012 yılında açılan boşanma davası 190.564 iken 2020 yılında açılan boşanma davası sayısı 246.561'e yükselerek %30'luk bir artış gerçekleşmiştir. Şimdi tam bu noktada, bu artışın sebebinin, nüfus artış hızı ve buna bağlı olarak evlilik hızındaki artış olduğu düşünülebilir. Fakat gerçek böyle değildir. İstatistiklere bakıldığında görüleceği üzere nüfus artış hızımız ortalama olarak yıllık %1'dir. Bu artış hızıyla aynı oranda evlilik yapıldığı düşünülse dahi boşanma sayısındaki artış oranının %30 değil; %8 olması gerekirdi. Ayrıca TÜİK rakamlarına göre evlilik oranı neredeyse her yıl %10 düşmektedir. (Sözgelimi 2019 yılında 542.314 iken 2020 yılında bu rakam %10,1 azalarak 487.270 olmuştur.) Bu gerekçe ve verilerle boşanmalardaki %30'luk artışın sebebinin nüfus artışı ve buna bağlı olarak yapılan evlilikler olmadığı aşikardır. Bu konuda ortaya konulan cevaplardan diğeri ise şudur: "Bu sözleşme ile kadınlar çeşitli haklara sahip olmuşlar ve bu haklara sahip olduklarını anladıkları için boşanma davası sayısı artış göstermiştir." Bu düşünceye vereceğimiz cevap şudur: Hayır! Temel haklar ve hürriyetler bu sözleşme ile garanti altına alınmamaktadır. Temel Hak ve Hürriyetleri garanti altına alan tek metin Anayasa'dır. Ayrıca aile hukukundan kaynaklı olarak eşlerin birbirlerine karşı yükümlülükleri ve dolayısıyla hakları 4721 S. Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmiştir. O halde problem nedir? Esas problem, yuvaların dağılmasına sebep olan kanunî düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler bizim toplum yapımıza, örf ve adetimize, inanış şeklimize uygun olmadığından sorunlar her geçen gün artıyor, sağlıklı bireyleri topluma kazandırması beklenen aileler, tam tersine topluma psikolojik ve moral durumu son derece kötü ve hatta kriminolojik anlamda suça eğilimli nesiller topluma entegre edilmiş oluyor.
"TARAFLARDAN BİRİ UZAKLAŞTIRILARAK UYUŞMAZLIK ÇÖZÜLEBİLİR Mİ?"
3) Evin bireyi evden uzaklaştırılmak suretiyle sorun çözülemez. Bu konuda çeşitli rakamlar ifade edilmektedir. Bunların her ikisi de paylaşılabilir. Çünkü her iki veri de birbirini tamamlamaktadır. Türkiye Aile Meclisi'nin açıkladığı istatistiklere göre 2015 yılında 269.159, 2016 yılında 318.363, 2017 yılında 410.934, 2018 yılında 516.132, 2019 yılının Kasım ayına kadar 442.935 aile ferdi yuvasından koparılmıştır. Yani 2015-2019 yıllarını kapsayan bu dönem içerisinde evden uzaklaştırılan baba sayısı neredeyse 2 milyondur. TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'nun 2019 yılında yansıyan verilerine göre ise iki buçuk yılda 746.336 baba evinden koparılmıştır.Allah aşkına soruyoruz hangi uyuşmazlık modelinde uyuşmazlığın taraflarından biri uzaklaştırılarak uyuşmazlık çözümlenebilir? Mesela bir dava düşünün, davacı mahkemeden uzaklaştırılarak çözüm bulunabilir mi? Bir arabuluculuk ya da tahkim görüşmesinde uyuşmazlığın bir tarafı uzaklaştırılarak çözüm bulunabilir mi? Hem de ortada hiçbir delil yokken ve tamamen beyanla. Nitekim 6284 s. Kanun'un 8. Maddesinin 3. Fıkrasının ilk cümlesine göre "Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz.". Oysa Türk Medenî Kanunu m. 6'ya göre: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Türk Medenî Kanunu 6. Maddesi ile 6284 s. Kanun'un 8. Maddesinin 3. Fıkrası arasındaki bu çelişkinin giderilmesi elzemdir. Evrensel bir hukuk kuralının mülga edilmeye çalışılması kabul edilemez.
"KÖTÜ İNSANIN KADIN YA DA ERKEK OLMASININ NE ÖNEMİ VAR?"
4) İstanbul Sözleşmesi'nin içine gizlenmiş gerçek tehlikelerin farkında değiliz. Her şeyden önce İstanbul Sözleşmesi'nin kadını, fakir, ikincil, güçsüz ve aciz gösterirken erkeği güçlü, zengin ve zalim göstermektedir. Asıl cinsiyetçibakış açısı işte budur. Bize göre iki tür insan vardır. İyi insan ve kötü insan. Kötü insanın kadın yahut erkek olmasının ne önemi vardır? Tek amacımız iyi insanları kötü insanlardan muhafaza etmek ve kötü insanı ıslah etmek olmalıdır.
"BU ÖRNEKLERİN HEPSİ BİRER ŞİDDETTİR VE CEZALANDIRILMALIDIR"
5) İstanbul Sözleşmesi'nin tanımlar başlıklı 2. Maddesi yalnızca kadına karşı şiddeti değil, aynı zamanda "aile içi şiddeti" de tanımlamaktadır. Bu minvalde düzenlemelerde öngörülen yaptırımların uygulanabilmesi için şiddetin yalnız hanıma yönelmesine gerek yoktur. Aynı evde yaşasın ya da yaşamasın fizyolojik, duygusal, ekonomik, ruhsal, cinsel olarak sertlik mağduru olan hepimiz bu sözleşmeye nazaran haklarını kullanabilecek ve bu kanunda öngörülen önleyici ve koruyucu tedbirlere müracaat edebilecektir. Bu durum hukukun temel ilkelerinden "suçun belirliliği" ilkesine tamamen aykırıdır.Ekonomik sertlik, duygusal sertlik, ruhsal sertlik iyi mi tanımlanacaktır ? Ayrıca bu mevzuyla ilgili metni yorumlayarak bazı örnekler de vermek istiyoruz. Bu sözleşmeye nazaran, evlilik arefesinde olan bir damat adayına, işinin ve kazancının sorulması bir ruhsal şiddettir. Aynı gelinin ötekilerden bir miktar daha pahalı olan nişan yüzüğü istemesi ekonomik şiddettir. Bu örneklerdeki gelinin ya da gelinin ailesinin cezalandırılmasını vicdanınız kabul edebilir mi? Bu sözleşmeye nazaran, sakıncalı sitelere girdiğinden şüphelenilen ya da fena dost edinmiş olduğu kabul edilen bir evladın cep telefonun anası tarafınca kurcalanması ruhsal şiddettir. Ya da savurganlık yapmasın, cebindeki parayı doğru harcamayı bilsin nedeni öne sürülerek okula giden çocuğa kısıtlı cep harçlığı verilmesi ekonomik şiddettir. Ebeveynlerin bu davranışları sebebiyle evden uzaklaştırılmasını ya da çocuğuyla ilişkisinin kısıtlanmasını vicdanınız kabul ediyor mu?
Bu sözleşmeye nazaran bir ev hanımının eşinin rıza ve haberi olmadan evinin gereksinimleri için eşinin kredini kartını kullanarak alışveriş yapması ekonomik bir şiddettir. Aynı kadının alışveriş merkezinde gezerken hoşuna giden bir elbiseyi alması ekonomik şiddettir. Aynı kadının eşinden cep telefonunu yenilemesini istemesi ekonomik şiddettir. Aynı kadının babasının vefatı sebebiyle içine kapanarak eşine sevgi gösterememesi duygusal sertlik; cinsel gereksinimlerini karşılamaması cinsel şiddettir. Bu kadının evden uzaklaştırılmasını vicdanınız kabul ediyor mu? Bu sözleşmeye nazaran, evlatlarının geleceği için bir altın hesabı açıp aylık kazancının mühim bir kısmını onlar için tasarrufa ayıran bir hanım, eşine karşı ekonomik sertlik eylemi gerçekleştirmektedir. Bu anaç yapıya haiz anneyi cezalandırmak doğru mudur? Şimdi tekrardan soruyoruz. Bu yasanın bizim toplumsal yaşantımızla, akılla mantıkla uzaktan yakından ilgili bir yanı var mıdır? Yukarıda ortaya konulmuş olan bazı örnekler size şiddetmiş benzer biçimde geldi mi?Oysa bu sözleşmeye ve uzantısı olan 6284 Sayılı Kanun'a nazaran bu örneklerin hepsi birer şiddettir ve kesinlikle cezalandırılmalıdır.
"BU KANUN YUVALAR YIKILSIN DİYE Mİ ÇIKARILMIŞTIR?"
6) 6284 Sayılı Kanun art niyetli bir kanundur. Şiddete uğradığını iddia eden kadın bu iddiasını ispatlamakla mükellef değil, sadece beyanı yeterli. Ancak sonrasında aynı kadın şikayetimden vazgeçiyorum dediğinde bu beyanı ise geçerli değil, konu kamu davasına dönüşüyor ve kocanın evden uzaklaştırması devam ediyor. Yani koca evden uzaklaştırılacağı zaman, yuva yıkılacağı zaman kadının beyanı makbul, fakat koca tekrardan eve dönüp aile birlikteliği yeniden sağlanacağı zaman kadının beyanı makbul değil. Bu nasıl bir çelişkidir ? Bu kanun yuvalar yıkılsın diye mi çıkarılmıştır ?
YENİDEN REFAH PARTİSİ OLARAK ÇÖZÜM ÖNERİMİZ NEDİR?
Yeniden Refah iktidarında adil düzen esaslı hukuk sistematiği oluşturulurken yaşantımıza, inanışımıza, örf adet kurallarına,ahlak kurallarımıza yabancı ve kültürümüze son derece uzak ülke ve hukuk sitemlerinin yasa ve değerlerini değil; aziz milletimizin inanç ve geleneklerinden oluşan ulvi değerlerimiz esas alınacak; hayatın her alanında olduğu gibi yerlilik ve millilik kavramı önceliğimiz olacaktır. Bu sebeple özel hukuk alanındaki İsviçre ve Alman hukuku, ceza hukuku alanındaki İtalyan hukuku, idare hukuku alanındaki Fransız hukuku hegemonyası kırılacak; kültürümüze, yaşayışımıza, örf ve adetimize uygun ve herkesçe kabul edilebilir düzenlemeler yapılacaktır. Bu düzenlemeler yapılırken "yaptım oldu" anlayışı terk edilecektir. Düzenlemelerin ihdasında, akademisyenler, yüksek yargı mensupları, avukatlar, başat ve savcılar, sivil cemiyet kuruluşları, kanaat önderleri benzer biçimde toplumun geniş bir kesiminin fikri ve içtimai katılımıyla yapılacak istişareler, çalıştaylar ve konferanslardan elde edilen tavsiye niteliğindeki notlar dikkate alınacaktır.
Kadınlarımızı, geleceğimizin teminatı yavrularımızı, ailelerimizi, hayvan dostlarımızı ve çevremizi koruyacak etkin düzenlemeler yapılacaktır. CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi'nin tüm yıkıcı tesirleri ortadan kaldırılacaktır. Şiddet göstereni evden uzaklaştırma metodu değil; ıslah ve rehabilitasyon metodu devreye alınacaktır. Bu süreç partimizin ortaya koyduğu "Aile Psikoloğu" modeliyle hasarsız bir şekilde nihayete erdirilecektir. Nafaka süresi 1988 öncesine uygun olacak şekilde 1 yılla sınırlandırılacaktır. Nafaka miktarı belirlenirken tarafların kusur durumu, boşanacak eşlerin yaşı, iş ve gelir durumları, ortaklaşa çocuk olup olmadığı, eğitim seviyesi, işi olmayan ise iş bulma imkân ve süresinin ne olacağı, evlilik süresi, kaçıncı evlilik olduğu benzer biçimde bazı objektif kriterlerden istifade edilecek düzenlemeler yapılacaktır. Şayet mahkeme tarafınca yapılacak soruşturma ve yargılama sonucunda boşanmada eşlerin eşit kusurlu olduğu ortaya çıkmış ise boşanmış eşlerin birbirine nafaka ödemeyeceğine yönelik karar verilmesinin önü açılacaktır. Nafaka süresinin sonunda nafaka alacaklısının mağduriyeti halen devam ediyorsa, Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen öteki bir nafaka türü olan "yardım nafakası" müessesesinin devreye alınacak; bu da mümkün değil ise nafaka alacaklısına devlet tarafınca maddi destek ya da istihdam sağlanacaktır.
Evlilik kurulmadan ilkin nikah akdini gerçekleştirecek belediye tarafınca eşlerin birbirlerine karşı olan yükümlülüklerine ilişkin eğitimler verilecektir. Bu eğitimler esnasında evlenecek çiftlerin ruhsal, sosyolojik ve moral durumları ile ilgili değerlendirmeler yapılacak; gerekirse noksan olduğu tespit edilen ya da pekiştirilmesi ihtiyaç duyulan duygu ve durumlarla ilgili olarak çiftlere destek verilecektir. Desteklenen duruma ilişkin belediye tarafınca tanzim edilecek raporlar tertipli bir şekilde Aile Bakanlığı ile paylaşılacak ve bakanlıkça toplumsal devlet ilkesi doğrultusunda çiftlerin sıhhatli bir aile yaşamı sürdürüp sürdürmediklerinin tertipli takip edeni yapılacaktır. Bu mevzuda partimizin "aile psikoloğu" projesi devreye alınacaktır. Böylece sıhhatli ve birbirine karşı yükümlülükleri mevzusunda haberdar, uzun soluklu, rahat ve mutlu evlilikler inşa edilecek ve aynı zamanda bu evliliklerden mutlu, özgüveni yüksek, geleceğe umutla bakan ve idealleri olan evlatların yetiştirilmesi temin edilecektir."
"6284 sayılı kanuna neden karşı çıkıyorlar? Fatih Erbakan'ın partisinden yazılı açıklama geldi" haberi, 13 Mart 2023 tarihinde yazılmıştır.

YORUM YAZ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.